Ana Sayfa Gündem Koçak: Kentsel Dönüşüm, İstanbul’un kurtuluşu demektir

Koçak: Kentsel Dönüşüm, İstanbul’un kurtuluşu demektir

İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak, kentsel dönüşümle birlikte artık gecekonduların da tarihe karıştığını belirterek "Kentsel Dönüşüm, İstanbul`un kurtuluşu demektir" dedi.

Giriş Tarihi: 8 Ocak 2012 Pazar 09:03
Koçak: Kentsel Dönüşüm, İstanbul’un kurtuluşu demektir
İstanbul Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Nazır Şentürk`ün sorularını yanıtlayan İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak, kentsel dönüşümle birlikte artık gecekonduların da tarihe karıştığını belirterek, “Kentsel dönüşüm her şeyden önce bir planlı çalışmayı gerektirir. Dolayısıyla kentsel dönüşüm İstanbul’un kurtuluşu demektir” dedi.

İstanbul ile ilgili önemli konulara değinen İstanbul İl Genel Meclisi Başkanı Hasan Hüsamettin Koçak ile yapılan röportajın önemli ayrıntıları.

Bize zaman ayırıp kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Şimdi, daha çok sizin şahsınızda İl Özel İdaresi`ni, yeni çıkan kanunla uygulamaya konulan yatırımlarından, işlevine kadar sizinle sohbet etmek istiyoruz. Bu konuda önce sizden istirhamımız; özgeçmişinizi kendi sesinizden almak istiyoruz mümkünse?

İl Özel İdaresi’nin ve İl Genel Meclisi’nin çalışmalarına önem verdiğiniz için bizler de size teşekkür ediyoruz. 1955 Manisa doğumluyum. Kartal’da avukatlık yapmaktayım. İlk ve ortaokulu Manisa Kula’da, liseyi Uşak’ta, Hukuk Fakültesini İstanbul’da bitirdim. Evliyim, üç çocuk babasıyım.

Fakülteyi kaç yılında bitirdiniz?

1979 yılında. Kısa süre bir hakimlik dönemim oldu.

Nerede hakimlik yaptınız?

Sinop’un Türkeli ve Giresun’un Dereli ilçesinde kısa süreli hakimlik yaptım. Askerliğimi de Davutpaşa’da yaptım. O zaman 66. Mekanize Tümen Komutanlığıydı. Şimdi sanıyorum o tümen tugay olarak Hasdal’a gitti. Şu an Yıldız Teknik Üniversitesi’nin kampusu olarak bulunan binada, Davutpaşa Kışlası’nda askeri hakim olarak askerliğimi yaptım. 1984 yılından beri de Kartal’da avukatlık yapıyorum. 1994 yılında Kartal Belediye Meclis Üyeliği, Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundum.

Siyasete atılmak ilk kez oradan mı başladı?

Evet, 1994 yılında aktif siyasete girdim.

Üniversite yıllarında da böyle siyasi bir aktiviteniz var mıydı?

1980 öncesinde siyasetin ideolojik kamplaşmanın yoğun olduğu bir dönemde öğrencilik yaptım.

Evet, ondan sonra yani belediye meclis üyeliğinden sonraki hizmetiniz?

Belediye başkan yardımcılığı, belediye başkan vekilliği ve daha sonra da 2002-2004 yılları arasında da Kartal Belediye Başkanlığı yaptım.

Yani siyasetin tam uygulamasının içinden gelen, yerel yönetimlerde idarenin başında bulunma, o icraatın içinde olduktan sonra il genel meclisi gibi bir organa geldiniz.

Şüphesiz ki, 1994 yılından sonraki siyasi hayatımız, 2006-2009 yılları arasında İl Başkan Yardımcılığı ve 2004-2009 yılları arasında yine Kartal Belediye Meclis Üyeliği ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi olarak siyasete devam ettim. 2009 yılındaki genel seçimlerde de yine Kartal’dan İl Genel Meclisi üyesi olarak, İstanbul Genel Meclisi’nin bir üyesi sıfatıyla çalışmalara katıldım.

1994’te siyasete atıldım dediniz. Sayın Başbakanla olan iletişiminiz de vardır mutlaka.

Evet, sayın başbakanımız da o zaman İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı. O vesileyle, birlikte aynı siyasi partide, aynı kulvarda çalıştık.

Sayın başkanım, bir şey arz edeceğim, bazı basın mensubu arkadaşlarla benim büroda toplanıp konuşurken, başbakanın başarısında İstanbul’un çok egemen olduğu, yani İstanbul’da siyaset yapmanın Türkiye’yi yönetmeye daha faydalı olduğu kanaatinde olan arkadaşlarımızın düşüncelerine ben de katılıyorum. Bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul’da politikanın içerisine girmiş bir avukat olarak ve bir siyasetçi olarak. İstanbul’da yetişen bir siyasetçi Türkiye’yi daha mı iyi yönetir?

İstanbul Türkiye’yi temsil eden, demografik yapıyı içinde barındıran önemli bir medeniyet merkezidir. Dünyayı İstanbul’dan tanımak sanıyorum ki daha anlamlı… Bu da İstanbul’da bulunan her partiden siyasetçiyi sanıyorum ki daha etkin kılıyor.

Yani İstanbul’un politik anlamda da bir marka değeri olduğu ortaya çıkıyor.

Belediye Başkanlığı döneminizde, -o tarihlerde 2 yıl yaptım demiştiniz- 2002-2004 yılları arasında ilçede nasıl sıkıntılarla karşılaşıyordunuz? Yani, neydi sizi belediye başkanı olarak en çok uğraştıran?

Şüphesiz tabi 1994 yılında İstanbul’un sorunları başkaydı. Bunlardan çöp ve temizlik, su ve iletişim önemli bir mesele idi. Bunlar tabi bugün artık dördüncü beş yıllık dönemde İstanbul yerel yönetimlerde farklı bir anlayışla yönetiliyor. Bugün bu problemlerin çoğu aşılmış durumda. Ayrıca da imar ve planlama yönünden artık İstanbul bir planlı kent olarak önümüzde durmaktadır. Artık İstanbul’da yakın tarihte gecekondu, gecekondu yapılaşması yoktur. Tabi, 1994’te bunları konuşmak, “gecekondu artık bitmiştir” demek, mümkün değildi. Hayal değildi. Ama bugün artık, yeni nesil gecekondu kelimesini dahi telaffuz etmiyor. Böyle bir kavram onların zihinlerinde yok tabi. Kentsel dönüşümle birlikte artık gecekondularda tarihe karışmış durumda. Ama 1994 yılında gecekondu ile mücadele önemli bir mesele idi. Susuzlukla mücadele önemli bir mesele idi. Tabi ulaşım ve çöp en önemli belediyecilik meselesiydi. Günümüzde belediyelerin konuları daha farklı. Sosyal amaçlı belediyecilik gündemde, kültürel belediyecilikte ön plana çıkmış durumda. Daha önceleri altyapı daha önemliydi. Asfalt çalışmaları, park bahçe, bordür, tretuvar çalışmaları ön plandaydı. Sokaklara çöp konteyneri koymak, yetiştirmek; belediyeciliğin önemli bir meselesi idi. Bugün bunlar sanıyorum önemli ölçüde aşıldı. Ben şimdi belediyelerimizi daha çok kültürel faaliyet içerisinde, sosyal amaçlı faaliyetlerde, hemşeri dayanışmalarında daha aktif durumda görüyorum ki olması gereken de bu.

Bir de sayın valimizin ilçe gezilerinde özellikle duyduğunuz gibi orda şahit olduk, belediyeler hep kültür merkezlerini gezdiriyordu sayın valiye. Yani 1994’te öyle bir olgu yoktu. Ona kaynak ayırma imkanı yoktu ve her belediyenin hemen hemen 39 ilçeyi gezdiğimizde kültür merkezlerimizde sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerini orda yoğun bir şekilde gördük. Dolayısıyla halkla bütünleşmeyi de sağladı bu kültür merkezleri.

Şüphesiz faydası oldu.

Efendim şimdi kentsel dönüşüm dediniz de, İstanbul’un kurtuluşu bir anlamda kentsel dönüşümde midir? Yani oradan mı geçer?

Evet, kentsel dönüşüm her şeyden önce bir planlı çalışmayı gerektirir. Dolayısıyla kentsel dönüşüm İstanbul’un kurtuluşu demektir.

Evet, yani çünkü 40-50 yıllık binalar bugün gazetelerde okudum inşaat ömrü 50 yıllık yazıyor ama 60-70 yıllık olanlar var. İnşallah bu kentsel dönüşüm hayata geçer ve uygulama da yaygınlaşır ve İstanbul’un çehresi değişir. Efendim şimdi siz politikanın içinde olduğunuz için sayın valiye soramadığım soruları size sorabilirim, şimdi siz meclisin başkanısınız, ikinci dönem meclisin başkanısınız, nasıl çalışıyor meclis? Vatandaş il genel meclisi deyince ne anlamalı?

İstanbul İl Genel Meclisimiz 277 kişilik büyük bir meclis. Yine İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisimiz 342 kişilik olarak başka bir büyük meclis olarak İstanbul halkının hizmetinde. Biz AK Parti ve CHP Grubu olarak burada bir anlayış ve uyum içerisinde tartışarak, konuları İstanbul halkının hizmetine sunuyoruz. Bizim çalışma konumuz; eğitim, sağlık, spor, tarım gibi alanlarda yoğunlaşıyor. İstanbul İl Genel Meclisi deyince, İstanbul halkı öncelikle ilköğretim okullarının yapılmasına karar veren kurum, keza sağlık kuruluşlarının ki buna büyük devlet hastaneleri de dahil. Bu hastanelerin yapılmasına bütçe ayıran kurum, tarım hizmetlerine, asayişte ki İstanbul’daki MOBESE sistemi, tamamen İstanbul İl Özel İdaremizin ve İl Genel Meclisinin, bir ürünü olarak değerlendirmek sanıyorum İstanbul halkı için önemlidir.

Efendim şimdi il genel meclisinin almış olduğu kararlarda, basında pek böyle muhalefet iktidar çatışması diye itirazlar pek olmuyor, büyükşehirde de böyle; bunun ortak noktası nedir?

Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi olsun, gerekse bizim meclisimiz olsun hizmet meclisidir, buralarda siyaset yapılmaz. Hizmetin gerektirdiği karar neyse, o verilir. Şüphesiz her partinin kendi siyasi ilkeleri vardır, ancak bu ilkeler doğrultusunda olay tartışılır ve siyasi parti kendi siyasi görüşünü grup sözcüleri ile dile getirir, ancak şüphesiz ki sizin de ifade ettiğiniz gibi çoğu kararlar oy birliği ile alınmaktadır. Bunda hizmetin önceliği önem taşımaktadır. Yani bir ilçemize yapılacak okulun; bunun siyaseti olmaz. Yani bir ilçemize yapılacak olan hastane üzerinden siyaset yapılması anlamsızdır. Burada bütün siyasi parti meclis üyelerimiz de farkındadırlar ve bu bilinçle hareket ederek çoğu kez bu kararlarımız oy birliği ile geçmektedir. Ama zaman zaman oy çokluğu ile alınan kararlarımız da vardır; fakat bunlar istisna denecek kadar azdır. Çoğu kez il genel meclisimizde kararlar oy birliği ile alınır.

Bir yılda ortalama ne kadar karar aldınız diye sorsam çok rakamsal olarak sizi zorlamaz değil mi? Örneğin, ay çokluğuyla alınan kaç tane? Oy birliği ile alınan kaç tane karar var?

Oy çokluğu ile alınan kararlarımız çok azdır, ihmal edilebilecek kadar az seviyededir. Her ay kararlar değişken olduğu için, son rakamları bilmiyorum; ama istatistiki olarak temin edip, verebiliriz.

Sağolun. Şimdi bu zaten tartışmalı bir şey olsa basında da gündeme gelir, ama gündeme gelmiyor, dediğim gibi büyükşehirde de böyle bir şey olmuyor. Dolayısıyla da vatandaş yapılan hizmeti gördüğünde de kimsenin buna itiraz edecek hali kalmıyor. Yani bu yeni kanunun çıkmasını bir hukukçu olarak değerlendirilmesini yapabilir misiniz?

Şüphesiz İl Özel İdaresi Kanunu 2005 yılında çıkartılan 5302 sayılı kanunla İl Genel Meclisi ve İl Özel İdaresi daha anlamlı, daha fonksiyonel bir kurum haline gelmiştir. Daha önce, bu kanundan önce İl Genel Meclisi Başkanı, Sayın Valilerimiz idi. Şu an ise, bu kanunla Sayın Valilerimiz il özel idaresinin başı ve yasal temsilcisi olarak görevlerine devan ediyorlar ve yürütmenin başındalar. Ancak il genel meclisinin başkanı bu yasa ile birlikte yani 5302 sayılı yasa ile birlikte artık seçilmiş meclis üyelerinden birisini kendisine başkan olarak seçiyor. Bu demokratikleşme ve yerelleşme açısından sanıyorum daha anlamlı. Şu an il özel idaresi adı altındaki yürütme ile il genel meclisi altındaki il genel meclisi il özel idaresinin iki organı olarak karşılıklı görevlerini yasa doğrultusunda yapmaktadırlar. Ama söylediğimiz gibi il genel meclisinin başında artık seçilmiş bir meclis üyesidir.

Sayın başkanım gündemi nasıl belirliyorsunuz?

İl Genel Meclisinin gündemini, İl Genel Meclisi Başkanı belirler. Bu da yine demokratikleşmenin önemli bir unsurudur diye ifade ediyorum. İl genel meclisi gündemini belirleme yetkisi, tamamen il genel meclisi başkanının uhdesinde ve yetkisindedir.

İl Genel Meclisi Başkanı gündemi belirlerken, kendi yardımcıları ile mi bunu oluşturur? Yoksa, meclisteki parti gruplarından gelen talepler doğrultusunda mı oluşturur?

Bu başkanın sorumluluğunda, ancak tabi İl Özel İdaresi ile diyalog içerisinde meclis içerisinde diyalog içerisinde bu çalışmalarını yapar, tabi valilik teklifleri öncelikle gündeme alınır, bu da yine yasanın getirdiği bir başka konudur.

Yani yasanın doğrultusunda sayın vali belirli konuların yapılması doğrultusunda teklifte bulunuyor, meclis bunları gündemine alıyor karara mı, bağlıyor?

Meclisimiz tamamen bir karar organıdır. Burada alınan kararlar il özel idaremiz tarafından yürütülür ve uygulanır.

İl Genel Meclisine kanunun verdiği; özürlülerden tutun da, tarihi binaların restorasyonuna kadar birçok sosyal aktiviteleri içeren bir yükümlülük verilmiş. Onlardan sizin en çok öncelik verdiğiniz; eğitim mi? spor mu?, özürlülerin durumu mu? Yoksa bir meslek edinme, sağlık ya da güvenlik konusu mu daha ön planda?

İstanbul İl Genel Meclisimizin önceliği; gerek onuncu dönemde yani 2004-2009 döneminde, gerekse 2009-2014 döneminde ki, biz şu an aşağı yukarı onun yarısını idrak etmiş durumdayız; eğitim ve sağlıktır. Yani bütçemizin yüzde 40’ını aşağı yukarı eğitime, yine o kadarını da sağlığa harcıyoruz. Bunun dışında tarıma da önem veriyoruz. Güvenlik, İstanbul yönünden çok önemli bir konu. Eğitim ve sağlık kadar önemli. İstanbul İl Özel İdaresi ve İl Genel Meclisi karşılıklı uyum ve anlayış içerisinde MOBESE kameraları hususunda önemli yatırımlar yapmışlar ve İstanbul’da bugün artık kap kaç yoksa, hırsızlık önemli derecede azalmışsa, gasp suçları önemli derecede azalmışsa, burada MOBESE kameralarının önemli bir payı olduğu kanaatindeyim. Bu da Türkiye’ye önemli bir model olarak yayılmıştır. Bunun dışında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunmasına ilişkin yasa, o da tarihi eserlerimizin yani bir medeniyetler başkenti, kültür ve imparatorluklar başkenti olan İstanbul’da, her medeniyetten eserleri burada bulmak mümkündür. Bu eserleri, dün geçmişten devraldığımız bu eserleri, sadece bugünkü insanımıza değil, gelecek kuşaklara aktarmakta sanıyorum devletimizin hükümetimizin önemli bir görevi olsa gerek. İşte bu görev, 2863 sayılı yasayla kültür ve tabiat varlıklarını koruma doğrultusunda il özel idarelerine verilmiş durumda. Artık hangi medeniyetin eseri olursa olsun, bugün tarihi eserlerimiz yeniden restore edilmekte ve gelecek kuşakların beğenisine, görgüsüne sunulmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün yanında, Kültür Bakanlığımızın yanında, İstanbul İl Özel idaresi de bu konuda önemli bir görev ifa etmektedir. Topkapı Sarayı’ndaki bir çok tarihi eser; Hırka-i Saadet Bölümü, Bağdat Köşkü, Padişah Türbeleri, Silahhane, Sultan Arabaları başta olmak üzere, Laleli’de bulunan 3.Selim, 3.Mustafa Türbeleri ile 1.Abdülhamit Han Türbesi ve 2. Abdülhamit Han Türbesi, Ragıp Paşa Kütüphanesi, Millet Yazma Eser Kütüphanesi, hemen Beyazıt’ta sayabileceğimiz tarihi ve kültürel eserler. Tamamen İstanbul İl Özel İdaresi tarafından restore edilmiş ve tamamen halkın istifadesine sunulmuştur. Tabi daha geniş bir çevreye açılırsak, Kuleli Askeri Lisesi’nin restorasyonu ve ışıklandırılması, Selimiye Kışlamızın ışıklandırılması gibi bir çok tarihi eser de yine İl Özel İdaresi tarafından, yine Yıldız Sarayı ve blokları tamamen İl Özel İdaremiz tarafından restorasyonu yapılmaktadır.

Spor yapar mısınız?

Pek sporla aram iyi değil desem, sanıyorum daha samimi bir cevap vermiş olurum.

O zaman takım da tutmuyorsunuz?

Milli takımı tutuyorum. Ama Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi eskiden üç büyükler derlerdi, ama şimdi büyükler çoğaldı. Trabzonspor, Bursaspor, Eskişehirspor gibi büyüklerin yanında 1. Ligde ve liglerde koşturan takımlarımızın başarıları şu anlamda beni daha fazla heyecanlandırıyor; bunlar milli takıma ne kadar oyuncu verebiliyor ona bakıyorum. Yani bu kulüplerimizi Milli Takımın altyapısı olarak değerlendiriyorum. Dolayısıyla bunların başarıları bu anlamda benim için bir şey ifade ediyor. Dolayısıyla da, yurtdışında bizi temsil eden her takımı ben Milli Takım anlayışıyla destekliyorum. Ben heyecansa, bu heyecanı yaşıyorum. Ama bunun dışında bir Galatasaray, Fenerbahçe ya da Beşiktaş gibi bir takım tutmuyorum, eğer tutsam Manisasporlu olmam lazım. Şimdi Manisalılar da duymasın diyeceğim ama; yani Manisasporlu değilim. Ama Manisaspor da mutlaka süper lig de oynayan bir takımımız. Ama dediğim gibi takımlar milli takımın alt yapısı olarak benim için anlam ifade ediyorlar.

“Her yer, herkese nasip olmaz” diye bir söz vardır; ben de ona çok inanıyorum. Tarihi bir kentte doğmuşsunuz Manisa da ve tarihi bir kentin meclis başkanısınız. Bu nasıl bir duygu sizce?

Tabi Manisa tarihi bir kent, şehzadeler şehri. Manisa’da şehzadeler ile ilgili bir eğitim dönemi, bir şehzadelik dönemi geçtiğini hep okuyoruz. Ben bunu öğrenciliğimde yurtdışından buraya gelmiş ve Süleymaniye’deki Kanuni Sultan Süleyman türbesini ziyaret eden bir Alman’dan duydum ve bu bana daha çok gurur verdi. Burada bir türbeyi ziyaret ediyormuş, çıkarken bana sordu: “Nerelisiniz” dedi. “Manisalıyım” deyince, “şehzadeler şehrinden mi?” dedi. Tabi, bunu duymak, bir Manisalı olarak benim gururumu okşadı. O zaman Manisa’nın önemini anladım. İstanbul’u ise tabi ki, izaha gerek yok, birçok medeniyetlere imparatorluklara ev sahipliği yapmış bir tarih, kültür, ticaret ve sanat kentimiz. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir kenti, bir deniz kenti, liman kenti, bu güzel bir şey tabi ki, gururlanmak gerekiyorsa; bu gurur verici bir olay.

Yani insan kendi kendine iyi ki, çok şükür ki buradayım demek gibi bir duyguyu paylaşıyor kendisiyle. Sizin de böyle hissettiğiniz oluyor mu?

Bu bir kader çizgisi yani kimse bilemez nerde olacağını. Dördüncü kez meclisteyim, 1994-1999-2004 yerel yönetimlerde, belediye meclislerinde ve bir dönemde Büyükşehirde; yani il genel meclisine üye olurken, ya da seçilirken, hiçte meclis başkanı olacağım aklıma gelmezdi. Yani bu bir kader çizgisi böyle oldu.

Kaçıncı meclis başkanısınız?

2005 eğer kabul edilirse, seçimle gelen, ben Hüseyin Atilla Şener Bey, Hasan Büyükdede’den sonra da ben üçüncü olarak geliyorum.

Spor dedik, spor yatırımlarına da özel idarenin hayli katkıları var. Amatör spor kulüplerini destekliyor, ilçelere statlar yapılıyor. Bu konuda meclis neler yaptı?

Spor da bizim görevlerimiz arasında. Sporda biz ilçelerimize; kapalı spor salonları, yarı ve tam olimpik ölçülerde yüzme havuzları yapıyoruz. Son olarak, Sancaktepe ilçemizde temelini attığımız bir spor kompleksinin yapımı devam ediyor. İnşallah o da kısa sürede tamamlanıp, Sancaktepe ve İstanbul’un hizmetine sunulacaktır.

Güvenlik konusunda MOBESE sisteminin kurulması, İstanbul halkının güvenliğini birinci dereceden etkileyen, caydırıcılığı olan bir sistem. Peki güvenliğin yanı sıra, sağlık konusunda il genel meclisinin aldığı karalar nelerdir?

Yani şöyle söyleyelim, İstanbul’a 22 tane büyük devlet hastanesi ve sağlık kuruluşunu İstanbul İl Özel İdaremiz, İstanbul İl Genel Meclisinin kararıyla tamamlamış ve İstanbul halkının hizmetine sunmuştur. Bu sağlık kuruluşlarının arasında; Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi 500 küsur yataklı hastanelerimiz vardır. Silivri Devlet Hastanesi, Dr. Sadi Konuk Hastanesi, Arnavutköy Devlet Hastanesi, Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi gibi, çok önemli büyük sağlık kuruluşlarımızın tamamı İstanbul İl Özel İdaremiz tarafından yapılmıştır. Yani İl Özel İdaresini ve İl Genel Meclisini anlatmak için şöyle diyebiliriz; çıksak sokağa bir anket yapsak, ya da sorsak; ilköğretim okullarını göstersek, “Bu okulları kim yapar?” diye, herkes tereddütsüz diyecek ki; “Milli Eğitim Bakanlığı” yapmıştır. Sağlık tesislerini, hastaneleri, sağlık grup başkanlıklarına, sağlık ocaklarına kadar sorsak; “Kim yapmıştır?” diye, “Sağlık Bakanlığı yapmıştır.” diye cevap gelecektir. Hayır! öyle değil. İstanbul’daki ve Türkiye’deki, bütün ilköğretim okullarını yapmak görevi, il özel idaresinin, bütün sağlık tesislerini de yapmak yine, -yalnız bunların bir kısmını ayırmak lazım- bir kısmı bizim tarafımızdan, bir kısmı da yine Sağlık Bakanlığımızın gönderdiği bütçe ile yine İl Özel İdaresi tarafından yapılmaktadır. Ama, genelde sağlık tesislerimizi de İstanbul İl Özel İdaresi yapmaktadır. Biz yapıyoruz; tabi eğitim kurumuysa, Milli Eğitim Bakanlığına teslim ediyoruz. Sağlık kuruluşu ise, Sağlık Bakanlığımıza teslim ediyoruz. Onlar da konularına göre yine kendi hizmetlerini üretiyorlar ve teşkilatlanıyorlar. Ya sağlık alanında, ya da eğitim alanında çalışmalarını yürütüyorlar.

Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çok güzel büyük puntolarla binanın İl Özel İdaresi tarafından yapıldığı yazılmış, vatandaş girdiğinde onu okuyor. Okullarda da, diğer yerlerde de, buna bir şart getirsinler; yani hizmeti biz yapıyoruz, hiç olmazsa binanın görünür yerlerine o yazıların koyulmasının faydası var diye düşünüyorum. Sizin fikriniz nedir?

Yani bu sadece halkın değil, siyasetle uğraşan insanların bile eksikliği demeyeceğim; ama bir eksik enformasyondur. Çünkü, her okul Milli Eğitim Bakanlığına, her hastane Sağlık Bakanlığına mal ediliyor. Biz şüphesiz ki, bu kurumlarımızla bir yarış içinde değiliz, önemli olan burada kamu hizmetinin veriliyor, kamu hizmeti verilmesi için kamu binalarının yapılıyor olmasıdır. Ama kurum olarak, İl Genel Meclisi olarak ve İl Özel İdaresi olarak, yani bizim de burada beklediğimiz bir teşekkür ya da bilinirlik, yani teşekkürün ötesinde “Burayı İl Özel İdaresi yapmıştır” denilmesi. Benim hep söylediğim bir şey vardır; “Marifet iltifata tabidir.” Biz bir ilçeye bir bölgeye önemli bir bina yapıyoruz; okul ya da sağlık tesisi, bilinmiyoruz bile. Bilinsek, bir teşekkür alsak, sanıyorum daha bir heyecanla yaparız. Yani bunun gururunu ve heyecanını yaşamak istiyoruz. Ayrıca burada bizim eksikliklerimiz de olabilir. Yani bir ilköğretim okulunda yapılan bir eksiklik sebebiyle biz eleştirilsek, ya da biz protesto edilsek, sanıyorum burada kamuoyunun denetlemesi, hizmet kalitesini daha da çok arttıracaktır diye düşünüyorum. Bu yönüyle bilinirlik de önemli. Yani şu an herhangi bir sağlık kuruluşunda iyi hizmet alan, güler yüzle karşılanan ve sağlığına kavuşarak, taburcu olan bir vatandaş, teşekkürünü bize yapmayacaktır; başhekime yapacaktır. Daha bir üst seviyede sağlık müdürüne ve daha bir üst seviyede ise sağlık bakanımıza yapacaktır. Biz bunu onlardan çok görmüyoruz; ama biz de bunu duymak istiyoruz.

Bu hizmeti götüren bir kurum olarak hakkınız bu, değil mi?

Bu yönüyle bu kamu binalarının görünen bir yerinde, bu okulsa okulun giriş kapısında, hastaneyse hastanenin görünen bir tarafına, yalnız önemli bir yerinde, yani plaket çakar gibi tam ifade edemedim, kitabe gibi koyulursa iyi olur. Gerçi Pendik Devlet Hastanesi’nin girişinde şöyle bir yazıyı ben gördüm. Sayın Valimiz Hüseyin Avni Mutlu’ya, Sayın Meclis Başkanımız Hüsamettin Koçak’a ve Sayın İl Özel İdaresi Genel Sekreteri, Sabri Kaya’ya teşekkür babında bir yazı var. Yani hatta bunu bana da söylemişlerdi; ben inanamadım “Yok canım” dedim. Birisi benim gururumu okşamak için söylüyor diye, düşünmüştüm. Sonra gördüm; ama o orada ne kadar durur?

Bunun hiç olmazsa bir sözleşme metnine koyulması gibi bir şart getirilirse nasıl olur?

Yani dediğim gibi. “Siz bu okulu niye yanlış yaptınız?” diye, birisi bize hesap sorarsa; bunun muhatabı biz olalım. O sorumluluğu, almaktan da çekinmeyiz. Ama orda, onun bilinmesinde fayda var. Bu manada kamuoyu denetimi açısından büyük fayda var diye düşünüyorum.

Sizi kıskananlar olursa, bunu hissederseniz ne yaparsınız? Genel olarak çevrenizde olabilir, insani olarak olabilir, yakınlarınızda olabilir, arkadaş çevrenizde olabilir. Kıskançlık duygusunu nasıl algılarsınız? Ya da nasıl yorumlarsınız?

Hiç düşünmedim. Ama tabi şöyle düşünmekte fayda var. Yani bu makamlar; şeref verici, gurur verici makamlar. Yalnız şunu düşünmek lazım, bu makamlara insanlar arkadaşlarının teveccühü ile ve partisinin teveccühü ile gelirler ve giderler. Yani buraya bu makama sadece ben yakışırım ya da bu makama sadece ben ehilim diye düşünürseniz; evet, o zaman, kıskançlık duygularını tahrik edersiniz ve kıskançlıklar olabilir. Ama arkadaşlarınıza burayı onlar adına temsilen ve onların destekleriyle ve onların omuz vermesiyle yani burada bu koltukta değil, arkadaşların omzunda oturduğunuzu, onlara da hissettirirseniz, sanıyorum o arkadaşlar da aynı şekilde sizin burada oturmanızdan gurur duyarlar diye düşünüyorum.

İki dönem üst üste seçildiğinize göre bu tarifiniz yerine oturuyor gibi?

Estağfurullah. Arkadaşlarımızın ve partimizin bize olan teveccühü, biz de onlara teşekkür ediyoruz. Şüphesiz, muhalefet grubuna da teşekkür ediyoruz. Onlarla da iyi ilişkiler içerisindeyiz. Çalışma yönünden bir sıkıntımız yok.

Büyükşehirle iletişiminiz nasıl? Belediye sınırları içerisinde çevre düzenlemesi gibi konularda ortak çalışmalarınız oluyor, değil mi?

Tabi, İstanbul’un yükünü Büyükşehir taşıyor. Bizim rahatlığımız alt yapı sorunumuzun olmaması ve plan yapma yetkisi de tamamen Büyükşehir’in yetkisinde. Kocaeli ve İstanbul İl Özel İdareleri’nin böyle bir durumu var. Dolayısıyla, İstanbul’daki bütün altyapıları köylere kadar, Büyükşehir yapmakta. Bizse; eğitim, sağlık, spor ve tarım alanında hizmet vermekteyiz. Zaman zaman karışıklıkları da yaşadığımızı söyleyeyim. Buraya bana gelip de, bilhassa yurt dışı heyetlerinden, Bay Topbaş’a selamlarımızı iletin diye, Kadir Topbaş Bey’e ya da Kadir ağabey’e diyeyim gibi. Tabi, büyük bir şehir olunca tabi insanların kafasında tek bir meclis olur diye bizi o kentin meclisi zannediyorlar. Yani Büyükşehir Belediye Meclisi zannedenler de oluyor.

Bunu yabancılar karıştırıyor da peki bizim vatandaşlarımızdan hiç böyle bir şeyle karşılaştığınız oldu mu?

Bazen oluyor. Yani ben meclis başkanı deyice herkeste böyle bir çağrışım oluyor. Daha önce büyükşehirde olmanın getirdiği bir yanılgı da olabilir.

Büyükşehir ile olan ortaklaşa yatırımlarda neler yapıldı?

Çok fazla ortak bir yatırımımız yok; ancak hemen yakın bir tarihte 2863 sayılı yasa doğrultusunda Balat’taki Bulgar Kilisesi ya da diğer adıyla Demir Kilisenin restorasyonunu Büyükşehir ile birlikte yapıyoruz. Ayrılan 3 milyon TL’ye yakın bütçenin yüzde 60’nı biz harcayacağız, yüzde 40’nı Büyükşehir harcayacak. İnşallah bir kültür varlığı olarak İstanbul halkının hizmetine sunacağız.

Efendim şimdi Büyükşehir’den sonra en büyük 2. Meclissiniz. Bir de TBMM var. Onlarla iletişiminiz nasıl?

Orası TBMM. Kendimizi o kadar büyük görmüyoruz. Elbette orası Türkiye Cumhuriyeti gücü büyüklüğündedir. Milletvekillerimiz bize zaman zaman, eğitim konusunda, sağlık konusunda ricaları oluyor. Diyaloğumuz bu şekildedir. Bütçe konusunda bir sıkıntımız yok. Zaten bütçemiz yasal kaynaklarla sağlanıyor. TBMM’de bizim takip edeceğimiz pek bir şey olmuyor. Sıkıntımız olduğu zaman Sayın Milli Eğitim Bakanımız ve ya Sağlık Bakanımızla doğrudan görüşerek, yatırımlarımız konusunda onlardan destek alıyoruz. Onlar karşısında bir kompleks içinde değiliz. Haddimizi de biliyoruz.

Mecliste deprem ile ilgili alınan önlemler konusunda ne gibi çalışmalarınız oluyor?

İstanbul İl Özel İdaresi’nin önemli projelerinden birisi de İSMEP. İstanbul’da sismik riskin azaltılması kapsamında oluşturduğumuz projedir. Yani halkımızın, deprem için devlet ne yapıyor sorusunun karşılığı işte bu İSMEP’tir. İSMEP projesi kapsamında İstanbul’daki bütün kamu binalarının güçlendirilmesi, şayet güçlendirme konusunda sağlıklı bir sonuç alınamayacaksa da, yıkılıp yeniden yapılması konusu, tamamen bu proje ile yürütülmektedir. Bu önemli bir proje! Buraya hükümetimiz tarafından, Dünya Bankası’ndan ve Avrupa Yatırım Bankası’ndan önemli ölçüde bir kaynak aktarılmış durumda. Bu kaynağın toplamı; 1 milyar Euro, yani eski birimle 2.5 katrilyon civarında bu projeye ayrılmış durumda. Bu bütçe ile İstanbul’daki kamu binaları ya güçlendirilmekte, ya da yeniden yapılmaktadır. Bilhassa, okullarımız önemli bir yeri teşkil etmektedir; hastanelerimiz de öyle… 885 kamu binası bu manada güçlendirilmiş ya da yıkılıp yeniden yapılmıştır. Bu da yine İstanbul İl Özel İdaremizin çalışmalarıyla yapılmaktadır.

Peki efendim, şimdi burada büyükşehrin çalışmaları var, il genel meclisinin çalışmaları var, afet acil durum müdürlüğünün çalışmaları var. Bunların bir çatı altında toplanması daha mantıklı değil mi? Başbakanın acil durum koordinasyonunu kurmasını, bunlara dayalı olduğunu düşünüyorum ben. Yani kaynakların kullanımı açısından bunların tek elde toplanması daha iyi olmaz mı?

Olabilir. Afet Acil Yardım Müdürlüğü de bu kapsamda operasyonel bir güç olarak olabilir. Tabi, Büyükşehrimizin AKOM çalışmaları var. Faydalı da olur zannediyorum. Ama tabi mülki idarede bütün bu çalışmaların en üst seviyede sorumlusu İstanbul Valiliği olduğuna göre, kamunun tüm kaynakları; bunun adı ister Afet Acil Yardım Müdürlüğü olsun, ister İSMEP olsun, isterse İl Özel İdaresi olsun, hatta Büyükşehir olsun; tamamı milletin ve devletin hizmetindedir. Böyle acil bir durumda, bir felaket anında hepsi tek bir noktada, tek bir iradeyle idare edilir ve afet mahalline koşulur diye düşünüyorum.

Efendim avukat olmayı, öğrenciliğinizde hayal etmiş miydiniz?

Evet. Hayalim, İstanbul Hukuk Fakültesiydi. Lisedeyken hedefim oydu.

Rol modeliniz, örnek olarak gördüğünüz birileri var mıydı, yanınızda ya da yakınlarınızda?

Serbest meslek olması, o düşünce ile olabilir. Rol modelim yok. Bebek iken mahkemede annemin kucağında bağırmışım o zaman demişler bu avukat olacak. Bir kız kaçırma olayında şahit olarak gitmiş annem. Salihli Ağır Ceza’da. Öyle bir bağırmışım yani. Bu denildiğinde bizim köyümüz şehre 35 km. ve araba yolu yok. Merkeple gidilirdi.

Peki çocuklarınızın avukat olmasını ister misiniz? Kaç çocuğunuz var ?

Çocuklarımın hukukçu olmasını ben istemedim. Kızım, Yeditepe Üniversitesi’nde psikoloji bölümünü okuyor. Oğlum, Açık Öğretimde İşletme okuyor. Bir de küçük oğlumuz var ilkokulda. Yani kızımı ben yönlendirdim psikolojiye. O da çok güzel bir bölüm. Ama avukatlık şimdi biraz daha zor bir meslektir. Yani Avrupa Birliği mevzuatı ile birlikte, güzel bir meslek; ama yani biraz da hayat bilgisini gerektiriyor avukatlık. Öyle diplomayı alıp, stajı tamamlayıp, ben avukatım demekle şimdi avukat olunmuyor. Eskiden belki oluyordu. Bir de cübbe alıyordun. Bir de daktilo aldığınız zaman, avukat olunuyordu. Şimdiler de ise biraz daha koşturmayı, mevzuatı takip etmeyi gerektiriyor. Ben hep ifade ederim avukatlık heyecan mesleğidir. Yani bir heyecanınız olmazsa; bir problem çözme, bir sıkıntıyı, bir ihtilafı çözme heyecanınız olmazsa, bilginiz, malumatınız hiç bir işe yaramaz.

İlla ki bir çözüm mü getireceksiniz?

Evet, çözüm getireceksiniz, bundan da zevk duyacaksınız, keyif alacaksınız. Yani siz şimdi burada oturuyorsunuz, burası sizin avukatlık büronuz olsun. Vatandaşın biri geldi. Dedi ki; Sarıyer’de ya da Beykoz’da bir dosyasına bakılmak gerekiyor. Bu karda kışta, oraya gidilir mi? Belki daha sonra gidebilirsiniz; ama baktınız, takviminiz dolu. Belki yarın da müsait olmayabilirsiniz, öbür gün de müsait olmayabilirsiniz. Yani, o problemi çözmekten zevk duymak lazım. Yoksa bilginiz olabilir; ama insanları dinlemek ve dertlerine çözüm getirmek, biraz da onların sıkıntılarını satın almak, bir ücrette alıyorsunuz; ama derdini de alıyorsunuz. Yani o psikoloji çok önemlidir.

Bunlar mesleğin zor tarafları değil mi?

Evet, bunlar mesleğin zor taraflarıdır.

Peki, eğitimde öğrencilere burs veriyor musunuz?

Hayır, burs vermiyoruz.

Öğrencilere nasıl katkınız oluyor mesela? Eğitimden yoksun öğrencilere il özel idaresi bir şey yapıyor mu?

Ben eğitim deyince, tabi şunu da söyleyeyim hemen; İstanbul İl Özel İdaresi ve İl Genel Meclisi bu çalışmalarıyla şu anda yirmi 24.000 derslik yapmıştır. Yani bu nereden baksak, 950 okula bedel bir yatırımdır. Bu, önemli bir şeydir. Bunun bir an için İstanbul’da olmadığını düşünelim. Yani bu çok önemli bir çalışma.

Tersinden baktığımızda öyle gözüküyor gibi:

‘Biz işin eğitim tarafında değiliz’ dedim. Bunun altını özellikle çizeyim. Biz okul binalarını yapıp, Milli Eğitime teslim ediyoruz. Teslim ettikten sonra, okulun kapısındaki güvenlik görevlisi bizi içeri almayabilir. Yani bunun başka bir mevzuatta çözümü yok. Okul Aile Birliği’nde özel idarenin temsilcisi olsun, ya da il genel meclisinin temsilcisi olsun, okul yönetimi veya biraz daha genişletilmiş bir yönetim birimi olmadığı için, biz bu yaptığımız binaları ilgili kurumlara teslim ettiğimiz an; bizim işimiz bitiyor. Bizi onlar tanımayabilirler. Böyle bir garip yanı var. Yani eğitimin burs yanı, onlar tamamen bizim dışımızda. Ancak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile de ortak çalışmalarımız var. Onların çalışmalarına her türlü lojistik desteği sağlıyoruz; eğitim uzmanı, psikolog, doktor, rehberlik, danışmanlık, beden eğitimi gibi alanlarda görev yapan 600’e yakın çalışan tamamen bizim katkılarımızla görev yapmaktadır. Sosyal hizmetler çalışmalarına, mesela onların Ağaçlı’daki bir rehabilitasyon merkezi var; suça itilmiş çocuklar tamamen eğitilmekte, biz o vesileyle onlarlayız.

Topluma kazandırılıyorlar yani?

Şüphesiz, orada sosyal hizmetlerin sorumluluğu var; ama bizim de bu manadaki desteklerimizden ötürü, onlar da yakın bir tarihte bizi mecliste ziyaret ederek, teşekkür ettiler. Bizi gördüklerinden, biz de onları gördüğümüzden mutluluk duyduk. Yalnız bu önemli bir kurum. Şöyle söyleyelim, bunun; bir asayiş yönü var, belki bir vicdani yönü var, bir dini yönü bile var belki. Yani sokakta suça itilmiş ya da itilebilecek çocuklar görüyoruz hepimiz. Yani yolumuzu keserler, arabamızın camını silerler. Sileyim derken, daha da kirletirler. Örneğin, çok küçük yaşta mendil satarlar ve bunun gibi pek çok örnek. Bu çocuklar her an suç işleyebilirler. Suç örgütleri tarafından misafir edilebilirler, ediliyorlar da. Bunları hepimiz görüyoruz. Merhametimizden bunlara yardımcı da oluyoruz. Yardımcı olduğumuz sürece, bunlardan bir şey aldığımız sürece, bunların sokakta kalmasını sağlıyoruz. Sokakta kaldıkları sürede de bunlar her an suç örgütlerinin elemanı olabiliyorlar. Peki, ne yapsınlar? Bunları polis yakaladı; ama yaşından dolayı serbest kaldığında ne olacak? İşte, Ağaçlı’daki rehabilitasyon merkezi bunları orada yatırıyor, yediriyor, içiriyor ve eğitiyor. Bu yönüyle, işlediği fonksiyon çok önemlidir.

Sayın başkanım bizi kabul ettiniz, sizi yorduk, fakat mesajınızı alalım. Sizin daha sonra düşündüğünüz eklemek istediğiniz bir şey olduğunda zaman ayırabilirseniz tekrar geliriz diye düşünüyoruz.

Estağfurullah. Ne derler? Ben biraz basından uzak duruyordum; ama bunu siz kırdınız. Benim kolay kolay basına çıkma merakım yoktur. Merakım yok; ama kamu hizmetlerinin tanıtılması açısından basın önemli rol oynuyor. Basın olmadan kamu hizmetlerinin tanıtılması, kamu denetiminin de sağlanması mümkün olmayabiliyor. Tabi, bu benim kişisel bir tercihimdi.

Hakimlik yapmışsınız ama resmiyettesiniz. Demek ki kaderinizde var bazı şeyler. Resmiyetin içinde direk olmasanız bile, kolay yoldan gene aynı hizmeti sunuyorsunuz. İl Genel Meclisi, yani resmiyeti kırıyorsunuz, basın da böyle bir şey işte.

Bu hizmetlerin, gerek ilköğretim okullarında, gerek sağlık kuruluşlarında, gerekse spor kuruluşlarında ve en son söylediğimiz sosyal hizmetlerin eleman personel yönünden desteklenmesi çalışmalarında, İl Özel İdaresi tarafından yapıldığı ve buna İl Genel Meclisinin de destek vermesinin bilinmesi şüphesiz önemli. Bu aynı zamanda açıklığı getirir. Kamuoyu denetimi açısından hizmetlerin bizim açımızdan üretildiği, yapıldığı bilinir.

İstanbul Ajansı Haber Merkezi                                29.12.2011


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık