FRANSA’YA DERS….


30 Ocak 2012 Pazartesi 11:30
Fransa’nın son yediği (herze) üzerine hışımla kalkan vekillerimizden neler beklemedik ki? Fakat hevesimiz kursağımızda kaldı. Nasıl mı? Sayın Başbakanımızın malûm yasanın Temsilciler Meclisinden geçtiğinin ertesi günü yani 21 Aralık 2011 şu sözlerine rağmen “Bundan böyle Fransız şirketlerini kamu sektörü ihalelerinde yaşatmayız. Bu durumu, mevcut sözleşmelere ve hem de gelecek sözleşmelere uygulayacağız.” Diye açıklamasına rağmen. Sarkozi malum yasayı Daha  imzalamadan Fransız’ların % 15 hissesine sahip oldukları “Güney Akım”   Projesinde ilk kıyağımızın ardından bu gün basından takip ettiğim kadarıyla “e-pasaport” yani “çipli pasaport”  ihalesini de Fransız’lara yıkmışız!...
Burada bilinmesi gerekir ki Güney Akım projesinde Fransızlara zarar verelim derken ülkemize de bir zarar söz konusu olabilir. Bu gibi durumlar da tabi ki göz önüne alınacaktır. Fakat e-pasaport konusu da bu durumda mıdır? Her ikisi de böyle olması uzmanlarca mümkün görülmemektedir. Üstüne üstlük Ekonomi Bakanımız sayın zafer Çağlayan bu günlerde Fransız iş adamları ile basına kapalı bir toplantı gerçekleştirmiş, toplantının ardından yapmış olduğu açıklamanın sonunda “Hepimizin ortak noktası, ister Türk ister Fransız olsun şu anda Sarkozi’nin yapmış olduğu işin akla ziyan bir iş olduğunu, bunun kesinlikle Fransız halkının görüşlerini yansıtmadığını ve Ülkemize yatırım yapan Fransız şirket yöneticilerinin de bu olayı tasvip etmediklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca Fransız Parlamentosu senatosu üyeleri yapmış oldukları çalışmalarla gerekli 60 imzaya ulaşacaklarını beyan etmişlerdir. Ben de aklın popülizmi yeneceğine inanıyorum.”  demiştir. ( Saygın ve etkin dış politika bu olsa gerek!!!)
Tabi bu da bir yaklaşımdır, amma mutlaka bazı teklifler verilmiş ve en uygunu da Fransız’larınki olabilir. Madem ki 60 imzadan eminler o vakit bu imzaların neticesi beklenmelidir. Diye düşünmeden kendimi alamamaktayım çünkü bunların yalnız Fransız’ların değil AB ve ABD’lilerin kırdıkları cevizler az değildir.
Yine basına yansıyan iki hadiseye de yer vermeden geçemeyeceğim. Birincisi ABD Dışişleri Bakanı Clinton “inkar yasasını eleştir di” denilmektedir. İkincisi ise (TGB) Türkiye Gençlik Birliği’nden bir gurup genç Taksim’deki Fransız Başkonsolosluk bahçesine girerek (malûm burası Fransız toprağı sayılmaktadır.) burada defalarca “Ermeni soykırımı uluslar arası bir yalandır” diyerek yasayı çiğnemişler. Bu arada Fransa Başkonsolosu ile de görüşüp “soykırım iddialarını çürüten” Fransızca belgeler vermişlerdir.
1915 hadiselerinin uzmanı sayın Prof Yusuf Halaçoğlu “Türkiye, Fransa da etkili bir hukuk bürosu ile anlaşarak < soykırım olmamıştır” diyen  bir kişiye açılacak dava üzerinden mahut yasanın “ifade özgürlüğüne aykırı” olduğu ileri sürülerek kaldırılabileceğini, bağırıp çağırmakla olmayacağını söylemiştir.  
Bu konuda ilgili ilgisiz, alakalı alakasız her kafadan bir ses çıkmaktadır. Bu hengâmede bu işin uzmanlarının söyledikleri de güme gidiyor. Bir de kendilerine aydın süsü verenler var ki bunlar ise “yahu bu soy kırımı kabul edelim gitsin” demekteler. Ben savcı olsam bunları “Vatana ihanetten” dava açarım. Sebebi gayet basit, Bu gibiler sanıyorlar ki “tamam kabul ettikten sonra bunlar işin sonunu bırakacaklar.” Ermenistan, zaten aç olan vatandaşlarını Türkiye’de doyurmanın yolunu bulmuş,  içeride kalanları alacakları tazminatla ile geçindirmeyi düşündüğünü daha anlammışlar. Dahası da var sonrası yer talebi. Bunlar şimdilerde “yok kılım döndü yok çok semirdim (obez)liklerini ileri sürerek ve şimdilerde paralı” olarak askerden kaçmanın yolunu bulmuşlar. Dedeleri de bunlardan farklı olduklarını sanmıyorum. Çünkü “armut dibine düşer” diye bir tabir vardır ya bunların dedeleri de bir yolunu bularak savaştan kaçmışlardır. Onun için Vatan toprağında şayet kanları varsa dedeleri çelik, çomak oynarken bunlar ise maç yaparken bir yerleri kanayarak döktükleri kandır. Ondan dolayı hemen “kabul edelim gitsin” demektedirler.
Tabiri caizse bir deyim vardır “bekâra eş boşamak kolaydır” denilir ya beleşe kondukları vatanı peşkeş çekmekte onlara anlaşılan kolay gelmektedir. Düşmana koz vermemek gerek bu gibi yerlerde konuşanlara hüküm verenlere ve demeç vermek zorunda kalanlara vebal yüklenmektedir. DİKKAT 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık