Mushaftan Kur’an’a Bir Yolculuk


1 Kasım 2011 Salı 15:03
Dünyanın sevgiyi tanıyan bütün yürekleri bir araya gelse yine de size hitap için yetmiyor, ne kadarını satırlara dökeceğimi bilemiyorum. Bir buket kır çiçeği ile simgelediğim sevginin gönlümdeki manasını eminim tahmin ediyorsunuzdur! Sizin beni gördüğünüze inanıyorum ve o tatlı tebessümünüzle “duygularını olduğu gibi aktar kelimelere kılıf geçirmek zordur ve o zorluğu yaşayamayacak kadar bile hayat kısadır” dediğinizi hissediyorum.
  Daha ilk derste bu mesajı vermiştiniz bana; kısacık bir hayatı uzun soluklu kaliteli bir ömre çevirmenin özetiydi bu: KALP HASSASİYETİ TAŞIMAK.
  …… Anne baskısıyla zoraki iteleyerek geldiğim mahalle mektebinin, hayatımın merkezine konan bir ukba üniversitesi olacağını, Kur’an’ın çizdiği rotanın gönül hazinemdeki cevherlere nasıl ulaşacağını annem, anneannem, büyük halam, babam hatta imam gibi ulvi bir peygamber mesleğinden emekli Mehmet Tarık dedem bile tahmin edemezdi. Çünkü onlar gelenekselleşmiş bir Kur’an öğrenimi için göndermişlerdi. Öteleri şekillendirecek bir Kur’an anlayışını onlarda anlamıyorlardı. Her ramazan çocukluğumdan beri evimizde mukabele okunurdu. Dedem gücünün yettiği ana kadar, nefesinin dayandığı zamana kadar tilavet eder, büyük halam, babaannem onun kendince düzdüğü her makamda gözyaşı dökerlerdi. Yıllar sonra öğrendim ki büyük halam genç yaşta kaybettiği eşi için, babaannemde dedemin yanık sesine vurgun olduğu için ağlarmış. Onlar Kur’an’a çok büyük saygı gösteriyordu. Hep yükseklerde tutulur asla çocukların eline verilmezdi. Öpülerek rafın en üstüne kaldırılırdı. Ama ayetlerin hükmü en üste konmazdı. Çünkü onlar sadece tilavet ediyor kıraat etme aşamasını bilmiyorlardı. Dedem elbette biliyordu ama ezbere aldığı malumata dair birkaç ayetten öteye geçmiyordu. Zor zamanlarda zorluklarla öğrenmişlerdi. Yasakların zirveye tırmandığı anları anlatırken dedem; Kur’an tilaveti ile etkilediği cemaati, kıldırdığı namazları, okuduğu ezanları, kulluğun en güzel noktasında görüyordu. Kur’an’ı yaşamak gibi bir düşünceden ziyade Kur’an’la beraber yaşamak, yani onu mekanımızdan yanı başımızdan ayırmamak ama hayatın merkezine almamak gayesi vardı.
  Lafız mananın bir değil beş adım önünde gidiyor, mana okunsa da anlamak için kafa yorulmuyordu. Mutluluk için, eş için, iş için, rızkın artması için, güzellik için için için… Hangi sure kaç kere okunacak onlar en ayrıntısına kadar biliniyordu. Elbette Kur’an en büyük şifa idi, en büyük reçete idi ama en büyükte KILAVUZ idi. Ben o akrep ve yelkovanın kıskacından zaman ötesine ancak sizin elimi tutmanızla ulaştım. Size minnettarım! Dünyalık arzular için, ölüler için okunan dokunulmazlığı sabitleştirilen kutsal kitabı hayat kitabı haline getirdiniz. Raflardan mutfak raflarına indi, telefon fihristinin yanına kondu. Her ne kadar büyüklerim tarafından yadırgansa da hayat kitabım hayatımın fihristesi oldu. Ruhumun beden kalıbına mahpusluğu beraat etti, lafzını öğrendikçe. Her harfte ayrı büyülendim. Rabbimle birebir konuştuğumu hissediyordum, her kelimede, her cümlede her ayette. Bahr ayeti o denli çoktu ki denize olan özlemimi giderdim. Dalgalarla coştum. Her sayha beni uçurdu. Ay, yıldız, güneş; KAMER, TARIK, SÜREYYA, ŞEMS lafızlarıyla gizli dünyalar aşikar oluyor düşünce soframa ayrı bir tat veriyordu.
Kıyamet, Tekvir Sureleri kıyametin korkusunu verirken, Rahman, Vakıa cennetin müjdelerini veriyordu.
 Ne kadar fırtınaya tutulursam tutulayım daima ümit teknesinde yol almamı, asla yeise kapılmamamı öğretti Hud Suresi.
 Komşunun yetim kızına daha fazla şefkati öğretti Maun Suresi.
Övünmenin ne kadar kötü olduğunu kabirlerle gösterdi Tekasur Suresi.
  Bir başarıya ulaştığımda benlikten bilip nankör olmayı değil, Rabbime istiğfarı zikri gösterdi Nasr Suresi. Mekke’nin fethinde devesinin yularına gözyaşlarını akıtarak, dilinde estağfirullah lafzıyla başı önüne eğik o muhteşem peygamberin modelini çiziyordu gözümde.
  Ne kadar yaşanırsa yaşansın hayatın ölümlü olduğunu ölümsüzlüğün asla bu tarafta olmayacağını ispatlıyordu Ashabı Kehf zengin ve fakirin ölümlü hayata eşlik ettiğini okutuyordu.
  Ve ‘inandık demekle imtihan olunmadan bırakılacağınızı sanmayın’ mesajını vurgulayan Ankebut Suresiyle hayatın tamamının imtihan olduğunu belledim.
  ‘Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülemeyeceğinizi mi sandınız?’ ayeti ile yaratılış gayemizi hafızama kazıdı Müminun Suresi.
  Ve o gün ağızların mühürlenip, ellerin ayakların konuştuğu, şahit olduğu Yasin Suresinin ayeti her Yasin’de ağzıma mühür vurup el ve ayaklarıma şahitlik yaptırdı. Ve mücrimleri müminlerden ayıran ayetle Rabbimin ayetlerine hüküm koyan mücrimleri uzaklaştırdı.
  ‘Heva ve hevesini tanrı edinen kişinin kalbinin mühürleneceği’ ayeti ile Casiye Suresi nefsimi terbiyeye imkan hazırladı.
  Şeytan dışarıdan günaha çağırıyordu. Oysa nefis içimdeydi ve en büyük düşmanımdı. Ve onu terbiye etmem gerekiyordu. O da ilk günkü verdiğiniz mesajı gerektiriyordu; KALBİ HASSASİYET TAŞIMAK.
  Hayatın meçhul sokaklarından geçerken elimi siz tuttunuz, bugünde izin verin ben sizin elinizden tutayım! Kur’an’ı yaşayarak, yaşadığım bu hayatın her adımında siz benim hep önümde oldunuz, hala önümdesiniz, sanırım gıbta etmek böyle bir duygu olsa gerek.
  Mushaftan Kur’an’a uzanan yolculuğumda sizin gibi bir rehbere rastladığım için Rabbime şükrediyorum.      
İLİM YOLUNDA TÜKENEN ÖMÜRLERE DAHASI ÖMRÜNÜZE SEVDALIYIM.       O cennet mekanı kabrinizden uzatın ellerinizi öpeyim Değerli Hocam!..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık