İsa DOGAN

TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR


İsa DOGAN
14 Mart 2016 Pazartesi 17:25
ABD ve Rusya Suriye’de uyguladıkları politika ile yeni bir DAEŞ yaratacaklarının farkında mı ?
Ne olacak ülkelerinden sürülen milyonlarca insan?
Bir gün geri dönüp intikam duygusuyla silahı eline aldığında kim ne diyecek?
Zorlama bir yapı ile bir ülke ne kadar ayakta kalabilir?
Bu soruları sorarken aklınıza 2003 sonrası Irak’ı getirin!
5 yıl önce Arap baharı başlayıp Suriye’ye sıçradığında neler konuşuluyordu, bugün neler konuşuluyor?
Sanki topraktan bir anda bir DAEŞ diye bir örgüt bitiverdi ve rejimin yaptığı katliamlar unutulup, Suriye meselesi bir radikal İslam terör meselesi oluverdi!
İnsanları bir sahnenin önüne toplayıp DAEŞ diye bir palyaçoyu izletirlerken arkada ne işler döndüğünü, ne tür hesapların yapıldığını düşünmemiz gerekiyor.
Türkiye son kale son umuttur. Kimin burnu kanasa yüzünü Türkiye’ye döner. İşte bu tarihi bir reflekstir. İslam coğrafyasında tarihi refleks ile yüzlerin döndüğü başka bir ikinci ülke yoktur.
Saddam’dan kaçan Kürtler neden Suriye’ye veya İran’a yönelmeyip Türkiye’ye sığınmışlardı?
Balkanlarda yangın çıktığında neden bizden su istenir?
Esad zulme başladığında kendi Arap soydaşları yerine onca Suriyeli Arap neden bize sığındılar?
Bizim daha yeni yeni fark ettiğimiz uzun zamandır ulutturulmaya çalışılan, saklı kalan, tarihten gelen medeniyet ışığımızın altına neden bir Filistinli sığınmak ister anlayın lütfen.
Suriye meselesinin bir Türkiye meselesi haline getirilmek istenmesinin asıl sebebi, bizim açığa çıkan bu medeniyet ışığımızın tekrar saklandığı yere konulmak istenmesidir.
Bölgede bir düzen olacaksa, yüzlerin Türkiye’ye dönük olmaması gerekiyor. Aksi halde ne plan yaparlarsa yapsınlar orta-uzun vadede işe yaramayacaktır.
Biz doğru yerde durduğumuz müddetçe, birilerinin ilkesiz hesapları öyle ya da böyle şaşacaktır.
------------
HDP’nin bunca yaptığı provokasyon ihanet, alçaklıktan sonra halk nezdinde de, kamuoyu nezdinde de meşruiyetini kaybettiğini görmeyen, duymayan, anlamayan kalmamıştır herhalde.
Meşruiyet sadece oy pusulaları ile değil, gönüller ile de olmalıdır.
Artık kimse kokusu çıkmış  pisliğin bu kadarına arka çıkamıyor, destek veremiyor.
Kendi şak şakçıları dahi gelinen bu noktaya inanamıyor, ses çıkaramıyor.
O halde!
“Demokrasilerde parti kapatılmaz” demeyi bir kenara bırakıp halkın sinir uçlarını bu derece tahrip edenlere gereken ders verilmelidir.
Parti de kapatılmalı, milletvekilliği dokunulmazlıkları da kaldırılmalıdır!
Bunca olan şeyden sonra kimse çıkıp da “neden kapattın” da demez, diyemez!
Zira bu soruyu sorabilecek yüz kimsede kalmamıştır.
Artık yeter!
Önemli olan meşruiyet ise,
Bakın kendi seçmen tabanları dahi artık sırt çevirmiş, yeter demiştir. Terör örgütünün kuyruğuna yapışmış, halkını hendeklere mahkûm edenlere en iyi cevap da bu olsa gerek.
Evet, artık her anlamda bu pisliğin temizlenmesi meşrudur.
Aksine temizlenmemesi gayri meşrudur!
Bu millet ihanetin bu derecesine daha fazla katlanmak zorunda değildir.
---------
Batı demokrasi derken,
-BM’lerde demokrasi yok! İkinci dünya savaşının galipleri olan 5 devlet BM’nin ana çekirdeğine yerleşmiş, sistemi tıkama hakkına sahipler… 200 devlet’in 199’u Evet dese bir BM Güvenlik konseyi üyesi Hayır dediğinde  karar alınamıyor.
-Halkın tercihleriyle iktidara gelenlerden korkup, ülkeyi yönetenlere ekonomin en güçlü aktörlerinden biri olan Merkez bankasına dokunma derler. Burada da demokrasiden kaynaklanan bir korku vardır.
Toprağa dayalı, feodalitenin hakim olduğu zamanlarda yönetim şekli Monarşiydi. Sanayi çağıyla beraber doğan kitle üretim süreci ile yeni bir döneme girildi. Artık toprağa sahip olanlar değil ticarete, sanayiye hakim olanlar güç sahibiydiler. Güç yeniden dizayn edilmeliydi. Burjuvanın ve sanayicinin aristokratik güçleri yoktu. Bu nedenle mallarını ürettirip, sattırdıkları kitlelere, halka dayanan yeni bir siyasal model dizayn ettiler. Bu yeni modelin adı Demokrasi idi. Tabi bu model belli bir süre elitlerin tahakkümünde aristokrasiye karşı ara sistemler “meşruti yönetimler” ile yürütüldü. Zira halk daha kendisine atfedilen gücün farkında değildi. Birileri halk adına Krallar ile pazarlık yapıyordu. Âmâ halk bunun farkında değildi. Aslında halk sadece sistemin paravan aracıydı, arka tarafta ise monarşinin farklı bir şekli işleri yürütüyordu.
Sonra...
3. derken 4.Endüstri devrimine girdik. Kitle üretim modeli işlevini yitirdiği gibi demokrasi de değişmek, dönüşmek zorunda kaldı. Teknoloji, sosyoloji, ekonomi...her şey değişip dönüşürken tek değişmeyen şey halkı paravan olarak kullanarak arkada duran “oligarşik güçler” dir.
ABD halkının kaderi sizce Obama’nın elinde mi, yoksa FED’in elinde mi ?
ABD’de Başkan’dan bağımsız çok etkili güya sivil toplum kuruluşarı var.
Benzer soruları demokrasi ile yönetilen herhangi bir ülke için de sorabilirsiniz!
Demokrasi, tali yollarla dolaylı sömürgeler gibi yönetilen örneğin Mısır, Suriye gibi ülkeler için Batı tarafından istenmez. Çünkü halkın yönetime ortak olma doyumsuzluğunu kontrol etmek onlar için kolay olmaz.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık