Mehmet Ali KEMAL

Oruç bir nefs eğitimidir


Mehmet Ali KEMAL
25 Mart 2016 Cuma 10:08
“Oruçlu için iki sevinç vardır:
Birincisi orucu açtığı zamanki sevincidir. Diğeri de Rabbi'ne kavuştuğu zamanki sevincidir."
(Hadis-i Şerif)
Ruh ve bedenden yaratılan insan, madde ile mananın birleşiminden meydana gelen bir güzelliktir. Oruç,
madde ile mana arasında bir denge ve maddenin lehine bozulan dengeyi aslına iadedir.
Böylece, Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek için yaratılan insan, himmetini yaratılış gayesine yoğunlaştırarak Allah’ın rızasına ulaşır.
Yeryüzünde halife olarak yaratılan insan, Allah’u Teâlâ’ya
kulluk etmediği takdirde, Allah onu, masivanin kölesi yaparak cezalandırır. Böylece insanoğlu, kendisine hizmet için yaratılan şeyleri gaye haline getiriponları amaç olarak sevmeye başlar (Bakara/165).
Bu da gönül ve fikir dünyasının madde tarafından tutsak edilmesi demektir.
Allah’u Teâlâ, böyle nefsanî zevk ve sefa peşinde koşarak maddenin tutsağı haline gelen kâfirlerin hallerini muhtelif ayetlerde şöyle beyan etmektedir: “Hevâsını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan,43). “Davarların yediği gibi yer ve içerler. Onların yeri ateştir.” (Muhammed/12).
“Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvanlarıdan da aşağıdırlar.” (Araf/179).
Bu ayetler her ne kadar iman etmeyenleri tasvir ediyorsada, madde, makam, şöhret gibi şeylerin tutsağı haline gelen müminler de anılan ayetlerin muhatabı olmaktan kurtulamazlar.
İşte müminleri bu esaretten kurtaracak en tesirli ibadet oruçtur. Çünkü oruç, nazarları
maddenin ve midenin ötesine çekerek, insana yaratılış gayesini hatırlatır. Bu yüzden bütün ilâhî dinlerde oruç vardır. Kur’an-i Kerim’de söyle buyurur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183)
Orucu layıkıyla tutan bir insan bütün haram olan fiillerden, zulüm ve fenalıktan uzak durur. Allah’ın emirlerine riayet etmekle kalmaz, yaptığı amelleri de ihlâsla, sırf Allah rızası için yapmayagayret eder.
Evinde her türlü nefis yiyecekler olan bir kimseyi düşünelim. Bu kimse oruçluyken karnı aç olduğu halde o yiyeceklere elini sürmez. Hâlbuki orucunu bozsa kimse görmeyecek. Fakat Allah görecek.
Yine oruçluyken yanındaki helâline elini sürmez. Çünkü Allah görüyor. Demek ki bu insan, hiçbir mani yokken sırf Allah rızası için bunlara elini sürmüyor ve bu şekilde nefisle aralarında cereyan eden mücadele de Allah istediği gibi hareket ediyor. Şayet nefsine uyup orucunu bozacak olsa, kendisini altmış gün kefaretle cezalandırıyor.
Sırf Allah rızası için helâl malını yemeyen bir mümin, nasıl olur da başkasının haram malını yiyebilir? Allah rızası için şehvetini zapt edip, helâl olan eşine dahi dokunmayan bir mümin, nasıl olur da haram olan bir kimsenin ırz ve namusuna musallat olabilir? Keza kendi malından zekât veren bir kimse, nasıl olur da başkasının malını çalabilir?
Tüm bunları düşündüğümüzde, Orucun, insan ile nefs arasında yapılan mücadelede kalkan görevini üstlendiğini ve nefsi terbiyeettiğini görüyoruz.

*Gerçek MEDYA Gazetesi 333. sayısında yayınlanmıştır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık