İsa DOGAN

Her Balık İçin Aynı Olta Olmaz!!


İsa DOGAN
18 Mayıs 2011 Çarşamba 16:16
Değerli Dostlar,
Seçime günler kala meydanların ateşi daha da ısınıyor. Israrla her aklına geleni konuşan Ana muhalefetin lideri her konuşmasında bıkkınlık verecek derece benzer söylemlerini dile getiriyor, olmayacak vaadlerine bir de hakaretler ekliyor.
Tecrübesizlik, tutarsızlık ne derseniz deyin meydanlara yakışmayan bir tarz bu!
Ülkemizde okur oranı oldukça düşük, kaç gazete ve dergi satıldığı malumunuz!
Dolayısıyla da bu kitleye uygun seçim kampanyası güdülmesi gerekiyor. Siyasetçilerimiz de zaten eğitimli kesim üzerinden değil, diğer  toplumsal kesim üzerinden kampanya yürütüyorlar. Dolayısıyla da bizler bu kampanyaları hafife alıp, basit görüp siyasetçiyi de anlaşılmaz bir şekilde alaya alabiliyoruz.
“Mazot 1,5 TL olacak” diyen siyasetçi bunu tarımın yoğun olduğu, okur oranının oldukça düşük olduğu yerde söylemesi bundandır. Çünkü  eğitimli insan  böyle  şeyleri sorgular ve de derinlemesine irdeler.
Bu gibi söylemleri  kullanan siyasetçinin hedef kitlesi öyle   modern, çağdaş, Atatürkçü, laik kitle değildir. Zaten amaç da eğitimli kitleye yönelik değildir. Çünkü onların safı kendi hür iradelerinde büyük olasılıkla bellidir. Maksat duyduğuna inanabilen kitleyi avlamaktır.
Duyduğuna inanan kitlelerin en büyük özelliği unutkan olmalıdır. Dolayısıyla ne kadar çok söz verilirse verilsin pek de önemli değildir.
Bugün sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başarılı olmasının en önemli nedeni gerçekten de halkın içinden gelmesi, halkın içinden yetişmesidir. Halkın kederini, sabrını, ahlakını içinden gelerek hazmetmesidir. Duruşunun ve üslubunun "Kasımpaşalı" olmasının nedeni de zaten bu'dur.
Ülkemizde bilim adamları ve aydın kesimle halk arasındaki uyuşmazlık da burada yatıyor. Fransız kültürü, batı düşüncesi... Hayranı olup Türk halkını da aynı perspektiften görmeleri ve de bu bakış açısıyla siyaseti yorumlamaları halk ile aralarındaki bağlantının ne kadar ince olduğunu gösteriyor
İyi bir yönetici kadrosunu ve de çalışanlarını en iyi tanıyandır!
Halkın zaaflarından siyaset üretmek  anlaşılmaz bir davranış değildir. Ama bunu yaparken ayağının yere basması da “olmazsa olmaz”ıdır.
Değerli Dostlar,
Ortalamanın üstü duygusal bir yapıya sahibiz. Bu bizim toplumsal gerçeğimiz. Bir film izlerken ezilen karakterle üzülen, onun mutlu olmasıyla da  bir  o kadar seviniriz. Biz bu’yuz, biz biz yapan da bu yaklaşımımızdır.
Toplumsal derinliğimizde alt alta fotoğrafları sıraladığımızda kendi gerçeğimizi görürüz.
Televizyon ekranlarında eski filmleri izlerken o dönemin de gerçeklerini görebilirsiniz. Rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerinde evsizliği, pahalılığı, yoksulluğu da görebilirsiniz. Bunlar o dönemlerin realiteleriydi.
Dolayısıyla bir şeye bakarken nasıl batığımız da önemli.
Tiyatro, müzik, sinema .. Her dönemin aynası gibi bulundukları dönemi yansıtırlar. Ajda Pekkan’ın “Aman petrol canım petrol”  şarkıları gibi yokluk ve fakirlik dönemlerinin arabesk şarkıları da dönem itibari ile rağbet görüyorlardı. Bugün bu yakın geçmişi dahi anlamakta zorlananlar var. Artık evsizlik üzerine, enflasyon (zama zam !!), yoksulluk üzerine film yapılmıyor, yapılsa da tutmuyor.Bunlar toplumun değişiminin  getirdiği dönüşümün tezahürleridir.
Sanat gibi toplumun ahlakı da, giyimi de, hoş görüsü de, siyaseti de  değişime uğrar. Tüm bu değişim ve dönüşümleri anlayabilen  “halkın ne istediğini “de anlayabilir.
Ama siz hala “zama zam” dönemlerinin etkisinde kalmışsanız (geri kalmış!!),bugün olmayan ya da minimize olmuş sorunları siyaset gündemine getirerek  başarılı bir siyaset yürütemezsiniz.
Değerli Dostlar,
“Kanal İstanbul” projesi  açıklanır  açıklanmaz doğal yaşam savunucularının veya koruyucularının  hemen harekete geçtiklerini gördük.
Sanki o doğal yaşamın parçası değiliz biz!
Nüfus artıyor, artmaya da devam edecek!
Nüfus artışına  paralel olarak yol, su, iş, konut yapılması da elzemdir. Dünya büyürken biz de büyümek durumundayız. Bu paralellikte boğazın trafiği kaçınılmaz olarak artıyor. Bu, bu kadar açık ve net iken bu kadar eleştiri niye?
Maksat her zamanki gibi “benim cebime girmeyen kimsenin cebine girmesin” misali rantiyeci bakış açısı ile engeller koymaktır. Bilimsel değil, bilimselliğin siyasete bulaşmış şeklini görüyoruz burada.
Her yatırıma “burada rant  var “diye bakarlar. Dolayısıyla “köprüler olmasın, yüzerek geçin” diyecek kadar çevrecidirler!
Efendim bu projede “insan “ yokmuş!
Güler misin ağlar mısın?
Yatırımların yarattığı ekonomik etki alanını görmezden gelmektir bu. Her yatırımın yarattığı  çarpan etkisi vardır, yatırımın getirdiği istihdam, ihtiyaç duyulan malzemeler.... gibi kademe kademe ekonomik etkidir bu.
Dolayısıyla yarattığı ekonomik etki  de doğal olarak insan odaklıdır.
Zaten yapılan yatırımın kendisi insan odaklı değil mi?
Bu kanaldan herhalde  sadece AK Partililer yüzerek geçmeyecek!
Hangi ekonomiste sorarsanız sorun, ekonomiyi canlandıran şey  “para dağıtmak” değil “yatırım”dır. Gelecek vizyonu olan bir anlayış refah seviyesini yükseltmek için daha çok iş alanı yaratılması için çalışır  ve  proje üretir. Çünkü önemli olan sadece bugün değil, yarındır da.
Artık dünyada böyle bir devlet anlayışı yoktur. Çünkü ekonomin gerçek sahibi artık devlet  değil, özel sektördür, çokuluslu yatırımcılardır.
Bunları bilmek ve görmek lazım!
Aslında tüm bunların farkındalar ama yukarıda da bahsettiğim gibi hedef kitle okurlar, düşünürler değil, duyduklarına inanan toplumun diğer kesimidir.
Her balık için farklı olta ve uçları vardır. Siyasette de oltayı neye göre attığın önemlidir!
CHP’nin oltası küçük!
Çünkü  amaç büyük balık  değil, küçük balık  yakalamaktır!
Sağlıcakla Kalın

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık