İsa DOGAN

Bu kadar duygusallık aşkta olur, siyasette değil!


İsa DOGAN
28 Nisan 2013 Pazar 04:13
Değerli Dostlar,
Ekonomik olarak, dış politika olarak ne kadar yükseklerden uçsak da  kaliteli insan gücümüz henüz  daha bu gelişmelerin paralelinde değil.
Potansiyel varlıklarınızla bir yere kadar gelirsiniz ama sonrasındaki gelişmeyi ilave donanımlar ile sağlarsınız. Liderler ne kadar yüksek vizyon sahibi olurlarsa olsunlar, realiteye dönüştürmek için aynı vizyona sahip, kaliteli insan gücüne ihtiyaç duyarlar.
 Türkiye’de siyaset yapmak hem çok zor hem de çok kolay!
Çok zor, çünkü siyasetin kapsamı çok geniş algılanıyor: din, milliyetçilik, kültür... vs dengesini iyi kurmanız gerekiyor.
Çok kolay, çünkü sadece halkın inaçlarını, etnisitesini kullanarak dahi siyaset yapılabiliyor.
Peki normali ne?
Siyaset, yöntemler  üzerine kurulan yönetme sanatıdır.
Yönetmek!
Yani asıl önemli olan hangi yöntemlerle yöneteceğindir.
Ürkek birinin yöntemleriyle cesur birinin yöntemleri farklıdır mesela.
 
Herkes kendisine yakın hissettiğinin yönetmesini ister. Peki bu yakınlık ne  olmalı ?
İnanç mı, kültür mü, renk mi, etnik mi?
Peki, yöneten kişinin size yakın olmasının size faydası  ne?
Rant mı, üstünlük bilinci mi?
İşte bizdeki ve bir çok geri kalmış  ülkelerdeki hastalık tam da burada ortaya çıkıyor!
Yani, rasyonel değil duygusal düşünüyoruz. Önünüzde bir dere var ve biri size köprü yapıyor ama siz o biri sizden değil diye köprüden geçmeyecek misiniz?
Bu kadar duygusallık aşkta olur, siyasette  değil!
Ne zaman bu hastalıklardan kurtuluruz?
Nasıl yönetildiğinizin, kimin yönettiğinden daha önemli olması gerektiğinde.
Ne kadar iyi yönetirsen yönet,ekonomi rekorlar kırsa da,demokrasi,insan hakları..vs ilerlese de  siyaseti din, etnisite, kültür ekseninde görenler için  yaptıklarınız bir şey ifade etmez.
Kısacası kimseyi yüzde yüz memnun edemezsiniz.
Daha önce de ifade ettiğim gibi siyasetin ahlaki düzeyi  toplumun refah seviyesi arttıkça yükselir: Ekonomik kaygılardan arınmış  bir toplumda emin olun ne din ne de ırka dayalı siyaset güdülmez!
Çözüm sürecine bakarken de aynı toplumsal  bakış açılarının olacağı muhakkak. Yani ne kadar uğraşırsanız uğraşın memnun olmayanlar mutlaka olacaktır.
Kimileri, asalım keselim diyecektir.
Kimileri “hani bana hani bana” diyeceklerdir.
Kimi fazla isterken, kimi öfkesini sonuna kadar kusacaktır.
Burada önemli olan mümkün olan en yüksek oranda halkın  tüm kesimlerinin doğru olarak  bilgilendirilmesi sağlanıp, azami  fikir birliğinin  sağlanması gerekiyor.
 
-------------------------------------
 
2B’Lİ ARAZİNİZİN ŞİMDİKİ DEĞERİNE GÖRE RAYİÇ BEDELLER MAKULMUŞ!
Biri size  sorduğunuz soru karşısında aynen yukarıdaki gibi cevap verirse ne düşünürsünüz?
Bu nasıl bir mantık?
Peki 20-30 yıl önce sizin  arazinizin  değeri ne kadardı?
20-30 yıl önce hem kentleşme düşüktü hem de nüfus azdı. O yıllardaki arazi değerlerinin arz talep dengesine göre  değeri düşüktü.
Şöyle soralım:20-30 yıl önce sizin araziniz asgari ücretin kaç katıydı?
Devlet böyle mantık kullanırsa halk da böyle mantık kullanır.
Halka hırsız gözüyle bakmayın!
Devlet tüccar mı, emlakçı mı ki  sosyal bir soruna tam bir kapitalist gözüyle bakıyor?
2B’lilerin ortalama gelirlerini hesapladınız mı?
Eğer hesapladıysanız, çok büyük bir oranın bırakın peşin ödemeyi taksitleri dahi ödeyemeyecek durumda olduğunu anlardınız.
Bakın bazıları rakamları makul göstermek için nasıl ifade ediyorlar:
Rayiç  bedel 400 TL ise, %50’si 200 TL, peşin öderseniz %20 indirimli %160 TL yapıyor. Bazı kendini bilmişler sadece  160 TL üzerinden rayiç bedeli ifade edip, rakamın makullüğünü izah etmeye çalışıyorlar. Oysa büyük çoğunluğun  bırakın peşin peşin ödeme yapmasını, taksitleri dahi ödeyemeyeceğini bilmemeleri halktan ne kadar uzak olduklarını gösteriyor.
Siyaset yapalım derken komedi yapıyorlar!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık