Kaya KILIÇ

Samimiyim, yaptıklarınızla samimiyetimi bozamazsınız


Kaya KILIÇ
19 Kasım 2013 Salı 17:37
Teknolojiyi çok iyi kullandığım söylenemez. Genel olarak teşvik edildikten, öğretildikten veya yapmak zorunda kaldığımdan kullanırım. Sosyal medya denilen ve son zamanlarda haberleşme kaynakları da denilen twitter, facebook gibi ağları ben de az da olsa kullanıyorum. Hani derler ya keşke olmasaydı, keşke bilmeseydim diye. Facebook sayfalarının birinde, kıyamet kopsa ben o adamla aynı kareyi bırak, aynı mekânı paylaşmam diyen iki kişi sarmaş dolaş gördüm ve tabiri caizse kusmam geldi. Nasıl bir iştir diye aradım ve cevabı duyunca daha da içim kalktı. Menfaat, menfaat, ne menem şeymiş, makam ne cazip bir durummuş ki, insanı bu kadar alçaltıyor, hatta çukur yapıyor. Allah kimseyi zorda koymasın, zorda oldu mu veya mecbur oldu mu insan yapabilir, edebilir dersiniz; ama size şu cevap verilince canınız yanıyor, topunuzun canı cehenneme diyorsunuz. “Devir menfaat devri üstat, balı tutmalı ki parmağını yalayasın’’ ne balı tutalım, nede balın tadını bilelim. Hakiki manada insanlık bizim olsun, bu tür tirtler ve ağababalıkta sizin olsun. İnsan omurga taşır demek zorunda bırakılıyor böyle omurgasızları görünce, hatta kendinden utanıyorsun böyle bir insanla merhaban olmasından. Bir ara kapatayım bu twitter, facebook u vs. vs. leri ama bir arkadaşım yayınlanan bir yazımı hatırlatarak uyardı ve değmez dedi. O yazıdan bir bölümü paylaşarak şöyle demek istiyorum. Samimiyim ben, yaptıklarınız samimiyetimi bozamaz. 23 Şubat 2011 günü saat 14:06 yayınlanan yazımdan bir bölüm, İnsanın Olduğu Yerde Hayret Edilecek Bir Şey Yok
Bu yazıyı neden yazma ihtiyacı duydum. Tabi enteresan bir olaya şahit oldum, bunu duyunca insanın olduğu her yerde hayretsiz yapılacak hal olmazmış dedim. Hayretler içinde kaldım dersiniz bazen ya; bunu da yapacağını ummazdım diye. Artık böyle düşüncelerim yavaş, yavaş ortadan kalkıyor ve hadi oradan demiyorum. İnsan varsa diyor bir düşünür, bu sana yakıştı mı dememeli.
Mademki insan, hayret en sona kalacak bir şey. Yeni bir yıla girdiğimiz bu günlerde, en az hayret (kötü manada) edeceğimiz işlerin olmasını diliyorum. Yetimler daha mutlu, gariplerin elinden tutulduğu, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacı en ivedi bir biçimde görüldüğü, mutsuz insanın en az olduğu bir ortam. Ne güzel olurdu değil mi? Ama maalesef, gazetelerin üçüncü sayfalarını kaplayan o kadar olaylar var ki, nasıl olacak bu senin dediğin dediğinizi duyuyorum. Ya da oralara haber olamayan nice faili meçhul olaylar.

Mahallemizde, sokağımızda ve tanıdık ne kadar olay biliyoruz, anlatmaya kalksak birisinin sus artık demesi gerekiyor. Başına gelen olayları anlatan birimiz, “Benim başıma gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir”, atasözüyle anlatır. Diğeri senin başına ne gelmiş ki, sen asıl benim başıma veya tanıdığımın başına geleni duysan haline şükredersin der.
Evet, insanın olduğu yerde, kasten yapılanlar konusunda hayrete düşülür, hata veya kaza ile olan ancak Allah, daha büyüğünü veya daha kötüsünü vermesin temennisi konuşulur ve söylenir. Adamın umurunda bile değil arkasından söylenenler.
Her laf onun hesabını kabartıyor, bankadan arandığında, hesabınızdaki faiz şu kadar daha yükseldi deniyorsa ondan daha mutlusu yoktu. Ama bir kadın gelmiş kapısına ve ağza alınamayacak bedduaları ediyor, çoluk, çocuğunla sıcak yerdesin değil mi diye soruyor, o da, hayırdır hanımefendi ne oldu niye bağırıyorsun; neden buradasın burası hayır kurumu mu diye soruyor. Kadın, senin sattığın ve bir şey olmaz dediğin yer meğer devletinmiş, oraya da şimdi okul yapılacak, bana yazılan yazıda ise sizin hiçbir hakkınız yok, hani hallederiz sen merak etme diyordun ne oldu şimdi ben ne yapacağım bu kış kıyamet günü, sen Allah’tan korkmaz mısın? Ne alakası var şimdi, ben orayı sattım gitti. E, her sattığımı bilecek miyim, bu kadar ucuza alınan yer şans okul olmasaydı sen ev yapardın. Şimdi git başımda, benim başımı belaya sokma.
Yetim hakkı diyorum efendi, kış kıyamet diyorum, benim o parayı bir araya getirme şeklimi sen benden daha iyi biliyorsun, kemik olur gırtlağına. Hiç mi vicdanın sızlamıyor, hiç mi hesap günü var düşünmezsin. Evet, ben şimdi gidiyorum, hakkımı arayacak halimde kalmadı çünkü elimdeki belgeler seni haklı çıkarıyor, ama asıl belgelerde görüşürüz. Eğer sen insansan ve itibar görüyorsan insanlık bitmiştir, ben insanların olduğu ve bitmediği yeri aramaya gidiyorum. Belki bulamayacağım, belki ömrüm yetmeyecek ama o yolda öleceğim. Verilecek bir hesabım var, seninle hesaplaşacağım o hesap gününü iple çekiyorum. Karşılaşmaya yüzün varsa bekliyor, beklerken de insan varsa kusur var diyor, kusursuz ve hesabı tam görenin huzurda görüşene dek huzuru olmasın senin gibilerin diyorum. O gün yazdıklarım karşıma çıkıyor, üzülüyorum ama yapılacak çok şeyin olmadığını da biliyorum hani. Kalın sağlıcakla.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık