İsa DOGAN

Siyaseti yaşam alanımıza sokmayalım!


İsa DOGAN
5 Ağustos 2013 Pazartesi 16:24
Siyaset, yöntemler üzerine yürümesi gereken bir sosyal bilimdir. Ben böyle görüyorum.
Arkadaşlıkları, komşulukları, kardeşlikleri bir arada tutan nedir?
Benzer siyasal bakış açıları mı?
Aynı ideolojik düşüncelere sahip olmak mı?
Aynı futbol takımını tutmak mı?
Yoksa aynı yöresel birliktelikler mi?
Hayır!
Tek bir nedeni var!
İnsaniliğimiz!
İnsan olduğumuz için  doğuştan bahşedilen ortak değerlerimiz vardır. Bu değerler bizi bir arada tutuyor, hayvanlardan ayırıyor.
Mısır'da insanlık yeni bir sınav veriyor. Bir yanda katliama maruz kalanlar diğer yanda katliamı havai fişeklerle kutlayanlar.
En adi bir insan da olsa insan olduğu için saygıyı hak eder.
Orada katliamı kutlayanlar, acaba neyi kutladıklarının farkındalar mı?
Yamyam dansına benzetiyorum bu tür kutlamaları!
İnsanları bu kadar kutuplaştıran şey veya şeyler nelerdir?
Siyaset, Politika.. vs ne  adla söylerseniz söyleyin insanları bölen “yönetme arzusu”dur.
Çoban ve kuzu ilişkisi gibi bir tarafta gütme diğer tarafta güdülme denkleminin yarattığı çatışma ortamıdır, bizi bu kadar uzlaşmaz ve kutuplaştırıcı kılan.
Hayatımıza rehber olarak sahiplendiğimiz düşünceler, ideolojiler, siyasal yapılar insani değerleri en alta tutmaya dönük olabiliyor.
Sırf farklı siyasal düşüncelere sahibiz diye kırgınlıklara, küskünlüklere varacak derecede birbirimizi üzmüyor muyuz?
Siyaseti yaşam alanımıza bu kadar sokanlar bizi buradan da ötekileştirmeyi başarabiliyorlar. Bu durum bizim siyasal olgunluğumuzun yeterli derecede  olmadığını gösteriyor. Hala ergenlik dönemi sorunları yaşıyor gibiyiz. Çünkü siyasal olgunluğu olanlar siyaseti sadece seçim zamanlarında  yaşam alanlarına dahil ederler.
Türkiye’de iktidar partisine oy verenler kadar vermeyenler de var ama oy vermeyenlerin büyük kısmının  iktidarı hazmedememe gibi durumu yoktur. Bu bizim siyasal olgunluğumuzun yukarıda bahsettiğim gibi yeterli olmasa da önemli bir eşiği geçtiğimizin  bir göstergesidir.
Peki ya Mısır’da aynı durum nasıl karşılanıyor?
İktidar dışında kalanlar bunu hazmedebiliyorlar mı?
Maalesef hayır!
Mısır’daki statüko hiç de azımsanmayacak kadar güçlü ve büyük halk desteğine sahiptir.
Sandıktan  önce şunu sormak lazım: Halk demokrasi istiyor mu?
Halkın sadece yarısının demokrasi istemesi yetmez!
Demokrasilerde halkın yarısından azıyla da iktidar olunur ama demokrasinin tercih edilip edilmemesinde halkın yarısının desteği yetmez!
Mısırda önce Demokrasiye geçiş için referandum yapılmalı!
Bana sorarsanız, bir Demokrasinin sağlam olabilmesi için önce Demokrasiye halkın  en az 2/3’lik kısmının desteği gerekiyor!
Dünya küresel bir bütünleşme yolunda hızla ilerliyor. Bu kaçınılmaz bir durum.
Siz dünyada ulaşılmayan bir adada yaşamıyorsanız küresel kültürden kaçmanız olanaksızdır. Artık ulusalcı, yerel, korumacı politikaların etkinliği sanayi dönemi gibi olmuyor.
Dünya üretmek için nasıl birbirine muhtaç ise, tüketmek için de birbirine muhtaçtır. Küresel üretim şekli argeyi başka bir ülkede, ara malları bir başka yerde, montajı başka, pazarlamayı başka yerlerde gerçekleştiriyor. Bugün sahip olduğunuz herhangi bir ürünün kaç farklı tedarik zincirinden geçtiğini bilmek o kadar da kolay değil. Çünkü artık hiç bir ürünün milleti ve ülkesi yoktur.
Bu tür üretim şeklinin tek amacı vardır: Küresel üretim faktörlerinden maximum faydayı sağlayarak maximum kar elde etmek.
Bugün Apple ürünleri, eğer  tamamıyla ABD’de üretilseydi, bu kadar geniş tüketici kitlesine ulaşamazdı. Çünkü  ürünün maliyeti çok daha yüksek olacağından rakipleriyle rekabet edemeyecekti. Marka ABD’nin ama ürün küresel çapta üretilen bir üründür. Tabi burada marka değerinin ne kadar önemli olduğunu tekrardan ifade etmek isterim.
Sadece kaliteli, çok teknolojik hatta yepyeni bir ürün üretmek yeterli değildir. Marka yaratmadan, üretilen ürünle  markayı güçlü bir şekilde buluşturmadan  pazarda rekabet edebilmeniz, farklılık yaratabilmeniz mümkün değildir.
Ticaretten, Sanayiye, Sanayiden  bilişim teknolojisine gelindi. Şartlar değişti. Artık güçlü olmak için kas gücüne değil akıl gücüne ihtiyaç var. Onlarca yıllık  on binlerce çalışanı olan büyük sanayi şirketleri bir kaç yıllık bilişim alanında kurulan şirketlerinden daha değerli değiller bugün.
Bugün Facebook denilen sosyal paylaşım platformunun değeri asırlık otomobil, Çelik ve Petrol  şirketlerinden daha değerli.
Peki, Facebook ne üretiyor?
Elinizde tutacağınız  bir ürün var mı?
Hayır!
Yarın ne olacağı da bana sorarsanız belli değil. Belki bir 10 yıl sonra  size nostaljik bir anı olarak aklınızda kalacak.
Üretimdeki her döngünün istihdama daha geniş olanaklar sağlaması lazım. Makineleşme ile tarımdaki istihdam fabrikalara kaymıştı, bugün geldiğimiz noktada ise fabrikalardan hizmet sektörüne doğru bir kayış görüyoruz.
Ama!
Dünya dünden daha bağımlı bir ekonomik  yapıya sahip, ekonomik göstergeler daha hassas, uygulanan reçeteler daha suni ve kısa vadeli.
Maalesef artık ekonomilerin güçlülüğünü reel üretim sektörünün üretim gücü değil gezici finansal araçlar belirliyor.
Meta’nın değil Para’nın amaç olduğu bir dünyadan bahsediyorum.
Bu dünya çok daha acımasız ve darvinist bir dünya!
Buradaki sorun şirket değerleriyle istihdam  oralarının arasındaki   makasın giderek artmasıdır. Dünyanın hizmet sektörüne ihtiyacı olduğu gibi reel üretim sektöre  de ihtiyacı var.Bu ikisinin rasındaki dengenin iyi gözetilmesi lazım.
Birilerinin  Çamaşır makinesi, Buzdolabı üretmesi lazım.
Elinizdeki akıllı telefonun kullanım değeri ile ödediğiniz değer arasındaki fark nedir?
Eğer işiniz sürekli not tutmak, e-mail ile yazışmak,anlık bilgi almak.. vs  gibi ise o cihaz sizin için elzemdir ve kullanım değeri de o nispette yüksektir.
Ama eğer elinizdeki akıllı telefonu sadece konuşmak, oyun oynamak için kullanıyorsanız sizin için o cihazın kullanım değeri satın aldığınız yüksek bedelden düşüktür, gereksiz yere kaynak israf etmişsinizdir.
Ülkesine yabancı olanlar “THE TİMES”dan medet umarlar!
Şu komediye bakar mısınız!
Kendi ülkesini yabancı bir gazetede ilan vererek şikayet etmek, hangi akl-ı selimin aklına gelmiş?
Bu nasıl bir gözü dönmüşlük!
Bu nasıl bir yalan ve  ihanet çarkı!
Sosyal demokratım diyenler, antikapitalistim diyenler bir bakıyorsunuz ki “THE TİMES”da ilan vermişler.
Ne alaka?
Bu et lokantasında  vejetaryanım demeye benziyor.
Ama tüm bunlar memleketimin insanının gerçekleri görmesi için önemli fırsatlar sunuyor.
Kendi ülkesinden zerre kadar haberi olmayanlar, hollywood’vari komedi filmi yapıyorlar!
Mısır’da, Suriye’de  kan gövdeyi götürüyor uluslararası medyanın dikkatini çekmiyor ama Türkiye’de  birileri Gaz’da öksürünce kıyameti koparıyorlar.
Ben her şerde bir hayır olduğunu düşünüyorum.Türkiye ilkeli duruşuyla Batı’dan daha demokratik ve insancıl anlayışa sahip olduğunu gösterdi.Batı’ya ilk kez bu kadar bir başka ülke tarafından “çıplak” olduğu söylendi.Oysa düne kadar Batı’nın çıplaklığını dillendirmeye kimse cesaret edemiyordu.
Batı değerlerini Doğudan bir ülke sahipleniyor!
İşte bu onlara garip geliyor  ve huzursuzluk veriyor.
Türkiye Mısırdaki darbenin uluslararası meşruluğunu engelleyen tek ülke!
Ne oluyor bu Türkiye’ye?
Haddin mi senin benim kara dediğime ak demek?
Dünyada güç dağılımı Batı’dan doğuya doğru değişmeye devam ediyor.
Batı, yaşlı ve bunamış ve Alzheimer hastalığına yakalanmış  bir halde. Ne geçmişini hatırlıyor ne de gelecekte ne yapacağını biliyor.
Kılıçdaroğlu Sarıgül’ü İBB adayı yapar mı?
İstanbul seçimleri genel başkanlık koltuğunu etkileyecek kadar önemlidir.
Bana sorarsanız Kılıçdaroğlu için bu bir ikilem. Çünkü kendinden daha güçlü birini istemez.
Ve bana sorarsanız Sarıgül gibi bir figür Kılıçdaroğlu’nu yerinden edecek kadar güçlüdür.
Sarıgül CHP’nin İBB adayı olursa ve seçimi kazanamasa bile oy oranını yukarı taşırsa Kılıçdaroğlu’nun makamı sallanmaya başlar!
Yani İstanbul rüzgarıyla geldiği gibi  yine aynı rüzgarın tersten esmesiyle gider.
AK Parti İstanbul’u kaybeder mi?
Sarıgül kendine has bir siyasi figür ama CHP çatısı altında sadece figüranlık yaparak farklı bir rüzgar yaratamaz, İstanbul’u alacak kadar destek göremez.
Oy oranını bir miktar yukarı çıkarabilir ama işi çok zor gibi gözüküyor.
AK Partinin en büyük avantajı yapmış olduğu hizmetler!
İstanbul son 10 yılda her anlamda bir değişim ve dönüşüm yaşadı. Hizmetlerin en ücra  noktalara kadar hissettirilmesi seçmenleri canlı tutuyor.
İstanbullu mevcut yönetimden memnun!
CHP’nin işinin zor olmasının nedeni de zaten bu memnuniyet oranın yüksek olmasıdır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık