İsa DOGAN

Dershaneler meselesinden dolayı hem kızgınım hem de kırgın!


İsa DOGAN
5 Aralık 2013 Perşembe 11:22
Değerli Dostlar,
Aşağıda son günlerde sosyal medyada yayınladığım özellikle dershaneler konusuyla alakalı düşüncelerimi görebilirsiniz.
-------------
Benim gibi sayın Gülen’e  sempatiyle  bakan yüz binlerce kişi son günlerde yaşanan olaylardan dolayı hayal kırıklığına uğramış durumda. Siyasal partiler  siyaset yaparlar, meseleleri belli stratejiler güderek çözmeye ya da çözmek için yöntem belirlemeye çalışırlar.
Peki, cemaatlerin görevi nedir?
Peki, Gülen cemaatinin  bu aşırı siyasallaşmasına ne diyeceğiz?
Nedir bu eski defter merakı!
Nedir bu iktidar hırsı!
Samimi duygularımla söylüyorum: Son iki haftadır cemaate yakın hiçbir televiyon kanalını bırakın izlemeyi, kanal  listesinden çıkaracak kadar içim doldu.
Meğer sadece askeri, yargı, bürokratik, medya vesayeti değil, din üzerinden de oluşturulan bir vesayet sistemi varmış. Türkiye’nin bunu da görmesi bence iyi oldu. Artık siyaset daha da  şeffaflaşacaktır.
Diyelim ki dershaneler üzerinden bu kampanya seçimlere kadar devam etti. Seçim sonuçları açıklandığında, eğer AK Parti gücünü korumuş olursa veya birkaç puan aşağı yukarı oy alırsa. Kaybeden sadece muhalefet değil Cemaat de olacaktır.
Cemaatin seçim öncesinde siyasete bu kadar bulaşması, seçim sonuçlarıyla  kendisinin de siyaseten test edilmesi olacaktır.
Bu büyük bir risktir. Konu siyaset olunca işler başka türlü  yürür çünkü.
Devletin eğitimde özel sektörün desteğine ihtiyacı var. Tıpkı özel hastanelerde olduğu gibi.
Bırakın bir yıllık Testhaneleri, gelin 4 yıllık liseler kurun hem devlete destek olun hem de gerçekten eğitime destek vermiş olun.
1 yıllık periyotlarla  kolay yoldan  gençleri eğitmeden, sadece test teknikleriyle ucuz yoldan para kazanmayı bırakın artık!
-----------
Günlerdir Cemaat ve Ak parti arasındaki sürtüşmelerin medyanın değişik kesimlerinde farklı reaksiyonlarını izliyoruz. Bir kesim ellerine ovuşturarak, kıs kıs gülerek biranda cemaatçi olup savunmaya geçmişken, bir kesim de olanları anlamaya ve de anlamlandırmaya çalışıyor.
Bu, Türkiye’nin sağlıklı bir yapıya henüz ulaşmadığının açık bir kanıtı gibi.
Siyaseti cemaaler, o ya da bu gruplar değil halkın kendisi dizayn etmeli. Sağlıklı olan bu.
Ne yani şimdi, Sayın Başbakan’a kızıp da birileri aynı ziyni yapıda olmadıkları, aynı yoğurdu yemedikleri halde sırf ders vermek için başka siyasi partilere oy mu verecekler?
Böyle bir şey olamaz, olması  da mümkün değil.
Bu, kendi menfaati için ülkeyi uçuruma sürüklemek olmuyor mu?
Böyle bir şeye inanmak dahi istemiyorum.
Siyasette böyle şeylerin olması, normal olmadığımız anlamına gelir.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, dershane meselesi garibanın meselesi değil. Bu nedenle de bu mesele üzerinden siyaset yapanların iyi hesap yapması gerekiyor. Türkiye’nin cemaat eksenli siyasal tartışmalardan kurtulması gerekiyor. Bu normalleşme için kaçınılmazdır.
Nasıl ki bozuk bir ekonomide yerli paraya güven olmadığı için Döviz büroları ortaya çıktıysa, bozuk eğitim sistemi de Deshaneleri ortaya çıkardı. Ekonomi düzeldikçe döviz bürolarına olan ihtiyaç azaldı. Eğitim sistemi de düzelince deshanelere elbette ki ihtiyaç kalmayacaktır.
---------
Yıl 2004 MGK kararlarından birinde gülen cemaatiyle ilgili bir karar yeralmış. Aradan 9 yıl geçmiş bugün birileri kirli siyasal hesapları için manşete çıkarıyorlar. Birileri o günün şartlarına ve bugünün sonuçlarına bakmadan karalama kampanyasına girişmiş durumda. Gülen cemaati en büyük gelişmesini bu 9 yılda yaptı. O MGK metnine imza atan generallerin çoğu ya yargılanıyor ya da hapiste. Manzara böyle iken, nedir bu kirli siyaset manevraları. Tayyip Erdoğan'ı bitirme planları yapanlar cemaati de bu oyuna dahil etmeye çalıyorlar. Bu millet artık kolay adam harcatmayacak kadar akıllandı.
Unutmayın onların bir planı varsa Allah'ın da milletin de planı var!
------------
Dershaneler!
Yıllarca çocukların ve gençlerin hayalleri üzerinden para kazandınız. Devletin okullarında 12 yılda hiçbir şey öğrenemeyenlere siz bir yıldan az zamanda güya mucizeler verdiniz. Eğitim esaslı değil test esaslı binlerce genci kısa yoldan hayalleriyle buluşturdunuz. Ama bu doğru yol mu? Türkiye’nin kaderi böyle bir eğitim modeli mi olmalı? Bir gün bu sağlıksız yapının değişeceği ya da değişmesi gerektiğinin Farkında olamamanızı eğitimin içinde olmanız nedeniyle mümkün görmüyorum. Devlet tüm yükü sırtlamışken yük almak yerine bundan faydalanan bir sistemi savunmak ile halkı kendi yanınıza çekemezsiniz. Son günlerde dershaneler meselesini siyasallaştıranların halkın büyük kesiminde  ne kadar tepki topladığının geç olmadan fark etmeleri gerekiyor. Bu halk geçmişte kimlerin nerede durduğunu unutmadı. Bu ülkenin kaderinin bu kadar basit meseleler için karanlığa çekilmesine izin vermeyeceğiz.
--------------
Elimizdeki imkanların değerinin ne kadar farkındayız?
Türkiye küresel sistemde oluşan yeni şartlara göre kendini sürekli dizayn etmek zorundadır. Milli menfaatlerinizin olduğu her yerde var olmak zorundasınız. Küresel sistem karşılıklı bağımlılık esasına göre güç denklemlerini tekrar tekrar dağıtıyor. Dün düşman gördüğünüz ile bugün sıkı dost olmanız hiç de garipsenecek bir durum değil. Milli politikalar  güderken artık güvenlik esaslı değil menfaat esaslı şekillendirmeniz şart. Bulunduğumuz coğrafyadan maksimum faydayı sağlamalısınız. Yanı başınızda petrol çeşmesi akarken arkaik korkular   ile sırtınızı dönmenin size hiçbir faydası olmadığı gibi aksine zararı var. Unutmayın ki, sadece yaptıklarınızla değil yapmadıklarınızla da sorumlusunuz.
 Türkiye enerji bağımlısı bir ülkedir. Isınmak, nakliye ve üretmek için başkalarının insafına bağımlıyız. Üstelik iki kere bağımlıyız; birincisi enerji kaynağı olarak, ikincisi para cinsi olarak. Yani bir şeyler üretip dolar karşılında satacaksınız ve kazandığınız dolarları enerji ihtiyacınız için başkalarına vereceksiniz. Eğer tükettiğinizden az üretiyorsanız aradaki farkı da borçlanmanız gerekiyor. Borçlanma maliyetlerini de katarsanız üçüncü kez bağımlı olmuş oluyorsunuz.
Kuzey ırak bölgesi ile son yıllarda gittikçe ivme kazanan ilişkiler birilerini rahatsız ediyor.
 Peki kim bu birileri?
 Ne istiyorlar?
 Türkiye terör endeksli yaşarsa, büyüyemez yerinde sayar ve de küçülür.90’li yılların birbirinden pek farkı olmamasının nedeni de işte bu. Bana öldürülen terörist sayısına göre büyüyen bir ülke gösteremezsiniz ama ben size tam aksine küçülen, büzülen bir sürü ülke örneği gösterebilirim.
 Bu ülke terörle yatıp kalkmaya mahkum edilmişti. Dünyada ve de yakın çevresinde dönen dolapların, geliştirilen stratejilerin dışında kendi içine kapanmış bir halde idi. Şimdi çıkmış birileri dış politikamızı eleştiriyor.
Neydik de neyi eleştiriyorsunuz?
Ne yapalım!
Yanı başımızdan petrol ve doğalgaz borularının geçişini mi seyredelim?
Yanı başımızdaki pazara sırtımızı dönüp, başkalarının mallarının bizim üzerimizden geçmesini mi seyredelim?
Artık dünya ticaret eksenli dönüyor. Kimsenin umurunda değil sizin düşmanlığınız ya da dostluğunuz. Önemli olan ticari kabiliyetiniz. Ne kadar üretip satıyorsanız, o kadar itibar kazanırsınız.
Eğer Kuzey Irak’ın petrolü ile beraber elde edilen petrol gelirleri de Türkiye’nin kamu bankalarında kalırsa -ki ABD buna karşı- Türkiye’nin finansman maliyetleri düşebileceği gibi diğer petrol üreten ülkeler için de alternatif kapı açılmış olacak. ABD’nin karşı çıktığı taraf boruların geçtiği güzergâh değil paranın geçtiği güzergâhtır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık