İsa DOGAN

Nereden nereye!


İsa DOGAN
7 Mart 2011 Pazartesi 20:11

Değerli Dostlar,


Türkiye, istikrarlı olmakla beraber istikrarın getirdiği sıkıntılı bir süreçten geçiyor.
Bünyemiz istikrara alışkın olmadığından  uyum sağlamakta zorlanıyoruz.
Nerede o yüksek faizler!
Nerede o medyanın eşsiz gücü!
Nerede  o başı eğik, ne dersen kabul diyen çaresiz insanlar kümesi!
Nerede o  bir anahtar sallayınca sandığa hücum eden saf halk !
Nerede o  teşvik kapsamında devletten para alıp, devlete yüksek faizle borç verenler !.........

Birilerinin geçmişe hasret kalması gayet normal değil mi sizce!
Çarklarına çomak sokuldu, gürültüleri o yüzden!

28 Şubat sürecinde askerle yatan, askerle kalkan medya  ve  darbe yandaşları   bugün “ileri demokrasi “kelimesini dillerinden düşürmüyorlar.
Hiç   adalete onların da ihtiyacı olacağını düşünmediler.
Bir oyun sahneye koyup bu ülkenin temelini dinamitlediler. Kaybeden zavallı halkımız oldu.

1000 yıl sürecek denen süreç 5 yıl sürmeden yok olmaya yüz tutunca kirli çamaşırları saklama telaşı başladı. Onca zaman günah işleyenler, dine  sarılır gibi  “ileri demokrasi”ye sarılıyorlar.
Cumhuriyet tarihi boyunca sessiz kalan bu kitle bugün “ileri demokrasi” diyor, başka bir şey demiyor.

Ekranları  mahkeme salonlarına çevirip, peşin hükümlerle  yargıçları, savcıları yargılayanlar, neden “mahkemenin elinde nasıl deliller var “diye sormuyorlar?
Bu şekilde peşin hüküm verenlerin  gizlediği bir şeyler mi var!
Acaba gladyo’daki gibi sıranın onlara ve de medya patronlarına geleceğinden mi korkuyorlar!

Monarşik bir anlayışla zamanında hüküm sürenler, bağımsız yargıdan en çok korkanlardır. Yargı bağımsızlığı, “dayı” döneminin sona erdiği, suç işleyenin kimliğinin, mesleğinin önemli olmadığı, herkesin eşit haklara sahip olduğu bir  kavramdır. Zamanında yargıyı silah olarak kullananlar için yargının  bağımsız olması bir tehlikedir.
Bakınız geçenlerde Başbakan’la alakalı İngiltere’de  bir hadise meydana geldi
Bir iftira ortaya atıldı ve  sonra özür dilendi.
Eğer 90’lı yıllarda olsaydık. Bu iftira bir iddianamenin ana konusu olabilirdi.
Medyanın yalanının cezası  çok hafiftir. “Yanlış bilgi” der ve konuyu kapatırlar.
Peki ya o haberi okuyanlar ne olacak! Herkes anlık gazete ve televizyon takip etmiyor. Birileri hala o yalan haberin geçek olduğunu zannediyor.
İsrail’in Mavi Marmara olayından sonra dünyaya yayınlattığı sahte kaseti düşünün!
Yalanlanmasına rağmen kaç kişi yalanlandığını biliyor ve de kabul ediyor!
İlk yayınlanan haber, en etkili haberdir. Çünkü doğru bilgi olarak değerlendirilip, hafızalara yerleşir. Sonra yalanlansa bile, özür dilense bile ilk haberin çamur etkisi az veya çok devam eder.

Peki ya bizdeki medya!
Mahkeme salonları kurup, yargılayan medya!
Acaba medya mensupları için dokunulmazlık var da biz mi bilmiyoruz!
Birileri,  işlerine  geldiğinde batı standartlarını gözeterek eleştiri yaparken, başka konularda “Türkiye’nin şartları başka” diyebiliyorlar.
Bugün medyanın çok sesli olması, Türkiye için büyük bir şanstır.

Rahmetli Necmeddin Erbakan’ın cenazesinde  "Galileo’yu  düşündüm "desem ne alaksı var diyeceksiniz!
Galileo’yu zehirleyenleri kimse  tanıyor mu?
28 Şubatı yapanları da kimse anmayacak, unutulup gidecekler.
Askerin cenazede bulunmasının tek bir çıkarımı olabilir; bu cenaze sadece Sayın Erbakan’ın cenazesi değildi, “28 Şubat”ın da cenazesiydi.
Sağlıcakla kalın




YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık