İsa DOGAN

Türkiye’de kuvvetler ayrılığı varmış da haberimiz yokmuş!


İsa DOGAN
21 Aralık 2012 Cuma 10:40
 
Değerli Dostlar,
Bir aydınımız hayret etmiş başbakanın “ kuvvetler ayrılığına takılıyoruz” sözüne.
Oysa daha dün gibi insanların hafızasında değil mi 367 garabeti, Danıştay kararları, 27 Nisan bildirgesi... vs.
Anayasa mahkemesinin ve Danıştayın sayısız yerindelik kararlarını hala unutmadık.
Milletin temsilcilerinin yasa yapma hakkını gasp etmemişler miydiler?
İlkesel olarak kimse kuvvetler ayrılığına karşı değil ki!
Milletin ve Başbakanın karşı olduğu, bu ilke bahane edilerek Türkiye'deki bağnaz uygulamalardır.
Sayın aydınımız   demokrasinin olmazsa olmaz şartı olarak görüp değerlendirirken normal batı tipi demokrasisine göre bu eleştiriyi yapıyor.
Peki, Türkiye için?
Bir kaç yılda normalleşmeye geçmek o kadar kolay mı?
Bitti mi yargının ve askerin  siyasallaşması?
Cumhuriyetin kuruluşundan beri devam eden kuvvetler birliği  düzeni bu kadar çabuk ayrıştırılabilir mi?
Hayır, mümkün değil!
Türkiye’yi konuşuyorsak Paris’ten konuşmayacağız!
Başbakanın eleştirisine bakarken Paris’ten bakarsanız elbette ki şaşkınlık duyarsınız. Ama Türkiye’den bahsediyorsak hiç de haksız değil.
Dün askerin siyasete karışmasına “balans ayarı” diyenler bugün aşırı demokratik olmuşlar. Olsunlar tabii ama tutarsızlıklarını da bu kadar aşikar etmeseler daha akılcı davranmış olurlar.
5 yıl öncesindeki siyasal ortamı hatırlayın lütfen!
Anayasa mahkemesinin 1 üyesinin ağzına bakacak kadar ülkenin kaderi teslim edilmemiş miydi yargıya?
Milletvekillerinin ellerini kaos olarak gören bir zihniyet yok muydu?
Başbakanı eleştirmeden önce, kuvvetler ayrılığını savunmadan önce, kendi durduğunuz  yeri bir görün lütfen?
Tabi ki kuvvetler ayrılığı ilkesi olmazsa olmaz bir şartır demokrasi için.
Ama bizde demokrasinin yarı demokrasi olduğunu, kuvvetler ayrılığı değil kuvvetler birliğinin geçerli olduğunu görürseniz daha gerçekçi davranmış olursunuz.
Ne zaman bizde kuvvetler ayrılığı oldu ki?
Bizde sadece taş konmak istendiğinden “kuvvetler ayrılığı” ilkesi akla gelir.
O yüzden var olmayan şey için boşa edebiyat yapılıyor.
Paris’ten değil Ankara’dan konuşun!
---------------
Damdan düşmeden bu CHP değişmez!
 
CHP’nin siyaset üretememesinin en önemli sebebi nedir?
Kendini cumhuriyet tarihi boyunca gerçek iktidar olarak gördüğünden olabilir mi?
Kendini seçimle değil seçimsiz iktidar olarak algıladığından olabilir mi?
Bugün şartlar değişti. Artık  CHP2nin diğer siyasal partilerden bir farkı yok.
Ama alışkanlıklarından vazgeçemeyen, büyümek istemeyen bir çocuk var karşınızda.
Eşitlenmeyi ve rekabeti sevmiyor. Dolayısıyla da eski şartların yeniden oluşmasını hayal ediyor ve arzuluyor. Bunun için en bildiği ve uzmanlaştığı yöntemleri de denemekten vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek.
Eskiye platonik aşkla  bağlı  bir zihniyetin  yeni şartları benimsemesi  zor olduğu gibi fikir üretmesi de zor oluyor. Sürekli retorik konuşuyorlar, kuru laf ve boş vaadler söylüyorlar ve   hala eski Türk halkının var olduğunu ve kolay kandırılabileceğini zannediyorlar. Oysa halk siyasetçilerden ve bürokrasiden kazık yiye yiye dersini çoktan almış durumda. Onlarsa hala halka aynı gözle bakmaya devam   ediyorlar. İşte halk ile birleşememelerinin bir nedeni de bu.
Siyaset üremediği gibi lider de üretemiyor. Samimi olarak düşünün lütfen,  Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bu ülkeye  lider olur mu?
Ne karizması var  ne de siyasi tecrübesi!
Kişilerin iyiliği, dürüstlüğü, bilgi birikimi, saflığı, Gandi’ye benzemesi   liderlik için yeterli değildir!
Liderlik başka bir şeydir, onu gördüğünüz anda anlarsınız. Kılıçdaroğlu, başlangıçta medyadan ve elitist kesimden  aldığı elektrikle bir müddet   aşırı parlayan ve sonrasında gittikçe eskiyen ve sönen siyasi  bir karakter. Olduğundan fazla göründü ve gösterildi. Bugün bunun  acısını da siyaseten çekiyor bence.
CHP değişecekse daha ayağı yere basan, olduğu gibi olan bir liderle bunu yapabilir.
Dünya değişti ama CHP hala aynı kalıpta.
Damdan düşmeden bu CHP değişmez!
------------------
  
Koç, Ülker ortaklığının 25 yıllığına 5,72 milyar Dolarlık köprü ve otoyollar için verdiği  rakamını 3.köprü ihalesiyle karşılaştırınca bir gariplik hissetmedim değil.
3. Köprü ihalesi 10 yıl 2 ay 10 gün yapım ve işletim hakkı ile 2,5 milyar Dolar'a verilmişken 2 köprü ve birçok bağlantı yollarının 25 yıllığına 5,72 milyar dolara verilmesi size de garip gelmedi mi?

Burada ya 3.köprüyü yapan büyük zarar ediyor ya da köprü ve otoyollar ihalesini kazananlar büyük kar ediyor!
Rakamların dili böyle diyor!
Biri bunu izah etsin lütfen!
Yine bir başka özelleştirme ihalesinde
Gediz Elektrik Dağıtım AŞ'nin TEDAŞ'a ait yüzde 100 oranındaki hissenin özelleştirme ihalesi nihai pazarlık görüşmesinde, en yüksek teklifi 1 milyar 231 milyon dolar ile Elsan-Tümaş-Karaçay Ortak Girişimi kazandı.
Toplam Abone sayısı: 2 milyon 345 bin abone yani  kişi başına 525 Dolar
Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’nin (BEDAŞ) TEDAŞ’a ait yüzde 100 oranındaki hissenin özelleştirme ihalesi nihai pazarlık görüşmesinde, en yüksek teklifi 1 milyar 960 milyon dolar ile Cengiz-Kolin-Limak Ortak Girişim Grubu verdi
Toplam Abone sayısı: 4,3 milyon abone yani abone başına 435 dolar para düşüyor
Her şey bir yana Avrupa’da kriz varken bizde böylesi milyar dolarlık özelleştirmelerin yapılabilmesi ilginç.
Demek ki güven ve beklentiler yüksek seviyede.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık