Kaya KILIÇ

İbret almak lazımken…..


Kaya KILIÇ
12 Ekim 2011 Çarşamba 07:14
Sayısızca imtihandan geçiyoruz/geçiyorsunuz. Haberimiz oldukları ve haberimizin olmadığı binlerce dram ve acılar duymakta, görmekteyiz. İnternet cağında yaşadığımız bu dünyada( hala dünyadan bir haber olan memleketleri katmıyorum) dünyanın bir ucundaki iyiyi de kötüyü de neredeyse aynı saat içerisinde haber alıyor ve haberdar oluyoruz. Eskisi kadar asparagas (yalan ve kafasına göre şişirme haber yapma) haber yapma ve yayınlamada kolay olmuyor. Bir türlü kokusu çıkıyor, anlaşılıyor ve daha doğrusu bir vesile ile yayınlanıyor. Kimi zaman büyük medya sahipleri kendi çıkarları üzerine haberler dizebiliyordu, artık onlarda korkuyor. Ya vicdan sahibi bir çalışan veya Allah korkusuyla yapılan itiraf halini alıyor. Herkes kendinden veya yakınlarından örnek verir çünkü insan en iyi kendini/yakınını bilir. Dünyanın en ünlüsü de ölüyor, en garibanı da ölüyor, tek fark ünlünün öldüğünü herkes, garibanı ise ancak yakınları biliyor. Steve Jobs öldü değil mi? evet herkes evet te ne olmuş, ondan daha ünlüleri de öldü. Hayır, ölümüne değil son söylediği beni ilgilendiriyor. Derlerki insan son anlarında hep doğruları söyler, oda doğruyu söylemiştir, bende katılıyorum ve evet ölüm en büyük icattır diyorum.
Sokaklarda yürürken, karşımıza kimin çıkacağını pek bilemediğimiz gibi; hayatımıza kimlerin yön vereceğine de pek bilemiyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir gençlik gurubu konuşmacı olarak beni davet ettiler. Uzmanlık gerektiren konulara pek giremem, genel olarak konuşulan konularaysa aklımın yettiği ve dilimin döndüğü kadar müdahale/kanaat/yorum yaparım. Konumuz gençliğin dönüşümü ve gittiği yol hakkındaydı. Şöyle bir soruyla başladım konumuza. Bizlerin hayat yolundaki kararlarımızı hangi yaşta ve hangi akıl/izan/örnek ve taklitle yapıyoruz. Herkesin bu konuda söyleyeceği çok şey varken, soruya en iyi soruyu soran verirmiş mantığıyla ben vereyim dedim. Tek kelimeyle, istisnalar kaideyi bozmaz, cahil veya delikanlı yaşta veriyoruz deyip kestirip attım. Buz kesti salon bir anda, neredeyse yirmi yaşı aşkın iki veya üç kişiydi, gerisi hep yirminin altında ve kendilerine göre cahil/delikanlılardı. Şimdi bundan sonra ne konuşacaksınız der gibi baktılar yüzüme. Konu burada başladı ve gençleri de söyleşiye dahil ettim. Bir cevabı olan var mı dedim, var diyen birkaç tanesi oldu ama söyleşiyi yöneten müdahale etti ve hocam devam etsin, yoksa sabahlarız da sözlerimiz bitmez.
Soruyu soran cevabını da biliyordur demiştik ya. Evet, bu sefer biliyoruz veya hazırlıklı geldik. En başta meslek seçmek, kim size telkin etti ne okuyacağınızı. Kendi kafamızdan olmadı değil mi? evet, çünkü babanız, anneniz, öğretmeniniz vs. vs. birçok etken değil mi? sonra kimse işini beğenmiyor öyle değil mi? eşiniz de, işiniz de, aşkınız da hep bir zincirlemeyle gidiyor. Bizler hayatı devam ettirmek ve yaşamak için çok şeye ya hatıra veya korkuyla devam edip gidiyor. Hayır, ben kendim için yaşıyorum diyebilme şansımız var mı? Var olan az oysa kaideyi bozmaz. Söyleşinin sonunda güzel bir temenni ve dilekle bitti. İbret almamız gerekiyor ve boş durmamamız gerekiyor. Ben bu taşın altına elimi sokmazsam bu taş kalkmaz, ya da ben yapmazsam, sahip çıkmazsam kaybolacak, böyle bir yapımız olmazsa bizde kaybolup gideriz binlercesi gibi. Herkes bir Mimar Sinan olamaz ama onun gibi eserler bırakmak ister ve gayret gösterir. Yeryüzüne eser bırakabilen, arkasından dua edilen olmak dilek ve temennisiyle kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık