İsa DOGAN

TÜRKİYE SEÇİME GİDERKEN “TÜRKİYE GERÇEKLERİ”


İsa DOGAN
29 Mayıs 2011 Pazar 17:18
Değerli Dostlar,
Ağızlarda sakız olan “ileri demokrasi” kelimesi bizim her şeyde olduğu gibi hep bir kademe ilerisine  ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.
Demokrasi yetmedi ileri demokrasi lazım!
Peki ya sonrası?
Bizim ileri ya da daha ileri  değil standart ve de bildik demokrasiye ihtiyacımız var. Ve bu standart demokrasinin içerisinde "asker darbe yapabilir, Yargı yürütmeye karışabilir" gibi aykırı tanımlamalar zaten yoktur.
O halde neden sürekli “ileri demokrasi” diyoruz?
 
Aslında bu bizim toplumsal mantalitemizde var olan bir zaafımız: üstünkörü ve hızlı geçişleri seviyoruz. Doğru yerden başlangıç yapmayı da maalesef pek beceremiyoruz.
Bu öyle bir üstünkörü geçiş  ki, medeni kanunu ve de borçlar hukunu isviçre’den, ceza kanunu İtalyan ceza hukukundan, ceza muhakemelerini ve de ticaret hukukumuzu Almanya’dan, idare hukukunu da Fransız hukukundan kopyalamışız.
Zahmet edip asırlarca kökleşen medeniyetimizden kendimize özgü yasal düzenlemeler yapılmamış. Çünkü çabucak cumhuriyet rejimi ayakları üstüne kalkmalıymış.
Bu, rejimin kötü olduğu anlamına gelmiyor, rejimin sağlam temeller üzerine inşaa edilmediği anlamına geliyor.
Peki ne oldu?
79 yıldır yürüyen topal bir rejim. Halkını anlamayan, tepeden bakan, halkına yabancı bir devlet yönetimi. Sistemde çıkan arızaları düzeltilmekle   de bitmiyor.Çünkü  yanlış  başlangıçlar üzerine inşa edilmiş.
 
Değerli Dostlar,
Yaklaşık 90 yıldır  batı demokrasilerinin modelleri üzerine bu ülkede birçok  ameliyatlar yapıldı. Onlar gibi çalışalım, onlar gibi giyinelim, onlar gibi sosyalleşelim... Gibi içimizde var olmayanlar barındırılmaya çalışıldı.
Bugün Avrupa Birliğinde çatlakların oluşmasının temel  nedeni de bu;yani uyuşmayan kültürel ve sosyal olguları bir standarta indirgeme  yanlışlığı.
Bir  Yunanlı, İspanyol, Portekizli, İtalyan  bir Alman  veya bir Fransız gibi çalışamaz, sosyalleşemez!
Tarihin yanında İklimin ve de coğrafyanın da  getirdiği bölgesel bir karakteristik yapı var. Bu yapı toplumları birbirinden kültürel ve sosyal yönden ayıran bir yapıdır. Dolayısıyla bu farklılıkları anlamak  gerekiyor. Almanya, AB’nin diğer üyelerini kendisi gibi olmaya çağırıyor. Bu, bir birliktelikten ziyade kendine egemen bir saha oluşturma çağrısına benziyor.
AB üyeleri dahi bu kadar iç içe olmalarına rağmen bir uyum gösteremezken bizden kendi normlarına uymamızı bekliyorlar.
Kimlerin normları bunlar?
Bunları evrensel yapan ne?
Evrenselliği neye göre belirleyeceksiniz?
Bir Afrikalı için  AB’nin normları hiçbir şey ifade etmediği gibi bizim için de AB'nin bazı normları bir anlam ifade etmiyor. Asırlardır uyuşmayan toplumları bu kadar basit ve kolay bir araya getiremezsiniz. Getirdiğiniz anda tarihsel ve de kültürel refleksler ortaya çıkmaya başlar.
Bizim kadar tarihsel ve de kültürel çeşitliliğe sahip değillerken kendisini anlamayan AB bizi hiç anlayamaz.
Bugün Türkiye’nin dört yanını gözeten,dış politika çeşitliliği sağlamış  olması  artık bazı gerçekleri anladığımızı gösteriyor.
 
Değerli Dostlar,
Günlük bir gazete yazarı olsam inanın Kılıçdaroğlu kadar iyi bir malzemeyi kullanmayı ihmal etmezdim. Çok ilginç ve de tutarsız bir lider olmasının yanında bu kişinin CHP’nin genel başkanı olması konuyu daha da ilginç hale getiriyor.
Nereye gitse farklı vaadler dile getiriyor. O kadar da kolay ağızdan çıkıyor ki bu vaadler insanın inanası gelmiyor. Dün de (23.05.2011) Hakkâri’de “özerklik”  dedi.
Şaşırdınız mı?
Ben hiç şaşırmadım. Zira o kalabalığın nedeni de bu açılımın beklentisiydi.
İşin başka ilginç yanı MHP liderinin hiç CHP’yi eleştirmemesidir. Tüm konsantrasyonlarını AK Partiye yöneltmiş olmalılar ki, bunları duymuyorlar, görmüyorlar.
MHP’nin şu algıyı kırması lazım: CHP ve MHP mümkün olursa koalisyon hükümeti kuracaklar.
Bakın bu algı muhafazakar seçmenini ister istemez MHP’den uzaklaştırıyor. Kanaatimce yanlış kulvar üzerinden siyaset yapılıyor.
Oysa MHP,  CHP ve DTP üzerinden  propagandasını yapsa AK Partili seçmenden de oy alır. Çünkü böylesi bir  politika muhafazakar seçmen için alternatif  teşkir eder ki, Türkiye’deki  seçmenin   muhafazakar ağırlıkta olduğunu düşürsek daha akılcı davranılacağı kanaatindeyim.
Oysa CHP ile aynı saftaymış gibi bir siyaset anlayışı gerçekten muhafazakâr milliyetçi seçmeni ürkütüyor.
Ben burada AK Partiyle kolkola olsun demiyorum, bu kadar gözü kapalı AK Partiye saldırmasınlar diyorum. Elbetteki eksiklikler ifade edilecek, eleştirilecek. Ama etrafta neler oluyor diye de bakmak lazım değil mi?
Sizce burada bir yanlışlık yok mu?
 
Değerli Dostlar,
Biz toplum olarak  duygusal bir milletiz. Hatırlayın; sırf boyuna posuna göre karar verdiğiniz anlar olmadı mı? Hiç  kültürel veya mezhepsel, bölgesel yakınlığınızdan  dolayı karar verdiğiniz olmadı mı?
Dürüst olalım! Bugüne kadar bu tarz ölçeklerle seçtiklerimizden nasıl bir hizmet bekledik?
Hizmet beklemedik dahi  de mi?
Önemli olan duygusal yakınlığımızla ilintili birinin orada olmasıydı değil mi?
Yani geçmişi sorgularken kendimizi de sorgulayalım. Esasında buradaki sorun halkın meclise güvenip güvenmediğiyle alakalıydı. Halkın meclise inancı yoktu.
Son yıllarda yaşanan değişim ve dönüşüm bu anlayışı da yıkmaya başladı. Halk seçtiklerinden artık gerçekten de hizmet bekliyor.
 
Aslında arkamıza dönüp baktığımızda ne kadar hızlı yürüdüğümüzü görebiliriz. Bu hakikaten çok ilginç. Dün  gibi olan şeyler, bugün baktığımızda sanki aradan on yıllar geçmiş gibi geliyor. Bazılarındaki huzursuzluk da bu hızlı  değişim ve dönüşümden geliyor. Tıpkı daha 8 yıl öncesinde şirketinin bilançosunun %60’nı tahvil ve bono faizi gelirleri ile oluşturan şirketlerin reel üretime geçmek zorunda kalmaları gibi.
Birilerinin rahatı bayağı bir bozuldu yani!
Birilerinin statüsü bayağı bir sarsıldı yani!
............
 
Seçime giderken dönüp bir arkanıza bakın bence!!
Sağlıcakla Kalın

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık