AMENTÜ BİLLAHİ VE MELAİKETİHİ VE KÜTÜBİHİ VE RUSULİHİ VEL YEVMİL AHİRİ VE BİL KADERİ…


26 Mayıs 2011 Perşembe 07:39
(BÖLÜM 2) Farzları terk etme yahut günahları işlemeye kaderi sebep ve gerekçe göstermek doğru değildir. Günahlarına kaderi sebep ve gerekçe gösteren kimselere şu şekilde cevap verilir:
Kaderi sebep ve gerekçe gösteren birisinin hakkına, bir başkası onu döverek veya malını alarak veyahut başka bir şekilde hakkına tecavüz etse sonra da bu yaptıklarına kaderi sebep gösterse, hakkına tecavüz edilen kimse onun bu gerekçesini kabul etmez ve bu yaptığını asla mazur görmez. Bu kimse, Allah’ın haklarıyla ilgili konularda gösterdiği kusur ve eksikliklerde kendisi için kaderi gerekçe olarak gösterirken, başkasının onun hakkına tecavüz etmesi hususunda kaderi gerekçe olarak göstermeyi nasıl kabul etmez?!!
Şayet kaderi sebep ve gerekçe olarak öne sürmek doğru olsaydı, peygamberlerin gönderilmesiyle, insanlara karşı gerektiği gibi delil ortaya konulmuş olmazdı. İblisin, Firavun’un ve bütün kafirlerinin özürlerinin kabul edilmesine, bunun sonucunda da bizzat kendilerinin mazur görülmelerini gerektirirdi! Çünkü onların muhalefetleri ve isyanları gerekçe olarak Allah’ın kaderiyle gerçekleşmiş olurdu!
Günahlara kaderi sebep olarak süren kimsenin özel işlerine elde etme hususunda kaderi gerekçe olarak öne sürdüğünü ve kadere dayanıp güvendiğini görmüyoruz. Tersine dünyevi işlerine uygun olan şeyleri elde etmek için hırs güttüğünü görürken, dünyevi işlerine uygun olan bu şeyleri bırakıp bunların yerine dünyevi işlerine uygun olmayan şeyleri elde etmek için hırs güttüğünü; sonrada bu yaptığına kaderi sebep ve gerekçe olarak öne sürdüğünü görmüyoruz. Yine kaderi gerekçe olarak gösterip sebeplere sarılmayı bıraktığını da görmüyoruz. Niçin din işlerinde kendisine faydalı olanı bırakıp zararlı olanı seçiyor, Sonrada bu yaptığına kaderi gerekçe olarak gösteriyor? Halbuki dünyevi işlerinde kendine faydalı olan şeyleri elde etmek için hırs güdüyor. Her ikisinde de durum aynı değimlidir?
Allah çalışmayı emretmiş, kadere dayanıp güvenmeyi yasaklamıştır. Kulu yapamayacağı şeyle mükellef kılmamıştır. İman etmeye gücü yetecek şekilde yaratmıştır. Nitekim “Çalışın (amel işleyin). Çünkü herkes ne için yaratılmış ise o ona kolaylaştırılacaktır” (Buhari) de buyrulmuştur.
Netice almaya yarayan sebep ve vasıtalara tutunmanın kadere imana ve Allah’a tevekküle ters düşmediği bilinmelidir. Tam tersine sebeplere tutunmak kadere imandandır. Her kim netice almak için yerine getirmesi gereken sebeplere tutunmayı, kadere dayanıp güvenerek yani kaderi bahane ederek terk ederse, o kişinin imanında, gerekenleri yerine getirmedeki bu ihmali çapında bozukluk oluşur.
    İslam, kaderle ilgili konuların araştırılması hususunda derine dalmayı ve kaderin insan idrakinden uzak, insan idrakinin ulaşamadığı gizli sırları hakkında soru sormayı yasaklamıştır. Bu konulara fazla girmek insanı bir sonuca götürmez. Aksine insanı hayret ve şaşkınlığa, şüphe ve sapkılığa düşürür. İnat ve inançsızlığa kapı açar. Peygamberimizden sabit olan bir hadiste ifade edildiğine göre insanların kader konusunda konuştukları bir günde O (sav) çıkageldi. Kızgınlığından ötürü yüzünde adeta nar tanecikleri gibi kabarcıklar belirmişti ve şöyle buyurdu: “Ne oluyor size ki Allah’ın kitabının bir bölümünü diğeriyle çarpıştırıyorsunuz? Sizden öncekilerde bu yolla helak oldular.”
    Kadere imanın büyük faydaları vardır; Kadere iman eden kimsenin inancı, onu azim ve inançla çalışmaya, çabalamaya teşvik eder. Çünkü inanır ki; onun başına gelmiş olan şey, ona isabet etmeyecek değildi. Ona isabet etmemiş olan şey de, elbette başına gelecek değildi.
    Netice almaya yarayan sebep ve vasıtaları kullanırken Allah’a dayanıp güvenir ve O’ndan yardım diler. Zira kadere iman eden kimse, sebebe dayanıp güvenmez. Çünkü her şey Allah’ın takdiriyle olmaktadır.
    Kadere iman eden kişi, kin, kıskançlık, kibir ve kendini beğenmişliği yok eder. Bu, her şeyin Allah’tan olduğunun bilinmesiyle olur. Çünkü verende O’dur, alan-engelleyende O’dur.
    Allah’ın takdiriyle başa gelenler karşısında affedici, hoşgörülü, sabırlı olur. Kişi sevdiği bir şeyi kaçırmaktan yahut sevmediği bir şeyin meydana gelmesinden endişeye düşmez. Çünkü bütün bunlar sabredenlere büyük ecir vadeden Allah’ın takdiriyle olmuştur. Allah Resulü sahih bir hadiste kadere iman etmenin faydasını şöyle özetler: “(Olgun) müminin işine hayret doğrusu! Çünkü onun bütün işleri kendisi için hayırdır. Bu özellik yalnız ona hastır. Öyle ki, kendisini sevindirecek bir şeyle karşılaştığında şükreder. Bu şükür, onun için bir hayırdır. Kendisini üzecek bir şeyle karşılaşırsa sabreder. Bu sabır da onun için bir hayırdır.” (Pratik Akaid Dersleri)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık