Eşref-i Mahlukat: İnsan


17 Nisan 2012 Salı 08:41
Hz Adem ilk insan ve ilk peygamberdir. Dolayısıyla insanların babasıdır. Hz. Havva ile birlikte cennete konuldular. Kendilerine yasak edilen ağacın meyvesinden yedikleri için cennetten çıkarıldılar.
 
Yasaklanan ağacın meyvesinden yemeseydiler ilanihaye olarak cennette olacaktık,  niye yediler ki gibi sorular anlamlı sorular değildir. Her şey yüce yaradanın bilgisi dahilinde gerçekleşmektedir.  Sonuç itibariyle her şey imtihan ve bu imtihan içerisinde iyi ile kötünün hak ile batılın mücadelesi söz konusudur.   
 
Şöyle bir olay anlatılır.
Yaşlı Kızılderili torunuyla kulübenin önünde oturmuş boğuşan iri iki köpeğini seyrediyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, diğeri ise siyah renkli idi.
Çocuk dedesine dönerek;  Dede, bize bir köpek yeterli iken niye iki tane besliyorsun.
Dedesi torununa; Olar benim için iki simgedir.
Çocuk; Neyin simgesi?
Dede; İyinin ve kötünün. İyilik ve kötülük aynen şu gördüğün iki köpek gibi içimizde sürekli mücadele eder durur.
Çocuk; Mücadele edenin kazananı da olmalıdır diye düşünerek, peki hangisi kazanır bu mücadeleyi diye sorar?
Dede; Ben hangisini beslersem o kazanır der.
Dünyanın ilk yaradılışından kıyametin kopacağı güne kadar iyi ile kötünün, hak ile batılın mücadelesi devan edecektir. İnsanlar da bu iki saftan birinde yer alacaklardır. Bunun neticesinde de doğrularla ittifak edenler için cennet, etmeyenler için cehennem söz konusudur.
Mücadele derken olaya sadece cemiyet açısından bakmamak lazım. İnsanın kendi iç dünyasında da bir mücadele söz konusudur.  Kendi iç dünyasını ne kadar iyi şeylerle desteklerse faydalı olur ve ahlakını güzelleştirir,  ne kadar kötü şeylerle beslerse zararlı ve kötü ahlaklı olur.
İnsan yaratılmışlar içerisinde en güzel şekilde ve en güzel donanımda yaratılmıştır.  Diğer varlıklardan farklı olarak konuşma ve akıl denen en büyük nimete sahiptir. İnsan aklı ile planlar yapabilmekle, kendini geliştirebilmekte, eşyaya hükmedebilmektedir.  Bu yaratılış Kur’an-ı Kerim’de  “Muhakkak ki biz insanı en güzel biçimce yarattık” diye ifade edilmiştir.
İnsan yaratıldıktan sonra dünyadaki tüm nimetler emrine verildi. Güneş, ay, deniz ve denizlerdeki canlılar, bitkiler, hayvanlar, sebzeler, meyveler, tarlalar madenler. Fotosentez sistemiyle oksijen üreten ağaçlar ve bitkiler, yağmur getiren bulutlar. Her şey insana hizmet etmektedir.
Güneş ve dünyayı şöyle bir değerlendirdiğimizde hayretler içersinde kalıyoruz.
Dünya nasıl olurda bir arızaya bir kazaya sebebiyet vermeden ve milim sapmadan 24 saatte kendi ekseninde, 365 gün 6 saatte de güneşin etrafındaki dönüşünü tamamlıyor.  Bu dönüşünü atmosferdeki bir boşlukta savrulmadan, sağa sola çarpmadan gerçekleştiriyor. Ne kadar mükemmel ve tahayyül edilmesi zor bir durum.
Dünyanın ekvator  çevresi 40.054 Km. dir. 24 saatte dönüşünü tamamladığına göre saatteki hızı 40.054 km/24 saat = 1.669 km.dir. Milyonlarca yıl boşlukta bu hızla dönmekte ve biz bu dönüşü günlük hayatımızda fark etmemekteyiz.  Normalde böyle bir hızla dönüldüğü tasavvur edilirse bizlerin ve yer yüzünde ne varsa savruluyor olması gerekmez mi?.  Ne mükemmel bir mizan, ne mükemmel bir ölçü.
Ya güneş. Dünyamızdan 1.300.000 kat daha büyüktür. Güneşin merkez sıcaklığı 20.000.000 Santigrat derecedir. Suyun 100 Santigrat derecede kaynadığı düşünülürse olayın akıl almaz boyutu daha da iyi anlaşılmaktadır. Bilim adamları; Eğer dünya odun veya kömür olsaydı güneşin bir günlük harcadığı enerjiyi karşılayamayacağını söylemektedirler. Peki, milyonlarca yıl neden güneş ışığında gözle görülür veya hissedilir bir azalma olmamaktadır.
Bu kadar güç ve kudret sahibi olan Allah her şeye kadir-i mutlak olmasına rağmen insana verdiği değere istinaden bütün günahları affedebileceğini, ancak kul hakkını ise hak sahibinin helal etmesine bırakmıştır.
Madem insan en güzel şekilde yaratıldı, diğer yaratılanlardan üstün kılındı ve her şey onun emrine verildi. O zaman insan da emrindekilere iyi davranmalı ve onları iyi yönetmelidir. Bu yönetim sadece bir şirket ve bir cemiyet yönetimi olmayıp çevreye karşı duyarlı, başka canlılara saygılı, adil ve merhametli olmalıdır.  Bir elma ağacı insana meyve veriyorsa kendisine hizmet eden gözüyle bakılmalıdır. Bir dönüm tarla için onlarca orman ağacı yakılmamalı. Bir şirket üç kuruş kazanacak diye atık kimyasal sularını milyonlarca canlının yaşadığı nehire bırakmamalı. Bir kilo balık yakalamak için binlerce balığın ölümüne sebebiyet verecek ve balık yuvalarını imha edecek dinamit kullanılmamalı. Hatta sokaktaki bir kediye, bir köpeğe de şefkatle,  merhametle yani insani duygularla yaklaşılmalı.
Dili, dini, ırkı, mezhebi, cinsiyeti ne olursa olsun, her şeyden önce insan çok kıymetlidir. Yaradılanı seveceğiz yaradandan ötürü. Nerede bir insanlık adına bir ayıp işleniyorsa mazlumun yanında zalimin karşısında olmak gerekir. Peygamberimiz; “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” buyurmuştur.
Bir firma bir buzdolabı imal ediyor ve bunun nasıl kullanılacağı konusunda bir kitapçık yayınlıyor.  Bu kitapçıkta bu ürünlerin daha iyi nasıl kullanacağı,  nelere dikkat edilmesi gerektiği ayrıntılı bir şekilde izah edilmektedir. Hatta belirtilen kurallar çerçevesinde kullanılmazsa garanti kapsamından çıkarılacağı yer almaktadır. Peki bu kadar mükemmel şekilde inşa edilen  ve emrine bunca nimet verilen insan oğlunun başı boş bırakılacağını  düşünebilir miyiz?. Bu nedenle Allah zamanla insanlığın düştüğü felaketten ve kötü durumdan kurtulmaları doğru yolu bulmaları için peygamberler ve kitaplar göndermiştir.
İnsanların ahlaken güzelleşmesi, bir birlerini sevmesi, sayması, hak ve adalet duygusuna bağlı olmaları gerekmektedir.  Empati veya hemhal olabilmelidir. Farklı iki insan düşünün Aynı maddeden (uranyum) biri atom silahı yaparak milyonların ölümüne sebep olabilir, diğeri ise elektrik enerjisi üreterek milyonlara hizmet etmiş olur.
İnsan olmanın doğuştan itibaren getirdiği bir takım temel hakları bulunmaktadır. Yaşama, sağlık, eğitim, mülk edinme, seyahat etme, haberleşme, kanun önünde kendini savunma, hak arama, seçme ve seçilme, özel yaşamın gizliliği ve devlet hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı gibi. Günümüz dünyasında da bunlar evrensel değerlerdir.
 Alman şair Friedrich Hölderlin şöyle söylemiştir; “Hiçbir şey insan kadar yükselemez, onun kadar da alçalamaz.”
N. Fazıl Kısakürek ise ;
Sual: Ey veli insan nasıl olmalı söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksan hep öyle.
Saygılarımla…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık