Mustafa TURANOGLU

Sözde Vardır Zülfi Yare Dokunur


Mustafa TURANOGLU
14 Mart 2016 Pazartesi 11:30
Söz vardır ki muhabbeti yaralar
Söz vardır ki bir çok kapı aralar
Söz vardır ki ciğerleri pareler
Söz de vardır cümlelerin gülüdür

Söz vardır ki lakırdıdan ibaret
Söz vardır ki azı eder kifayet
Söz vardır ki göğe kurar imaret
Söz de vardır söylense de ölüdür

Söz vardır ki meclislerden dışlanır
Söz vardır ki not edilir fişlenir
Söz vardır ki nakış gibi işlenir
Söz de vardır kelamın sümbülüdür

Söz vardır ki etle tırnak ayırır
Söz vardır ki baygın duysa ayılır
Söz vardır ki hak kitaptan sayılır
Söz de vardır şeytanların yoludur

Söz vardır ki boşa yorar çeneyi
Söz vardır ki viran eder haneyi
Söz vardır ki temsil etmez manayı
Söz de vardır ibretlerle doludur

Söz vardır ki zehirden de acıdır
Söz vardır ki müminin miracıdır
Söz vardır ki başımızın tacıdır
Söz de vardır eski semer çuludur

Söz vardır ki yutulamaz ağudur
Söz vardır ki dostu senden soğutur
Söz vardır ki yuvaları dağıtır
Söz de vardır sol böğrüne sokulur

Söz vardır ki seni serden geçirir
Söz vardır ki bir tür bade içirir
Söz vardır ki büyük değer biçilir
Söz de vardır dinleyenler yorulur

Söz vardır ki yıpratır hafızayı
Söz vardır ki kazanamaz rızayı
Söz vardır ki başlatırken nizayı
Söz de vardır zülfi yare dokunur

Söz vardır ki muhatabı test eder
Söz vardır ki hakikati kesb eder
Söz vardır ki Mustafa’yı mest eder
Söz de vardır kitap gibi okunur


Sevgili dostlar ve değerli okuyucularım! Bu şiiri yazmama vesile olan hadise kısaca şöyle gelişti; Bazısına hoş davranışlar içinde bulunmayan genç bir kardeşimize, elinden geldiği kadar dinini yaşamaya çalışan yaşlı bir amcamız, nasihat babında bir şeyler söylemeye çalıştı. Her ne kadar niyeti iyi olsa da öylesine yanlış bir üslupla o gence nasihat etmeye kalktı ki, nerdeyse onu isyan durumuna getirdi. Demek ki burada iyi niyet yetmiyor. Bununla beraber o anki haleti ruhiyesini tespit edip, suhuletle mesele anlatılırsa, “istisnalar kaideyi bozmamakla beraber” taş gibi yüreklerin kısa bir zaman içinde pamuk gibi olduğuna şahit olunacaktır. Bu da bir uzmanlık alanıdır.
Lütfen işin ehli olmayan Müslümanlar, “efendim ben tebliğ yapıyorum yapmazsam mesul olurum!” endişesiyle her gördüğü yanlışın üzerine bu şekilde giderse, “kaş yapayım derken gözü değil ”de buna benzer binlerce olayda olduğu gibi muhatabın beynini yerinden söküp atmak içten bile değildir! Çünkü karşındaki kişi kusurlu da olsa, günahkârda olsa nihayet bir Müslüman’dır! Kaldı ki gayri Müslim bile olsa dahi (rıfk) ile yani yumuşak bir tavırla söylemek zorundasınız.
Çünkü zaten o Mevla’sına karşı “ubudiyet noktasında” yani kulluk vazifelerinde yapmış olduğu “su istimal” neticesinde bir eziklik hissetmektedir. Birde kalkıp onun üzerine yanlış bir metotla gittiğin zaman istemeden de olsa onu iyice bataklığa doğru itersiniz

Çünkü şeytan, nefis, kötü çevre vs. hep ondan yana. Hele ona yardım edeyim derken hilm ile İslami kaidelerden, cennetin güzelliklerinden bu kaidelere uyarak bütün ictimai hayatına yansıtarak, kendine bir yaşam tam belirlediği takdirde dünyasının da, ahiretinin de mamur olacağını ve Mevla’mızın rızasının bu şekilde kazanılacağını anlatmadan, , hemen daha işin başında cehennemin şiddetinden, onunda oraya müstahak olduğundan bahsederseniz, bilmiş olunki İrşad yerine ifsad etmeye başlamış sayılırız.

Hele bazıları var ki daha sohbete başlar başlamaz, “kendisinin üç defa hacca gittiğini” bir kaç “umre yaptığını” bir kaçta “öksüz” ve “yetim” barındırdığını ballandırarak anlatması yok mu? Tam o anda şeytani lainin devreye girerek onu 2. öyle bir edaya, öyle bir riyaya sokuyor ki düştüğü o zavallı durum karşısında bu kişiden daha ziyade ona acımak geliyor insanın içinden.

Bak kardeşim bunları Allah için yaptın ise Mevlam kabul eylesin. Gereksiz yere anlatmana lüzum yok. Eğer desinler diye yaptın ise bilmiş ol ki paran boşa gitti. Çektiğin eziyette yanına kar kaldı. Üstelik riyakârlar defterine yazıldınız ki, vay senin haline. Âcizane sana tavsiyem şudur “yapmış olduğun bir takım ibadetlerden dolayı “ cennetteki yerin sanki garantilenmişçesine rehavete kapılıp, başkalarını hor ve hakir görme ve karşımızdakilerin iman dairesinde olduğu müddetçe onlar hakkında şu şekilde hüsnü zanda bulunmak zorundasın. Onun şu andaki hali şöyle şöyle ama bir an nasuh bir tövbe ederse kurtuluşa erenlerden olur. Benim ise sonumun ne olacağını bilmiyorum” diye tefekkürde bulunmamız lazım. Daha dur bakalım bu yaptığın ibadetler Rabbimizin onayından geçecek. Onaylanıp onaylanmayacağı bile belli değilken, senin girdiğin tavırlara bak! Gel bu yanlıştan dön. Dön de “havf” ile “reca” yani ümitle korku arasında olalım ki, inşallah Mevla’mız “korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail” eyler bizleri.
Unutma ki tarihte nice abid ve zahitler bazı hallerinden dolayı nefsine ve şeytana mağlup olarak tasavvur bile etmek istemediğim nahoş hallere duçar oldular!
Saygı değer okuyucularım! Burada hocanın fıkrası gereği “hırsızın hiç mi suçu yok?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Mevlam cümlemizi affeylesin. Vakti zamanında bende yapmamız gereken vazifelerde “su istimal” yapan kesimin içinden geldiğim için o cenahı çok iyi bilirim. Hemen her fırsatta “kim ne derse desin benim” kalbim temiz” safsatasının arkasına sığınırdım. Tıpkı şu an birilerinin sığındığı gibi. Çünkü kendimi müdafaa edecek başka bir söylemim yoktu. Bir gün kendimi muhasebeye çekerek, kendi kendime şöyle bir soru sordum, “benim kalbim temiz. Siz benim kalbime bakın ne demek?” Yani böyle söylediğim zaman, sanki yapmam gereken ibadetlerden vareste tutuluyorum. Haşa sanki öyle” bir emir mi var? Hayır tam tersine Rabbimizin şöyle bir fermanı var; “Kalpler ancak ve ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.”
Değerli okuyucularım! Zikir sadece posta diz çöküp tesbih çekmek değildir! Zikir tam bir teslimiyet ve huşu içinde Mevla’mızın emirlerini yerine getirmek şartıyla, helalinden bütün meşgalemiz ve bütün sosyal yaşantılarımız, buna uyuduğumuz uykuda dahil olmak şartı ile birer zikirdir. Bunun dışında kalan bu husustaki bütün söylemler “lafı güzaftır” vesselam. ,
Mesela en çokta gösterilen mazeretlerden birisi, “çalışmakta ibadettir” işte bende çalışıyorum ya! Bak güzel kardeşim beni zamanında düştüğüm hataya gel sende düşme. Kendini aldattığın yeter! Gel zararın yakınından dön. Doğru söylüyorsun “çalışmakta ibadettir” ve tersi de atalettir ve çok kötü bir hastalıktır. Lakin ibadetini yaparak çalışmak ibadettir. Bilmem anlatabildim mi?
Değerli okuyucularım! Mevla’mızın hiçte hoşnut olmadığı bir diğer hususta şudur. Birçoklarımız ibadetlerini yaptıkları halde, namaz vakti geldiği halde “şu işi de yapayım”, “bu işi de yapayım sonra kılarım” dediğimizde birde bakıyoruz ki “diğer namaz vakti gelmiş.”
Burada şunu hatırlatmakta fayda mülahaza etmekteyim. “Bu dünyanın işini hiç kimsenin bitirdiğine şahit olunmamıştır” ama dünya milyarlarca kişinin işini bitirmiştir. Şahit mi istiyorsunuz? Gidin kabirdekilere sorun! Sorun da en hırslı, en tamahkâr, en materyalist insanların, zaman tünelinin değirminde nasıl öğütülüp yok olduklarını kendilerinden öğrenin! Cenab-ı Hak cümlemizi hakkıyla kendisine kul, habibine ümmet eylesin. AMİN…

YORUMLAR
  • yorum2020-08-25 04:13:20Ercan Akkoyunlu

    HEP YARIN YAPACAK BIR ISIMIZ VARDIR.

  • yorum2020-08-25 03:41:05Ercan Akkoyunlu

    Sayın abim.sizin şiir ve meselelere bakış acınızı irdelemek veya eleştirmek bizim haddimiz değil. Ancak okurken ders çıkarmamak da mümkün değil. Rahmetli hocaları Şaban CAVDAR ve I.Hakki ÇALIŞKAN hatırlatırız. ŞABAN Hocanın tabiriyle "Anlamadiysaniz mayaniza tukureyim "derdi.

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık