MİLLİ İRADE VE DARBE


16 Temmuz 2013 Salı 11:50
En kötü demokratik yönetim, en iyi darbe yönetimlerinden daha iyidir. Demokratik yöntemlerle iş başına gelen meşru hükümet ve cumhurbaşkanına illegal yollarla müdahale girişimleri kabul edilemez ve edilmemesi de gerekir. Çünkü demokratik yöntemlerle sandıkta “Milli İrade” tecelli etmiştir.
Peki, “Milli İrade”  ne demek? Bu önemli kavramın üzerinde biraz durmak istiyorum. Bu kavramı “Milli” ve “İrade” olarak ayrı irdelersek;
Milli; Milletle ilgili, millete has, millete ait anlamına gelir.
İrade; Bir şeyi yapmak veya yapmamak konusunda karar verebilme ve bu kararı yürütebilme kudreti demektir.
Milli İrade ise; Milletin kendisi ile ilgili bir kararı yine kendisinin verme kudreti ve gücüdür.
Hiç kuşkusuz ki; Bireyler ve toplumlar açısından irade refleksi çok önemlidir.  İradenin kullanılabilmesi için karar verme ehliyetine sahip olmayı,  yetkin olmayı ve sonuçlarına da katlanmayı gerektirir.  Akli melekeleri zayıf olanlarla çocukların kararlarını vasileri /vesayetçileri verir.
İradenin kullanılmasında günümüz realiteleri yukarda anlatılandan biraz farklılık gösterir.  Toplumsal gelişme, bireyin özgürleşmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi, şehirleşme gibi unsurlara bağlı olarak aile büyükleri çocuklarının tercihlerine, kararlarına saygı duymak zorunda kalmaktadır.  Çocukların tercihleri ile aile büyüklerinin tercihlerindeki çatışmalarda eskiden olduğu gibi bastırma, susturma ve şiddet uygulama yerine konuşma, ikna etme ve i dikkate alma, onun görüşlerine değer verme gibi uygulamalar ön plana çıkmıştır.
Bu yöntem hem özgüveni geliştirmekte, hem hayattan tecrübe edinilmesini sağlamakta hem de atasözümüzde yerini bulduğu gibi “ bir musibet bin nasihatten iyidir”  anlayışıyla kişinin olgunlaşması sağlamaktadır.
İstişareyi önemsemek ve yaygınlaştırmak lazım. Ancak kişilerin kararlarında sürekli yönlendirmek, sürekli karışmak kişilerin özgüvenini azaltır, girişimci yapısını köreltir ve her konuda ürkek ve sorumluk almaktan çekinen pısırık bireylerin oluşmasına zemin hazırlar.
Burada bireysel iradeyi anlatmak suretiyle toplumsal iradeyi anlatmak istiyorum.
Bu günlerde tarihsel ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Mısır’da askeri bir darbe oldu.   Koskoca Mısır halkının, milyonların iradesi hiçe sayıldı. Elinde gücü olanlar kendilerini daha akıllı, milyonları ise rüştünü ispatlamamış kalabalıklar, cahiller yığını olarak gördü. Yani ben güçlüyüm, beni seçersen demokrasi seçemezsen demokrasi değil. Bu anlayış tamamen hastalıklı, sakat ve diktatör bir anlayıştır. Yukarıda da değinmeye çalıştığım, modern ve çağdaş dünyada çocukların bile iradelerine saygı duyulurken,  milyonları hiçe saymak, kendini akıllı saymak, rüştünü ispatlamamış saymak ne kadar zavallı bir durum.
30 yıllık diktatör ve zalim bir yönetimin devrilmesine, yerine demokratik esaslarla sivil bir yönetimin gelmesine çok sevindik. Tercih halkın ve milyonların tercihi. Demokratik usullerle milli irade tecelli etti.  Seçim sonucunda yönetime taraf olduğunuz biri de gelir, karşı olduğunuz biri de.  Demokrat olmanın gereği milli iradeye saygı duymak, beğenmediğiniz düşüncedeki insanların yönetimine tahammül edebilmektir.
Peki, neden tahammül edilmedi? Hani demokrasi halkın rüştünün ispatlandığı bir rejimdi? Hani demokrasi kendi kendine çare üreten bir sistemdi? .  Demek ki Mısır’da yaşayan milyonlar, çocuk ve henüz sorumluluk taşıyamayacak nitelikte. Bir avuç azınlık her şeyin daha iyisini biliyordu. Bu nedenle kararlarında mutlaka vasi veya vesayetçileri olması gerekiyor her halde.  Her nedense demokrasilerde çareler de tükeniyor ve kendi kendine çare üretemiyor ve kurtarıcılar imdada yetişiyor. Yazık, çok yazık.
Mısır ordusu darbe yapıyor, batı dünyası darbe diyemiyor. Haftalar geçmiş darbe olup olmadığı araştırılıyormuş. Siz araştıradurun ben söyleyeyim o zaman; Ülkenin güvenliğini sağlamak üzere bulunan silahlı kuvvetteler fakir halkın vergileriyle pardon Amerikan yardımlarıyla aldığı silahların namlusunu,  halkın oyuyla seçilmiş sivil Cumhurbaşkanı Mursi’ye çevirerek alaşağı etti,  yönetime el koydu. Askerin yaptığı bu müdahaleye darbe denmez de ne denir.  Ne demişler; “Bu gün parayı alan yarın emri de alır" .
İlkeli olmak lazım. Neden darbe denmiyor da çıkarlarımız gereği gibi ifadeler kullanılıyor.  Peki, insan hakları, hukuk, demokratik ve evrensel değerler bu işin neresinde
500 bin kişinin toplandığı Tahrir meydanında, halkın taleplerine cevap verdiğini söyleyen General Sisi, Mısır’ın dört bir yanında özellikle Adeviye meydanında günlerce toplanan milyonların sesine ve talebine cevap vermemesine ne demeli. Taksimde Gezi Parkı eylemcileri için dünyayı ayağa kaldıran batının,  Mısır’da öldürülen 53 kişi için kılının kıpırdamaması nasıl yorumlanmalı. .
Hep beraber kendimizi çek etmeliyiz.  Biz demokrasiden mi yoksa darbeden mi yanayız? Eğer demokrasiden yana isek işimize gelse de gelmese de, aynı veya farklı düşünsek de halkın iradesine saygı duymamız lazım. Eğer duymuyorsak mazlumun karşısında, haksızlığın, diktatörlerin, çifte standart uygulayan kesimlerin yanında oluruz.  Her nedense daha önceden musluklarını kısan krallar, kraliyetler, diktatörler, darbecilere kesenin ağzını açtılar. Ey koltuk sen nelere kadirmişsin. Allah ıslah etsin ve hidayet versin bu insanlara.
İsrail, Suud Krallığı, Esat, ABD, AB aynı safta durdular.
Çobanın oyunu kendi oyu ile aynı görmeyenler. Şu anda bu i insanlar kendi oylarına sahip çıkmak için 40 derece sıcağın altında günlerce meydandalar. Bunlara ne diyeceksiniz.
“Hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir”  der W. Shakespeare.  Herkes dürüst ve doğru olursa sorunlar daha kolay çözülür. Olaylara vicdanı öne çıkarmalı mide ve işkembeyi değil.
Direnen Mısır halkına muvaffakiyetler diliyorum. Allah Yardımcınız olsun.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık