Ceziretül Arab’a yolculuk -1-


16 Mart 2012 Cuma 11:50
Kutsal bir yolculuğa hep beraber; hayatımızı yeniden tazelemeye, nefsani paslardan arınarak ölü topraktan, diriliş tohumlarına doğru yol almaya çıkalım. Ötelerin şimendiferinden, teyyaresinden, tahtel bahirden çağın galakside parlayan ufolarından, faytonlardan dahası zamanın akışını hiçe sayacak kadar geniş tutalım yol arkadaşlığımızı. Yüreğimizdeki imanın üstüne fıtratımıza tevhidi, bedenimize teslimi, ruhumuza tevekkülü giydirelim.
  Yaradanın tek sevgilisine bu yolculuk; haritadaki Medine’yi aramak yerine yüreğimizin Medine’sini bulalım. Yüreğimizin fatihi kılalım. Rasulu fethedelim bu kutlu doğumda. O latif ruh, daha anne karnında iken babasını, babasının kabir ziyaretinden dönerken annesini kaybetmişti. Yüreğinde o Habibullah için yer açanlar: kendi çocuğumuzu onun yerinde bir düşünelim. Ve kendimiz bir an için amine olalım. ‘kainatın efendisi peygamberimizin hayatı’ adlı bir eserde okuyalım sayfaları;
  Yer Mekke ile Medine arasında bulunan Ebva köyü tarih miladi 576. Hazreti Amine kendisini yakalayan hastalıktan kurtulamayacağını artık anlamıştı. Son olarak güneş gibi parlayan nur yavrusunun yüzüne ayrılık ve hasretin verdiği duygu içinde baktı. Ellerini doya doya kokladı ve şöyle seslendi: “eğer rüyada gördüklerim doğru ise sen celal ve bol ikram sahibi olan Allah tarafından Adem oğullarına helal ve haramı bildirmek üzere peygamber gönderileceksin. Ceddin İbrahim’in teslimiyet ve dinini tamamlamak için olacak. Allah seni milletler beraber devam edip gelen putlardan, putperstlikten koruyacak ve alıkoyacaktır. Her yaşayan ölür, her yeni eskir yaşlanan herkes zeval bulur her şey fanidir gider. Evet, ben de öleceğim. Fakat ismim ebedi yad edilecektir. Çünkü tertemiz bir evlat doğurmuş arkamda hayırlı bir yad edici bırakmış bulunuyorum.” Ey kainatın annesi; ölümü kendimizden uzaklaştıramayan bizler, ölüm uzağımızdaymış gib davranarak dünyayı hayatımızın merkezinden atamıyoruz. Her peygamberin nefsi dediği o günde bizim efendimizin illa ümmetim demesine inat, daha bu alemde nefsi diyoruz.
  ……. Sekiz yaşına kadar hamilik yapan dedesi Abdulmuttalip bir gün aniden rahatsızlandı. Hastalığı başka bir aleme göçün haberini veriyordu. Efendimizi teslim edecek bir kişiyi seçmek için acele ediyordu. Oğullarını çağırttı. Ebu leheb geldi. Ama o katı kalpli merhametsizin biriydi. Olmaz deyiverdi içinden. Abbas’ın çoluk çocuğu çoktu. Hamza olsa, o da genç ve ava meraklıydı. Ebu Talip ise serveti az ama şevkati boldu. ‘onu himaye edecek yalnızca o’ diye düşünürken efendimizin de görüşünü aldı. Efendimiz bu soruya cevaben yerinden kalkıp amcası Ebu Talibin boynuna sarıldı. Abdulmuttalip ona hitaben ‘onu sana emanet ediyorum, o ilahi bir emanettir, onu her şeye rağmen canın başın pahasına da olsa koruyacağına dair bana açıkça söz ver ki gözlerim arkada kalmadan gönlüm rahat olsun.’
  -‘onu öz çocuklarıma hatta kendi canıma bile tercih edeceğimden emin olabilirsin.  Hiç kimse zarar veremez’ dedi ve hakikaten her haliyle efendimizi himaye etti. İnsanoğlunun hayatta en fazla ihtiyaç duyduğu güven duygusuna cevap veren Ebu Talip ve onun hanımı Fatıma hatun. Öyle ki vefat ettiğinde ‘bugün annem vefat etti diyerek ona karşı sevgisini ifade eden Allah Rasulunun gömleğini çıkararak ona kefen yapması ve beraberinde kabre inerek bir müddet mezarında uzanması ve ashabın sebebini sorduğunda şu gıpta esilecek cevabı vermesi, insanı derinden yaralıyor. ‘Ebu talip’ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiçbir kadın yoktur. Ahirette cennet elbiselerinden bir elbise giymesi için ona gömleğimi kefen yaptım. Kabre ısınması ve alışması içinde oraya kendisiyle beraber uzandım.’ ey hazreti ali’nin annesi Ebu Talip’in hanımı Fatıma hatun; Allah o sultana annelik etme onurunu seni seçerek vermiş!...
  …… Kainatın efendisi oniki yaşında ve amcasıyla ilk Şam’a gidişi; Şam ile Kudüs arasında suyu bol ve bahçelerle kaplı bir kasaba Busra ve Busra’da rahip Bahira; kafileye beklemedik bir alaka göstermişti.  Manastırdan, Kureyş kafilesini seyrederken bir bulutun efendiler efendisini gölgelediğini görmüştü. Kafile gelip bir ağacın altına konunca, aynı bulutun ağacıda gölgelediğini; ağacın dallarının ise, nur çocuğun üstüne eğilip gölge ettiğini müşahede etmişti. Mukaddes kitapları incelemiş ve onlardan son peygamberin özelliklerini öğrendiği için nur çocuktaki sıfatları aynen görüyordu. Emin olmak için kafileye bir ziyafet tertiplemişti. Yemekten sonra efendimize; “Bak delikanlı, Lat ve Uzza hakkı için sana soracağım şeylere cevap ver” dedi. Efendimiz, Habibullaha yakışacak tepkiyi verdi; “Lut ve Uzza adına benden Birşey isteme. Vallahi onlardan nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret etmem.”
O halde allah hakkı için sana soracaklarıma cevap ver, dediğinde Bahira,                efendimiz: ‘istediğini sor’ buyurdu. Ve Bahira sorularından sonra o nur çocuğun peygamber olduğundan emin olmuştu. Ve Ebu Talib’e şu öğüdü verdi;
‘Yeğenini hemen memleketine geri götür. Onu hasetçi Yahudilerden koru. Vallahi Yahudiler çocuğu görüp te, benim fark ettiklerimi onlarda fark ederlerse ona kötülükte bulunurlar. Çünkü senin bu yeğenin ileride büyük şan ve nam kazanacaktır. Durma onu hemen geri götür!’

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık