İsa DOGAN

Türkiye bu coğrafyanın tek kurtuluş reçetesidir!


İsa DOGAN
3 Kasım 2014 Pazartesi 07:07
Değerli Dostlar,
Günlerdir yaşanan olayları gözlemliyor ve anlamlandırmaya çalışıyorum.
En sık kullanılan kelime: İhanet
O kadar sık duymaya başladık ki bu kelimeyi, artık içerdiği  anlamın gücü ve etkisi yetersiz kalıyor.
Kelimelerin de yüzü eskiyor!
Peki, ne oldu?
Neden eski düzeni değiştirmemize, hakların iadesini vermemize, daha yumuşak bir yönetim anlayışı benimsememize... vs  rağmen Kürt vatandaşlarımızı devlet ile kucaklaştıramıyoruz?
Acaba geç mi kaldık geçmişin günahlarını telafi etmekte?
Geçmişin baskıcı, otoriter, hak tanımaz anlayışları bir Kürt neslinin   Türk düşmanı, devlet düşmanı olarak büyümesine sebep olmuş olabilir mi?
80 ve 90’ların Kürt çocukları bugün sokakları ateşe veriyorlar!
Peki neden?
Bu çocukları bu kadar canavar yapan şeyler sadece geçmişimizin kötü hatıraları mı?
Elbette ki hayır!
Başka etkenler de var elbette.
En önemlilerinden biri ekonomiktir. Türkiye’nin eğitimsiz, niteliksiz kesiminin ekseriyetini Kürtler oluşturur. Kısacası refah seviyesi ne kadar düşükse o toplumu sokaklara dökmek o kadar kolaydır.
İşte bu yüzden sokaklarda hep fakir çocuklarını görürsünüz!
Türkiye büyüdükçe, değerlendikçe içimizdeki hastalıklarımız, kusurlarımız da birileri için değerleniyor.
İşte Kürt vatandaşlarımızı başkaları için değerli kılan da bu: Türkiye’nin tekerine konacak her takoz başkaları için değerlidir.
Bu takozun yok edilmesi için dengeli bir refah dağılımının sağlanması şarttır. Herkes bunun farkında ama birileri yol, okul, havaalanı, hastane... vs gelmesin diye türlü engeller çıkarıyor. Adeta Kürt halkının geri kalmışlığa mahkum edilmesi isteniyor. Bölge kalkındıkça sokakları yakacak insan bulmak zorlaşacak!
Dünya haritasını şöyle bir açın ve bulunduğumuz coğrafyayı inceleyin.
Türkiye nerede duruyor?
Batı’sında Demokrasi, Doğusunda Otokrasi olan bir köprü gibi demokrasiden otokrasiye, otokrasiden demokrasiye doğru eğilimlerin olduğu karma bir sistemin içinde yaşıyoruz.
Batı, bizim ne tam olarak demokrasi ne de tam olarak otokrasi ile yönetilmemizi istiyor. İstedikleri bir köprü vazifesi görüp, arada bir yerde durmamız, ihtiyaçları olduğunda kullanılmamızdır.
Neden Doğumuzda  demokrasi ile yönetilen bir ülke yok?
Cevabı Batımızda neden otokrasi yok ile aynı aslında!
 
Batı için otokrasi Nazi katliamlarını doğuran kötü hatıralar barındırır. Bu nedenle otokrasiyi kendilerinden  uzaklarda, rahat kullanabilecekleri coğrafyalarda kullanıyorlar.
Ortadoğu için demokrasi kurtuluş reçetesidir. Ama sahip olduğu yeraltı zenginlikleri neniyle halkın tercihlerine bırakılamayacağı için Batı’nın demokrasiye müsaade etmeyeceği aşikardır.
Sömürge dönemi isim değiştirip emperyalizm olmuştu. Emperyalizm ise isim değiştirip küreselleşme adını aldı.
Dostlar,
Sömürgecilik hala devam ediyor!
Türkiye sömürgecilik kuşağının üzerinde yer aldığı için bu kadar değerli.
Eğer Türkiye’de demokrasi istikrar kazanırsa, Doğu için model olmakla kalmayıp, Ortadoğu için “yapabiliriz! “ inancı yeşermeye başlar
İşte bu inanç, en tehlikeli silahlardan daha tehlikelidir Batı için!
Oysa Türkiye için planlanan şey arada bir şeydi. Yarı demokrasi yarı otokrasi temelinde istikrarsız, yönünü kaybetmiş, ne Batı’sı için ne de  Doğu’su için model olamayacak kadar karmaşık bir yapı öngörülmüştü.
Türkiye ise sadece köprü olmak için değil aynı zamanda konaklama, ticaret, sanayi, kültür merkezi de olmak istiyor. Türkiye böyle isterken, Batı sömürgelerine yakın güçlü bir Türkiye istemiyor.
Son günlerde olan olayları bu bakış açısı üzerinden düşünmenizi rica ediyorum.
Nasıl ki Saddam zulmünden yüz binlerce Kürt Türkiye’ye sığınmıştı, bugün de tek sığınılacak kucak Türkiye’dir!
Neden?
Neden insanlar zalimlerin zulmünden Türkiye’ye sığınıyorlar?
Sorgulayın bir tarih hafızanızı?
Kim ne kadar algı operasyonu yaparsa yapsın, tarihin bu topraklarda verdiği mesaj açıktır: Türk milleti düşmanına dahi aman demişse şefkatle muamele eder!
Bizi tarihimizde güçlü kılan şey sadece savaşçılığımız değildi, medeniyet anlayışımızdı.
Bize türlü sıfatlar addedebilirler, bizi türlü suçlarla küçük düşürmeye çalışabilirler ama yarın üzerimize yapışmayan çamurlar kuruyup, tel telk dökülürken gerçeğin ışığında tarihin hafızası yeniden canlanacaktır.
Biz sabırlı, metanetli bir milletiz!
Bizi güçlü kılan da bizim bu tür karakteristik özelliklerimizdir.
Bizi suça, karanlığa, kaosa  zorlayanlara inat doğru yoldan ayrılmayacağız!
Biz bu coğrafyanın tek kurtuluş reçetesiyiz!
----------
Türkiye’de mesleği eylemci olan bir kitle var. Bu kitle  her hadisede sokaklara çıkıyor, yakıyor, yıkıyor, sonra da gelecek eylem sırasına kadar normal hayatlarına geri dönüyorlar.
Son olan olaylarda da görüldüğü gibi ünlü Fransız yazar Le Bon’nun kitle psikolojisi tezi bir kez daha geçerliliğini göstermiş oldu: Kitlelerin hareketinde insanilik değil,  hayvanilik hakimdir. Bir öğretmenin, Hakimin, savcının nasıl ki statlarda kendi takımları için tribünlere uyup kötü sözler söylemesi dışarıdan bakana garip geliyorsa, işte sokakları yağmalayanların da benzer kitle psikolojileri vardır. Kitle hareketlerinde insanların statüsü, bilgisi, görgüsü önemli değildir, kitle tüm bu tekil özelliklerden bağımsız olarak hayvani güdülerle hareket eder.
İşte bu yüzden kitle hareketleri tehlikelidir. Çünkü kitlenin ne istediğini tespit edemezsiniz, zaten ortak bir istek de olmaz. Tek çözüm yolu kitlelerin büyümesini engelleyerek, zamanla küçülüp marjinalleşmesini beklemektir.
Eğer kitleler sürekli büyüyorsa bu artık halk hareketi olma yoluna girer. Gezi’de bu denendi, hem de  bir çok sembol, ikon, söylem, kutsal  kullanılarak.
Şimdi gelelim Kobani bahanesiyle barbarlık yapanlara!
Barbar diyorum, çünkü okulları, müzeleri, hatta hastaneleri yakanları, vatandaşların arabalarını, iş yerlerini talan edenleri başka bir şekilde izah edemiyorum.
Geçmişteki devlet politikalarının verdiği acıları anlıyoruz, anladık.
Ama devlet, hükümet geçmişi silmeye çalışırken yapılan bu barbarlıklar geçmişi bu kez ters manada akıllara getirtiyor.
Tıpkı İsrail’in yaptığı gibi!
Nasıl ki Nazi zulmünden dolayı Dünya Yahudilere mağdur gözüyle bakıp onları anlamaya çalışırken, İsrail’in yapmış olduğu zulümler  Yahudilere  gösterilen bu iyi anlayışın sona ermesine ve aksine geçmişi reva görecek derecesinde yorumlanmasına  sebep olmuştur, Kürtler de benzer davranışları sergiliyorlar.
Mağdurluk bir yere kadar anlayış sağlar!
Sanki tüm bu barbarlıklar Türkleri Kürtlere karşı nefret uyandırmak için yapılmış!
Bunun Kürde faydası  olmadığı gibi aksine zararı var!
Operasyonun iki yüzü var: Türk Kürt’ten, Kürt de Türk’ten nefret etsin, birbirlerinden kopsunlar!
HDP artık  açık bir  karar vermelidir. Hem çözüm süreci deyip hem de AK Partiyi, hükümeti firavun yerine koyamazsınız.
Evet, bölgedeki tek siyasal rakipleri AK Partidir. Bu nedenle de varlık sebeplerinin yok olması karşılığında gelecekteki yerleri için endişelenebilirler. Ama bu endişeyi Kürt halkının menfaatlerinin ötesine taşımaları hem onlar için hem de Türkiye için bir sorundur.
Kobani’de sivil yokken nasıl oluyor da hala soykırım endişesi duyuluyor?
Türkiye koridor açsın, silahların geçişine izin versin?
Kime?
PKK’lı teröristlere!
Siz bu ülkeyle dalga mı geçiyorsunuz?
Siz Türkiye’yi dün kurulan bir devlet mi zannediyorsunuz?
Hem PKK ne zaman bir yeri geçmek için koridora ihtiyaç duymuş ki?
Mesele şu: O bölgede bir insan dahi kalmasa Kobani’nin kaybını bölgede yaşayan Kürtler üzerinde farklı göstermektir. Yani ipe un serilip sorumluluğu Türkiye üzerine yıkmak istiyorlar. Bu algı ile bir Kürt toprağının kaybedilmesinin dramatik sonuçlarından Türkiye sorumlu tutulacaktır.
Nasıl birileri Türkiye dışındaki Türkmenler için hükümeti sorumlu tutuyorlarsa, aynı oyun Türkiye dışındaki Kürtler için de söz konusu!
Zaten Batı medyasında bu tür algı çalışmalarını uzun zamandır görüyoruz.
Özellikle Alman medyasında net bir Türkiye karşıtlığını görebilirsiniz.Batı medyası her zaman olduğu gibi yaşanları farklı perspektiften görüp,değerlendiriyor.
Bir tane resim ve ya yazı  göremezsiniz ki, Kürt eylemciler  okulları, Müzeleri yakıp yıktılar, yağma yaptılar!
Onlar sadece Kobani üzerinden Kürtlerin eylem yaptığını, Türk polisinin de onlara karşı koyduğunu yazıyorlar.
Yani tipik Yahudi taktiği!
Masumiyet üzerinden Kürtlere sempati, Türklere kötü gözle bakılmasını sağlayan algı çalışmaları!
Buradan Kürt kardeşlerime şunu söylemek  istiyorum:
Almanya, Fransa ....sizi siz olduğunuz için değil, Türkiye’ye takoz olmanız konusunda  menfaatlerine yaradığınız için seviyorlar.
Yani, Türkün kötülüğüyle doğru orantıda sizi seviyorlar!
Türk Kürk’ün, Kürt de Türk’ün alternatifi, tersi, düşmanı  değildir!
Aksine tarih boyunca yan yana olmuşlardır, birbirinin tamamlayıcısıdırlar!
Yakın tarihimizdeki kötü hatıraların mimarları da yine o Osmanlı sonrası Türkiye’yi planlayan Batı’dır.
Batı’nın tarihi planlarında Kürt ve Türk bir arada olmamalı tezi yatmaktadır.
Kitabın ilk sayfasından okumazsanız, son sayfalardaki yazanları derinlemesine anlayamazsınız.
İki insan  küser, er ya da geç onlarca yıl geçse de barışırlar. Biz 1000 yıl beraber yan yana yaşamışken aramıza  Fransız ve Alman’ın girmesiyle bu kadim beraberliği tarihin çöplüğüne atabilir miyiz?
Atamayız!
Çünkü kaderimiz bir!
Batı’nın son yıllardaki bu yoğun anti Türk algı çalışmalarının gelecekte daha nasıl oyunlar göreceğimiz konusunda tahmini bir şeyler söylüyor olmalıdır.
Buna bugünden daha hazır bir şekilde hazırlanmalı  ve cevap verebilmeliyiz!
Batı, tarihte de olduğu gibi sebepsiz yere sevmez!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık