İsa DOGAN

ÜÇ KONU: TÜRKİYENİN JEOPOLİTİĞİ, DEMOKRASİNİN EKSİKLİĞİ, FRANSIZ TERBİYESZLİĞİ


İsa DOGAN
25 Ocak 2012 Çarşamba 12:05
Dünyanın jeopolitiğinin değişmesinin getirdiği olgular sürekli bir denge paradigmasından bakıldığında anlaşılır değil mi? Sistemin devamlılığı gerginlik eksenine dayanıyorsa bir engeli (veya da düşmanı) kaldırıp yerine başka bir engel koymanız gerekir.
Bazıları bunu "medeniyetler çatışması" adı altında yeni bir paradigmaymış gibi konumlandırır. Oysa bu yeni bir paradigma değil aynı toplamlı sonucu görmek için tesis edilmiş, sitemin varlığını tesis eden bir denklemdir: Biri çıkar bir diğeri girer ama sonuç hep aynıdır. Nasıl olur da batı diye adlandırdığımız bir medeniyet düşmansız yaşayamaz? Herkesin "barış, eşitlik" dediği bir dünya da birilerini sömürmeden yaşayabilirler mi? Batı, ne zaman iç hesaplaşmaya düşse hesaplaşmayı sınırları dışına taşır, öyle çözer. Eğer bunu yapamazsa iki dünya savaşındaki manzarayı görmemek ihtimal dışı değil. Birinci dünya savaşı öncesini hatırlayın: Avrupalı büyük güçler, sorunlarını önce Afrika, sonra güneydoğu Asya, en nihayetinde balkanlarda hesaplaşmışlar. Ne zamanki paylaşacak toprak ve rant kalmamıştı, kendi içlerinde hesaplaşmaya düşmüşlerdi ve bir dünya savaşı hasıl olmuştu. Savaşta bitirilemeyen hesaplaşma bir başka dünya savaşı ile sonuçlandı. Tüm bunları yazmamın nedeni şu: Dünyanın yeni jeostratejik konseptinde "nerede duruyoruz ?" sorusunun cevabının çok önemli olduğudur. Dengeyi sağlayan engellerden miyiz, yoksa dengeyi sağlayanlardan mıyız? Bizi bölgemizde ayrı kılan tarih boyunca basamak olmayı, sömürülmeyi kabul etmeyen nadir uluslardan olmamızdır. Kaç tane devlet savaşarak, boyun eğmeyerek ayakları üzerine kalkmıştır! Birinci Dünya savaşının mağluplarından boyun eğmeyip, savaşarak topraklarının sınırlarını çizen başka bir devlet yok. Kendimizi küçük görme, hor görme hastalığımızdan bir an önce kurtulmalıyız. Siz kendinize muz cumhuriyeti yakıştırması yaparsanız, başkaları da size aynı şeklide muamele eder. Hiç olmadığı kadar paranoya 90 yılda yaratıldı. Halkına güvenmeyen, hor gören, cahil ve de gerici yaftası takan bir elitleşmiş devlet sistemi oluştu. İşte bugün geçmişin alışkanlıklarının vazgeçilmez avantajlarının ellerinden uçup gitmesi, bu elit kesimin paranoyalarını hortlattı. Düşünmeden ne de çok şeyi ezbere yapmışız! Artık yaptıklarınızı sorgulama ve de irdeleme zamanı. Türkiye geçmişte nerede ise bugün de aynı yerinde. Bu tabii birilerini rahatsız ediyor. Büyüyen bir Türkiye'ye kimse küçük hesaplarını yaptıramayacak, sesini kısamayacak.
------------------------
Demokrasi, dört dörtlük mükemmel bir sistem değil. Sadece insanlığın yaklaşabildiği en adil sistem diyebiliriz. Ama! Bu sitemin de içerisinde barındırdığı önemli aksaklıklar mevcut.550 milletvekilinin katılımıyla verilen kararla 50 milletvekilinin verdiği karar bir olur mu? Evet, bu sitemde olur. Siyasi gelecek menfaatlerinin parti disipliniyle pekiştiği bir yerde tek kişinin (parti lideri) verdiği kararların parlamentoda yasalaştığı bir sistemde kollektif etkiden bahsetmek mümkün mü? Sistemin en sakat yanlarından biride de" oy avcılığı ve de oy avı "şeklinde dizayn edilmiş siyasal rekabet alanı oluşması. Sistemin köklerinde diğer bir ifade ile genlerinde elit'i temsil etme mantalitesi hala mevcudiyetini koruyor. Halk'ın katılımı sadece elit'e meşruiyet sağlamaktan ibaret.
----------------------------------------
Fransa’nın tarihi hadiseler üzerine kanun yapması, Fransız hayranları için tam bir hayal kırıklığı yarattı.. Böylesi hadiseler bizi daha da diriltip, kendimize getiriyor. Batı denen şey işte böyle bir şey! Dün de böyleydi bugün de aynı. Sadece olan unuttuklarımızı tekrar hatırlatmaktan ibaret. Onlar için insan hakları, eşitlik, özgürlük, sadece kendi halkları için geçerli, köle ve sömürmek üzere gördükleri halklar için değil. Onlar için en iyi dost ya hep yanında olanlardır, ya da sesini çıkaramayanlardır. Eğer ki sesiniz çıkarsa sizi demokrasi dersi ile cezalandırırlar. Dün Libya, Mısır, Tunus ile sıkı dost ve de ortak iken demokrasiden bahsetmeyenlerin nasıl da bir anda 180 derece döndüklerine şahit olmadık mı? Medeniyet denilen şey geçmişin genlerini taşımaya devam eden bir kavram. Sömürge, bu ülkelerin sadece genlerinde değil, güncel politikalarında hala devam eden bir olgu. Batının medeniyet anlayışının ne kadar sahte olduğunu son yıllardaki hadiseler birer birer gösterdi. Bence bu bizim için gerçekleri görme adına çok iyi bir süreç oldu. Örnek almaya çalıştıklarımızın meğer ne kadar da yabani düşüncelere sahip olduklarını bu sayede görmüş olduk. Çokuluslu devlet yapılarına tarih boyunca sahip olmayanlar bugün azınlık haklarından bahsediyorlar. Bu iddiayı ortaya koyan devletlerin hangisinde üç dinin mabedini bir arada görebilirisiniz? Newyork’ta mı, Paris’te mi? Berlin’de mi? Hayır! İstanbul, Kudüs, Şam, Bağdat’ta görebilirsiniz. Ulusal bir devlet olan Almanya ile çokuluslu bir devlet olan Osmanlı arasında bir benzetme yapmak tam bir bağnazlık ve de cahilliktir. Fransızlar, İngilizler, Almanlar farklı ulusları sömürmeyi biliyorlar ama bir arada yaşamayı biliyorlar mı? Hayır bilemezler. Çünkü böyle bir medeniyet anlayışları yok.
Sağlıcakla Kalın.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık