İsa DOGAN

İktidar karşıtlığının dayanılmaz hazzı!


İsa DOGAN
8 Haziran 2013 Cumartesi 09:41
İnsanoğlunun temel özelliğidir bu; eğer iktidar varsa, karşıtı da vardır.
Kimileri bu karşıtlığı hayat felsefesi haline getirmiştir. İktidar karşıtlığının yarattığı sosyal bir psikolojinin farklı yansımalarıdır aslında bu tür davranışlar.
Bilmese de, anlamasa da, aklı ermese de, eğer iktidar yapmışsa yanlıştır ona göre.
Türkiye, Cumhuriyet kurulduğundan bugüne iç tehdit, dış tehdit saplantılarının bir tezahürü olarak geri kalmış, eksik kalmış bir ülkedir. Niyetler  hayır iken dahi arkasında karanlık düşünceler aranmış.
Sanayileşelim diye düşünülmüş!
Beceremezsin, sanayi senin lehine, sen fındık üret, tarımla uğraş denmiş.
Buna benzer birçok örneği yakın tarihimizin içinden rahatlıkla bulabilirsiniz.
Yol yapalım, köprü yapalım!
Ağaçlarıma dokunma, git başka yere yap deniyor.
Peki nereye?
Onu da sen düşün!
Ama trafik sıkışıklığına dert yanarken de ilgili sorumlulara küfür eden de sensin!
İşte bu kadar zordur herkesi mutlu etmek.
Bu nedenle de demokrasi çoğunluk iktidarıdır, azınlık değil.
Birileri demokrasinin içine saf saf birçok içerik ekliyor ama asıl olan bu!
“Adamsan ....” diye haykırıyor bir siyasi lider.
Sürekli aynı şeyleri farklı cümlelerle türkü söyler gibi söylüyor.
Ama sesi ve sözleri o kadar anlamsız ki, bir çoban  misali sadece kuzuları dinliyor.
Aslında hırçınlığının nedeni belli: çaresizlik
Cumhuriyet tarihinden bugüne, bu kadar zayıf bir muhalif blok görülmedi.
Oysa iktidarı dengelemeleri gerekiyordu. Ama bırakın dengelemeyi, dengesizliklerinden ülke olarak zarar dahi görüyoruz.
Halkın değiştiğinin farkında dahi değiller.
Sürekli işsizlerin kahvehanesine giderseniz, ülkeldeki tek sorunun işsizlik olduğunu zannedersiniz.
Muhalefetin sorunu da bu: Sürekli kendi mahallelerinde dolaşıyorlar.
Oysa içlerinde birçok bilim adamı dahi var. Ama sanırım onlar da örgüt psikolojisine mağlup olmuşlar.
10-20-30  yıl önceki milliyetçilikle bugünkü bir mi?
Teknolojiyle beraber sadece hayat standardı değişmedi, toplum da değişti. Toplumun değiştiği yerde kavramlar da değişime uğrarlar.
Bugün hala ” ekmek” üzerinden siyaset konuşanlar var.
Ekonomide durumu gösteren veriler bellidir. Siz tutup da “peki ya pazarda, orada burada nasıl” diye subjektif yaklaşarak farklı güzergahlar göstermeye çalışırsanız meselenin uluslararası standardını ihmal etmiş olursunuz. Dünya, global bir Pazar ise siz de bu Pazar da aynı terazileri kullanmak zorundasınızdır.
Daha önceki yazılarımda yazdığım için rakamları tekrar burada değinmeyeceğim. Ama şu bir gerçek: Türkiye Cumhuriyet tarihinden bu yana her anlamda  en şaşalı günlerini yaşıyor.
----------------
Bugünler bana Cumhuriyet mitinglerini hatırlattı. O zaman da yine medya ve bazı siyasiler kitleleri kabartmış ve abartmıştı.
Demokratik yoldan iktidar olamayanlar, terör yoluyla iktidara karşı denge kurmaya çalışıyorlar.
Gaz bombasına da karşıyım, taşa, sapana da.
İnsanın insana karşı uyguladığı her türlü şiddete karşıyım.
Biraz medeniyet diyorum!
 
Birileri hala kendini bu ülkenin sahipleri zannediyor!
Birileri, kendi beceriksizliğini meydanlara mal ediyorlar. CHP, bir an önce kendini toparlamalı ve siyaseti meydanlardan doğacak gerilimlerden değil, normal demokratik yöntemlerle yapmalıdır.
Taksim meselesi bundan sonra da olacağı gibi kıvılcım bekleyenler için fırsat oluşturdu.
Medya, güç kaynaklarından en etkili olan şartlandırma mekanizmasını kullanır. Bu gücü kullanırken kitleleri belli bir yöne kanalize eder.
Taksimde toplanan kitlelerin ana toplanma nedeni “iktidar karşıtlığı”dır, ağaç falan değil.
Meğer oradaki inşaat Topçu kışlası inşaatı değilmiş.
Ama zaten oradaki kalabalık bunun için değil iktidar karşıtlığı için oraya toplanmış..
Bundan sonra seçime kadar bu tür meseleler ambalajlanıp iktidar karşıtlığı olarak sunulacaktır. yani seçime kadar daha çok “Cumhuriyet mitingleri” göreceğiz.
----------------
Gideceğiniz yer yolun bittiği yere kadardır!
Her yatırımın maliyeti vardır. Yatırım yapılırken maliyet-fayda analizi yapılır. İnsanlar çoğaldıkça doğa maalesef geriliyor. Bu sanayileşmenin, kentleşmenin kaçınılmaz sonucudur.
Gelişimini zamana yayamamış Türkiye gibi ülkelerde hızlı gelişme trendinin getirdiği birçok olumsuz çevresel sorunlar oluyor. Zamanında yapılması gerekenlerin yapılmaması  geçmişten bugüne yüklenen büyük maliyetlerdir.
Eğer büyüyorsanız, gelişiyorsanız çevrenizde bu büyümeye uyumlu olmalıdır.
Araç sayısı, ticaret hacmi, insan yoğunluğu arttıkça hem yasal hem de çevre ile ilgili düzenlemeler yapmalısınız. Aksi halde kaos olur.
Unutmayın!
Gideceğiniz yer yolun bittiği yere kadardır!
Bugün Çin’e kadar ulaşım projeleri yapılıyorsa bunun nedeni oralara kadar  gidilmesi gerektiği içindir.
Sizin yolunuz ve  Hastaneniz eksik ise  Çevreci olmaya hakkınız yoktur aslında.
Çünkü önce insancı olmalısınız.
Önce insanların ana ihtiyaçlarını savunmalı ve karşılamalısınız, sonra yan ihtiyaçlarını karşılarsınız.
Bizim gibi  gelişimini tamamlayamamış ülkelerde hala birinci öncelik “geçim”dir. Geçim derdi olan insanların en duyarlı olduğu şey de iş ve aştır. Bu insanlar için diğer sosyal, kültürel konular pek bir anlam ifade etmez.
Bazı meseleler açken değil, tokken düşülür!
Gelişmiş ülkelerde ise insanların öncelikleri sosyal ve kültürel alanda daha yoğundur. Çünkü yaşamsal ihtiyaçları  garanti altındadır  ve artık başka şeyler düşünebilir durumdadırlar.
Bizdeki çevreci eylemcilere baktığımızda da göreceğiniz gibi, eylemi karnı tok, keyfi pek insanlar yapıyorlar!
Bir de siyaset malzemesi yapmak isteyenler tabi.
Etiler’de oturan bir vatandaş ile Sultanbeyli’de oturan bir vatandaş aynı duyarlılığa sahip olamazlar.
Çünkü çevre konusunda iki taraf için de terazi farklı çalışmaktadır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık