TEKNEDEN DİLE AKAN ORUÇ


14 Ağustos 2011 Pazar 19:37
Her akşam yorganı başıma çekerken söylediğim nakaratı hatırladım bir an:
-         Anne beni sahura kaldır!..
Tanıdığım diğer annelere rağmen daha otoriter bir yapıya sahip olan annem mutlaka kaldırırdı, “SEN  istediğin için değil, RABBİM EMRETTİĞİ İÇİN!” derdi. Her akşam beni yatağıma yatırdığında da tekrarlattığı ALLAH BENİ GÖRÜYOR cümlesiyle şuur altımda hep yüce bir güç tarafından gözetlendiğimi hissediyordum. Ne zaman kardeşimin yastığının altına sakladığı bebeğinin saçlarına dokunmak istesem, karyolasının başucuna bayrama değin hiç kımratmadan özenle koyduğu iskarpin ayakkabılarının ucuna parmaklarımı giydirmek istesem beni gözetleyen varlığın gördüğünü hissediyor, tatlı bir korkuyla verdiği kuşatılmanın güvenliğini ta iliklerimde yaşıyordum. LA TE’HUZÜHU SİNETÜN VELA NEVM sözlerini lafızla okuyor, manada yaşıyor, Onun hiçbir uyku ya da uyuklama halinin olmadığını biliyordum. Mahalle camisinin nurani yüzlü imamına Kurana gittiğimde ezberlediğim ayetel kürsinin sırrını yine annem öğretmişti. Hayyül gayyum olan yaradanın bizi daim kontrol ettiğini, bütün kainata dinlenme süreci verdiği halde kendi zatına asla tatil vermediğini anlatmıştı. Ne muhteşem bir varlık olduğunu düşünmüştüm. Benim için, Ondan başka kim bu kadar ilgilenirdi? Gece ve gündüz yirmidört saat boyunca kim koruyuculuk yapardı? Ateşler içinde yattığım gecelerde bile başucumdan ayrılmayan anneme rağmen ben, O büyük gücün ateşimin tehlike sinyalleri çaldığında, sayıklayan, başı önüne düşen, yorgun annemi bir şekilde uyandıracağına emindim. Yirmi dört saat bize RAGIP ismiyle tecelli eden ilahımıza biz nasıl teşekkür edecektik?
    İşte istediğimiz an yiyip içtiğimiz on bir ayın arasına sıkıştırılmış o büyülü bir ayda geceleyin uykuyu bölüp sırf rabbimiz emrettiği için sahur yememiz teşekkürlerden biriydi sadece! Şimdilik tekne orucu derdi annem. “ilerde tekne bütün olacak, her minareden bir Bilal ezanı Muhammediyeyi okunduğunda ellerimiz REZZAK Allahın verdiği rızka ancak o zaman uzanacak.”
    Bu iftar zamanları çocukluğumun erişilmez zirve tepeleri gibi geliyordu. Ama rabbim zamanı bir su kayganlığında hızla akıtıyordu ki: “ CENNETTEN KOKULAR GELİYOR İFTAR ZAMANI. ŞİMDİ O KOKUYU DERİNDEN HİSSEDİN!” diyen annemin de örtüsünün altına gizlenen beyaz saçlarını dahi göremeyecek kadar ilerlemişti mevsimler. Annem, ömrünün kaçıncı mevsimindeydi bilmiyorum ama dost olarak Rabbi, düşman olarak nefsi anlattığında ben nefsimi hiç sevmemiştim. Dost gibi görünüp tuzağa düşüren bir düşmandan daim sakınmamız gerekiyordu. İki katlı ahşap evimizin etrafını saran kartondan yaptığım evlere benzettiğim kutucuk küçücük evlerin inşası yükselirken, ağustos sıcağında çalışan işçilere nefsim öyle acıma hissi verirdi ki, neredeyse sonsuz merhamet sahibi RAHMAN tecellisiyle nakşeden rabbimin o sıcaklarda orucu neden farz koştuğunu, o insanların tutmasa da ceza almaması gerektiğini savunurdum. Kendimce, BENCE.(!)
   Sonra gördüm ki bunları bana fısıldayan çocuk da olsam çocuksu nefsimdi.  ( çocuksu derken masum değildi, hiç masum da olmamıştı.) bizi bizden çok iyi düşünen Oydu. Onun planları, projeleri her kulu için  o kadar mükemmeldi ki, biz aciz kullarına O NUN işine karışmaktan başka bir acizlik düşmüyordu! Akşamları evine güllerle, orkidelerle gelen bir babaya alışık değildik. En az annem kadar muhteşem bir insandı sevgili babam. Asli ihtiyaçlar haricinde onun koltuğunda hep bir kitap sarılıydı. Ambalajı bazen soluk, bazen gıcır gıcır. O da okurdu ama bizlere aktaramazdı. İlmi eve getiren babam, anlatan eğiten annemdi. Bakara suresi 183-184. ayeti eşsiz kıratıyla babamın sesinden dinlemiştim. Her ramazan farklı seslerden dinlesem de babamın tüyler ürperten tesirini unutamıyorum. Lafızdan manaya taşıyan yine annem olmasına rağmen.  EY İNANANLAR! ORUÇ SİZDEN ÖNCEKİLERE FARZ KILINDIĞI GİBİ, ALLAHA KARŞI GELMEKTEN DAKINASINIZ DİYE SİZE SAYILI GÜNLERDE FARZ KILINDI. İÇİNİZDE HASTA OLAN VE YA YOLCULUKTA BULUNAN, TUTAMADIĞI GÜNLERİN SAYISINCA DİĞER GÜNLERDE TUTAR. ORUCA DAYANAMAYANLAR BİR DÜŞKÜNÜ DOYURACAK KADAR FİDYE VERİR.  KİM GÖNÜLDEN İYİLİK YAPARSA O İYİLİK KENDİSİNEDİR. ORUÇ TUTMANIZ- EĞER BİLİRSENİZ SİZİN İÇİN HAYIRLIDIR. “ Eğer gerçekleri anlıyorsanız her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” Cümlesinin altını en az beş kez çizmişti. Diğer kelimeler bir kez beynimize çizildiyse son cümle beş kez tekrarıydı. Şükürler olsun ki o çizgilerin tesiriyle bugün zor bir görevim olmasına rağmen orucumu bırakmıyorum. Bir ilahiyatçı gibi ya da bir tıp uzmanı gibi orucun sindirim sistemine, dolaşım sistemine, hücrelere, sinir sistemine katkısını anlatacak bilgileri yoktu ama aklıselim, kalbiselimi düşünce gücüyle öyle bir ışınlamışlardı ki oruç benim için sadece bir ibadet borcu olmaktan çıkmış, zevkiselime ulaşmıştı.
     Annem Allaha kulluk bilincini işlerken babam yaşadığı hal ve tavırlarıyla kimlik bilincini işliyordu. İNCELİK, ANLAYIİ, NEZAKET, SEVGİ, GAYRET, HOŞGÖRÜ, BAĞIŞLAMA, CÖMERTLİK, LATİF SÖZ, VEFA, SADAKAT, UYUM, SAYGI, DÜŞÜNCE, BASİRET, İLGİ, TAKDİR, YARDIM, ŞEFKAT, SORUMLULUK, PAYLAŞIM, POZİTİFLİK VE HATIR gibi hallerle Müslümana yakışan işte adam gibi adam denilen bir bütünlük içeriyordu. Müslümansın ama kimliğinle çelişiyorsun dedirten bir hal sergilememişti. Besmeleyle aldığımız her lokmanın helal olması da en az dua kadar önem arz ediyordu. Oruç ve paylaşım ayrılmaz kavramlardı ama sadece ramazana has olmamalıydı. Zamanın her karesine yayarak ihtiyaçlıya, mağdura yeri geldiğinde İNFAK yine rabbimin emriydi. Ne güzel emirdi öyle. Ben infağı düşünceme kazımıştım. Ezberlememiştim. Çünkü bilgi olarak verilmemişti sadece, düşünce olarak yansıtılmıştı. Her şeyin öğretilemeyeceğini, bazı şeylerin düşünülerek öğrenilebileceğini ve yaşanabileceğini öğrenmiştim. İşinden çalarak oruca sığınanlar, tebessümünden çalarak oruç tutanlar, öfke maskesi altında oruç kılıfına girenler, dahası dili ile orucu bozanlar babamı kahreden seyyiatlardı. Sonradan keşfettim ki babamın suskunluğunun her mevsim her ay her gün her saniye bırakmadığı dil orucundan kaynaklandığını! Ne güzel bir hasenattı dil orucu.  Şu an nerde dilimizi kullandığımızdaki sığlık ve uslupta bozukluk görsem sohbet ortamlarında söz alanların fikir hayatlarındaki fakirliği görsem, hayatı bütünüyle yaşamak için kulluk hakkını gerçekten hak edebilmek için çalışan babamı yanık yüreğimle hatırlıyorum!
      Ve sevgi dünyamızdaki o koca karanlığı gördüğümde, sevgisiyle beni zehirlemeyen, bilgi ve düşüncesiyle ezber cenneti değil, sahici cennetlerden kokular getiren annemi hatırlıyorum!
     Bir de beni hiç yalnız bırakmayan hep yanımda olduğu için sevdiğim, hep gözetlediği için korkup güvendiğim rabbimin emri olduğu için tuttuğum tekne oruçlarını…
     Teşekkürler Allahım. Senin sevgini yüreğime nakşeden bir anne babaya sahip olduğum için.
     Teşekkürler annem ve babam, böylesine bir yaradanın muhabbetini küçücük yüreğimde büyüttüğünüz için…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık