CEZİRET’ÜL ARAB’A YOLCULUK -6-


25 Mayıs 2012 Cuma 07:19
Hazreti Hamza’nın saadet dairesine girmesiyle müşriklerin öfkeleri daha da artmıştı. Hidayet dairesi gittikçe genişliyordu. Şirk tarafında daha büyük planlar kuruluyor ve harekete geçiliyordu. Bir gün Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe Bin Rebia, bir grup müşrike : “Muhammed’in yanına gidip teklifte bulunmak istiyorum. O bunların bazısını kabul eder bizde O’nun isteğini yerine getiririz” dedi. Topluluk kabul etti. Ve Utbe Peygamberimize şöyle dedi : “Ey kardeşimin oğlu biliyorsun ki sen aramızda şeref ve soy sop bakımından bizden daha hayırlısın. Fakat kavminin başına büyük bir iş açtın. Onların birliğini dağıttın. Tanrılarını kötüledin. Baba ve atalarını kafir saydın. Sen bu davanla şayet mal ve servet elde etmek istiyorsan, mallarımızdan sana hisse verelim. Hepimizin en zengini ol. Eğer şan şeref peşinde isen seni reis yapalım. Eğer bu sendeki cinlerden gelme bir hastalık ve sihir ise doktor getirelim. Seni tedavi ettirelim. Kurtuluncaya kadar mal ve servetimizi harcayalım” dedi. Peygamberimiz Utbe’ye : “Ey Velid’in babası söyleyeceklerin bitti mi?” diye sordu. Evet, cevabını alınca Efendimiz: “O halde şimdi sen beni dinle” dedi ve besmele çekerek Fussilet Suresinin 136 arasındaki ayetleri okumaya başladı: “Hâ mim. Bu kitap, bilen bir topluluk için Allah’ın rahmetiyle müjdeleyici ve O’nun azabından sakındırıcı olmak üzere, ayetleri açıklanıp ayırt edilmiş Arapça bir Kur’an olarak Rahman ve Rahim olan Allah tarafından indirilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler; artık hakka kulak vermezler.” Sureyi secde ayetine kadar okuyup secde etti ve Utbe’ye: “Ey Velid’in babası okuduklarımı dinledin artık gerisini sen düşün” dedi. Kur’an’ın mucizeliği Utbe’nin çehresini öyle değiştirmişti ki Kureyş’lilerin hemen dikkatini çekmişti. Müşriklerin yanına gelince Utbe onları şaşırtan şu sözleri söyledi. “Vallahi ben ömrümde benzerini hiç işitmediğim bir kelam işittim. Ne şiir ne sihir ne de kehanettir! Ey Kureyş topluluğu beni dinleyin de hatırım için bu işin peşini bırakın. Bu adamdan vazgeçin. O’ndan uzak durun O’na dokunmayın” dedi. Bu konuşma müşriklerin hoşuna gitmemişti. “ Ey Velid’in babası seni dili ile büyülemiş” dediler. Müşrikler Efendimiz karşısında bir kez daha mağlubiyete uğramışlardı. Çünkü Allah “Ben nurumu tamamlayacağım. Kafirler müşrikler istemese bile” diyordu. Resulüne ise: “Sana vahyettiklerimi halka bildir. Korkma çekinme. Çünkü ben seni insanlardan onarlın şer ve belalarından koruyacağım” diyordu. Müşrikler Efendimizin davasındaki kararlılığını anlamışlardı. Değişik tekliflere başvuruyorlardı. “Rabbine dua et eğer Sefa tepesini bizim için altına çevirirse biz o zaman Seni tasdik eder Sana iman ederiz” dediler. Efendimiz: “Teklifiniz yerine gelirse bu dediğinizi gerçekten yapar mısınız?” diye sordu. “Evet, yaparız” dediler. Resulü Ekrem: “Kudreti sonsuz Rabbine yalvarmaya başladı. Anında Cebrail geldi: “Allah Teala seni selamlıyor ve; istersen onlara Sefa tepesini altın yapayım ancak bundan sonra kim inkar ederse hiçbir varlığa yapmadığım bir azapla onları azaplandırırım, yok, istersen onlara tövbe ve rahmet kapılarını açık bırakayım diyor” dedi. Peygamberimiz iki teklif arasında serbest bırakılmıştı. Allah Teala isteğini yerine getirecekti. Böyle olmasına rağmen O, kendisini böyle rahatsız eden kavmine acıdı ve Rabbinden: “Hayır Allah’ım Onların isteklerini yerine getirme kendilerine rahmet ve tövbe kapılarını açık bırak” duasını istedi. Çünkü o hiçbir zaman şahsı için intikam peşinde değildi. Kendisine zulmedenlere dahi hidayet diliyordu. Bir günde yine değişik bir teklifle Efendimize geldiler. “Sen ilahlarımızı kötülemekten vazgeç buna karşılık sana çok mal verelim. İstediğin kadınla evlendirelim. Eğer bunu kabul etmezsen senin ve bizim için daha hayırlı bir teklifimiz var. Sen bizim tanrılarımız olan Lad ve Uzzaya bir yıl tap, biz de senin ilahına bir yıl tapalım” dediler. Bu bir tuzaktı ve Efendimiz bu tuzağa asla düşmeyecekti. Cebrail hemen Kafirun Suresi’ni indirdi.
    “De ki: Ey Kafirler! Sizin taptıklarınıza ben ibadet edecek değilim.
    Benim ibadet ettiğime de siz ibadet edecek değilsiniz.
    Ben zaten sizin taptıklarınıza tapmam.
Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.
    Sizin dininiz size, benim dinim bana.”
        Denilince kafirler tamamen ümitlerini yitirdiler.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık