İsa DOGAN

Hızlı değişimin yarattığı dünya krizi!


İsa DOGAN
2 Mart 2013 Cumartesi 07:51
Değerli Dostlar,
Dünya Endüstri devrimiyle beraber yeni  siyasi, ekonomik, sosyolojik değişimler yaşadı, üreten ve tüken sınıflar oluştu, atölyeler şirketleşti, dev şirketler doğdu. Tüm bu değişim sancıları içerisinde yönetmek de değişime uğradı; fabrikalar gibi ülkeler de merkezi yönetim modelleriyle yönetildi. Demokrasi de zaten Endüstri devrimin bir ürünü değil mi?
Demokrasi yeni üretim ve tüketim modeli için bir gereklilikti. Endüstri devrimin yarattığı insan, standart kalıplara dökülen  ürünler gibi  tek tipti. Dönüşüm, bireylerden başlayıp aileyi ve tüm toplumsal unsurlara kadar etki etti.
Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişte yaşanan sancılı dönemlerin  benzerlerini bugün yaşıyoruz. O gün aristokrasi değişime direnirken bugün Burjuvazi, elitistler ve Bürokrasi  değişime direniyor. Aynı şekilde siyasi erkler de bu değişimin karşısında direnç gösteriyorlar.
Endüstri çağı için” büyüklük “ önemliyken-Büyük balık küçük balığı yer gibi – bilgi çağında tam tersine küçüklük, hız  ve etkinlik önemli. Endüstri çağının büyük demir-çelik, otomotiv  fabrikalarının yerini bugün daha küçük küresel tedarik zinciriyle bağlı işletmeler aldı.
Endüstri devriminin en büyük ve zengin şirketleri demir-çelik, otomotiv, petrol şirketleri iken, bugün bilişim teknolojilerine hükmedenler en büyük ve zengin şirketler.
Bugün Apple,Samsung, Google, Amazon, Yahoo, Facebook, gibi şirketler asırlık büyük otomotiv  şirketlerinden  daha değerli!
Bilim ile  siyaset  birbirinden ayrı gibi gözüken ama aslında birebir birbirini etkileyen  bir noktada  yer alıyorlar. Siyaseti belirleyen temelde insandır. Bu yüzden insanı  değiştiren şartlar siyaseti de değişime zorlar. Bugün dünyanın yaşadığı ekonomik ve siyasi krizlerin temelinde eski-yeni çatışması yatmaktadır. Hızlı değişim, sindirme sorununu beraberinde getirdi. Biz daha yeni endüstri devrimine adapte olmuşken, yeni bir çağın içine girdik. Çağ çatışması  bireylerden toplumun tüm katmanlarına kadar etkisini hissettiriyor. Bir anda  telefon kullanmasını bilmeyen insanlar ile yüksek teknoloji kullanan insanlar  aynı sepete sokulmaya çalışılıyor.
Yıllarca  ev ve işyerlerine  sabit telefon beklerken, 20–30 yıllık zaman diliminde telefonlar insanın cebine girdi.
Daha masa üstü bilgisayarlara adapte olamadan, çok kısa zaman içerisinde bilgisayarlar da insanın cebine girdi.
Bakalım daha neler girecek!
Kısacası, yaşadığımız yeni çağ “küçüklük” üzerine kurgulanmış. Her sosyal ve teknolojik olgu, küçülerek hayatımıza giriyor.
Üretim şekillerinin değişime uğraması  hem tüketim alışkanlıklarını hem de toplumun psiko-sosyal durumunu etkiliyor. Bir  yanda yavaş ve sakinliği kültür edinmiş, çok fazla şeyle değil bir kaç şeyle uğraşmayı seven bir topluluk. Bir yanda da  hızlılığın egemen olduğu bir dünyada yaşayan çok şey bilmek zorunda olan bir topluluk.
İnsanların internette  sanal marketlerden alış veriş yaptığı bir dünyada cadde dükkanlarının yaşaması mümkün mü?
Mesela: neden nüfus artmasına rağmen gazete tirajları düşüyor?
Okuyan mı azaldı?
Hayır!
Bilginin alınacağı mecra değişti.
Gelecekte gazetelerin kağıt baskılı olarak yaşama şansı olabilir mi?
Ya değişecekler ya da zamanla tükenecekler!
Sanal alış veriş  şekli öyle basitçe kapatılacak bir konu değil. Bir kere burada bahsettiğimiz şey, insanların tüketim alışkanlıklarıdır. Tüketim alışkanlı değişirken beraberinde birçok sosyal değişim de meydana geliyor.
Bilgi çağının şirketleri, bir ülkede araştırma yapıyor, değişik ülkelerde de parçaları üretiyor,yine değişik ülkelerde bu parçaları birleştiriyor ve nihayetinde yine değişik ülkelerde satış yapıyor.Yani elinize aldığını bir ürünün onlarca ülkede üretildiğini düşünün.
Böyle bir dünyada sizce egemenlik kimin?
Hükümetlerin mi?
BM’nin veya diğer uluslararası kuruluşların mı?
Hayır!
Egemenlik artık küresel tabana yayışmış durumda. Herkesin her yerden menfaati olabiliyor. Dünya ortak bir nehrin kenarında toplanmış. Bir yerden başlayan kirlilik herkesi kirletiyor!
 
Örneğin: Sanal alış verişler yüzünden artık eve hapsolmuş insanlar göreceğiz. Bu tek başına yeterli bir sosyal değişim gerekçesidir. Buradan yola çıkarak rahatlıkla şunu söyleyebilirsiniz  ”İnsanlar gittikçe asosyal olacaklar”.
 
----------------
YİNE KAVRAM KAVGASI YİNE MİLLİYETÇİLİK!
Türkçülük, Türk milliyetçiliği, ırkçılık  kavramları üzerinden yine siyaset ısındı. Aslında bu tür tartışmalar en çok muhalefetin işine geliyor. Çünkü  muhalefetin sevdiği şey soyut tartışmalardır, büyüyen ve gelişen  ekonomi gibi somut konular  değil. Kim daha Milliyetçi, Dinci, Sosyal demokrat? Gibi sorular  eski siyasal düzenimizin vazgeçilmez siyasi konularıydı. Her bir parti bu kavramlardan birini sanki kendilerini patentlemişlerdi. Ülke felakete de sürüklense bu kavramlar siyasetin en üst rafında muhafaza edilirdi.
Ama bugün, yukarıda  bahsettiğim  “çağ çatışmasında” olduğu gibi bireylerin ve toplumların  öncelikleri  değişti. Artık kavram tartışmaları Türkiye siyasetini doyurmuyor.
Esasında milliyetçilik kavramı endüstri çağına ait bir konu, bugüne ait değil. Ortaçağda dünyada hâkim olan anlayış “ümmetçilik”di. Batı’da Katolik, Ordodoks, Protestanlık inançları altında toplanmışken, Osmanlıda da milliyetçilik anlayışı aynı şekilde  inanç çatısı altında toplanmıştı.
Sanayi çağında ise uluslar dönemi başladı. Ümmetçilik dönemi sancılı çatışmalarla sona erdi.
Bugünün dünyasında ise her iki geçmiş anlayış yok olmak üzere. Bu kadar sınırsız iletişim, görsel,duyusal imgelerin olduğu bir dünyada milliyetçiliğin yaşayabilmesi mümkün değil.çünkü buna ihtiyaç yok.
Siyasetçilerin de çağı yakalaması gerekiyor. Eskiden halka “balık” gözüyle bakıp olta sallayan siyasetçilerin bugün yaşama şansı yoktur.
-----------------
 
Kahvehanelerde yapılan seviyesiz tartışmaları gördüğümde aklıma şu geliyor:
 
Allah’ım iyi ki bu insanlar bu ülkenin kaderini tayin edenler değil. Eğer Türkiye nüfusunun ortalaması bu insanlardan oluşsaydı, bugün etnik, mezhepsel kavgalarının haddi hesabı olmazdı. Şükür ki sadece konuşuyorlar! Şükür ki düşünmüyorlar!
Eğitimli nüfusun işte bu kadar önemi var!
Ne kadar eğitimli bir nüfusa sahipsen, o kadar sağlıklı kararlar verilebilen bir ülke olursun.
Sağlıcakla kalın.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık