SORGUSUZ EMELLER


27 Kasım 2011 Pazar 10:57
 “Dününü, bugününü ve meçhul yarınını hayırla doldursun zamandan ve mekandan münezzeh Rabbim!” fısıltıları hala yankılanıyordu kulaklarımda. Bir deste kağıt paranın altında kalmış bozukluğu tartının üzerine koymuş, emeksiz kazanca itiraz eden ihtiyara gerek yok dercesine ilerlemiştim. O gün o yakarışları benim adıma Rabbine sunarken, kıyamadığım kazancına karşılık satın alamayacağım bir sermayeyi hatırlatmıştı.
Evet, bir meçhule gidiyordum. Bembeyaz kanatlarımla uçmanın, özgürlüğün tadını çıkaran bir güvercin gibiydim. Gençlik bir güvercinin uçuşu gibi değil miydi? Bir daha dönüşü olamayacağını bile bile, hayallerimi umutlarımı o kuşun kanatlarına yüklemiştim. Ve azık torbamda biriktirdiğim tul-î emellerle… Neden tul-î emel? Çünkü emelin kötü olanı sorgu ve sual kaygısı taşımadan kalbi peşi sıra sürükleyeniydi. Yani terbiye olunmamış bir yüreğin varsa onunla götürdüğü yere kadar gitmekti. Mevlana ile tanıştığımda azık torbamdaki emelleri düşünmeye başladım; “Allah herkesi bir iş için yaratmıştır, herkesin gönlüne bir iş ile meşgul olma emeli koymuştur. Gönülde bir istek olmadan el ayak nasıl hareket eder? Su akmazsa, rüzgar esmezse çerçöp nasıl gider? Eğer gönülde yükselme emeli varsa hüma kuşu gibi kanat aç, yüksel! Gönlün gökyüzüne değil de yeryüzüne meylediyorsa haline ağla feryat et!”
Ve Hicr Suresinin; “Habibim Kur’an’ı inkar eden kafirleri bırak, yesinler, hayvani isteklerini tatmin etsinler, dünya nimetlerinden yararlansınlar. Dünyada sorgusuz sualsiz yaşayacağız emeli onları oyalasın. Onlar başlarına gelecek akıbeti görecekler” ayeti ile azık torbamın emellerini terk etmeye başladım. Meçhul yolunda önüme çıkan o köşe başındaki ihtiyar, beni marifetsiz emellerden, hikmetsiz ideallerden geri adımlarla çekiyordu sanki. Rabbim hidayetime, özüme dönüşe o ulvi insanı vesile kılmıştı. Bir daha geri gelmeyecek gençliğimin ilk erdemini o tattırdı bana. Kanatlarıma yüklediğim boş hayallerin yerine namaz denilen miracı yüklemişti ilk olarak. Ömrümün ilk namazına durduk beraber; Camiyi kuşatan bir tekbirle başladık. Ömer (R.A.)in ciddiyeti, Ali (R.A.)nin huşusu, Hz. Ebubekir’in korkusu, Hz. Osman’ın mahcubiyeti vardı kıyamda. Eğildik utanarak! Yüzümüz olmayarak kapandık secdeye. Mecali kalmamış dizlerini zorla büküyordu. Rabbimin; “Ey getirdiği yükler altında iki büklüm olan kişi bana tertemiz yüreğini getir dediğini hissediyordum sanki. Ve ruhum diyordu; işte bedenimi de getirdim ruhumu da, her şeyi bıraktım, yalnız ve yalnız sana tapıyorum, gönül sarayımdaki sahte tanrıları, sanal putları yok ettim. Çünkü kalbimin dayanağı yalnız sensin, senden başka sığınacak kimsem yok… Acziyetimi bir sana sunuyorum, bana kulum de Rabbim yalnızca kulum de!
Ve bu namazla birlikte tul-î emellerimin yükünden tamamen kurtulmuştum. Hüma kuşu gibi yükseliyor gençliğin dayanılmaz hafifliğini hissediyordum. Ve bu meçhul yolun son durağının ecel olduğunu ciddi manada anlamıştım artık. Ölüm yarınlarda değil ensemde her an beraber yaşamak zorunda kaldığım vazgeçilmez kaderimdi. Ve o kader herkesindi; alemlere rahmet olarak gönderilen bir sevgilinin de kaderiydi, kendisini alemlere rahmet sayan ölümsüzcesine yaşayan bir tul-î emel sahibinin de kaderiydi. Emel ile ecel arasındaki o ince hassas çizgiyi caminin bahçesinde toprağa çizgi çekerek anlatmıştı;
 “Allah Resulü yer üzerine bir kare çizer. Karenin tam ortasında dışına çıkan bir düz çizgi çeker. Ve o çizgi üzerine de küçük dikey çizgiler çekerek buyurur ki; ‘Bu karenin ortasından dışına taşan düz çizgi insandır. Kare ise insanın ecelidir. Ecel onu her taraftan kuşatmıştır. Şu kare dışına uzanan düz çizgi ise insanın emelleridir. Bu çizgi üzerindeki dikey çizgilerde insana ârız olan afet ve musibetlerdir. İnsana bu afet oklarından biri değmese diğeri mutlaka isabet eder ve ecel onu yakalar.’”
    Bir gün sonra gösterdiği o ecel çizgisinin üzerinde kılınan cenaze namazında o sokağın simitçisi, ayakkabı boyacısı, köşedeki büfeci, seyyar satıcıları haricinde bir safı doldurmayan cemaat, ekmek teknesi tartısı ve özüne dönmesine vesile olduğu meçhul yarınların yolcusu bir gençten başka hıçkıran bir kuş sürüsü vardı…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık