İsa DOGAN

"Kusurlu Canlılar" Olduğumuzu Unutmayalım!


İsa DOGAN
23 Şubat 2011 Çarşamba 14:00

Konuya bir örneklem ile girmek daha iyi olur diye düşündüm.
Bir sosyolog, araştırmasında deneklerine rastgele sayılar ve resimler vermiş ve bunlardan bir sonuç çıkarmalarını istemiş. Tabii denekler sayıların ve resimlerin rasgele seçildiğini bilmiyorlar! Bir müddet sonra her bir denek kendince mantıksal bir sıralama yapıp resimlerle sayıları ilişkilendirmiş.
Araştırmacı, tüm sayıların ve resimlerin rastgele seçildiğini söyleyince. Denekler şiddetle kendi mantıksal izahatlarını savunmaya kalkışmışlar. Yani kendilerini yaptıkları kanun'a öyle inandırmışlar ki, gerçeğe inanmak istememişler.
Değerli Dostlar,
İnsan ve toplum psikolojisini iyi etüt etmek lazım. İnsanların kendilerince sahiplendiği dünyaların "kıymet" değerlendirmesi doğal olarak kişiden kişiye, toplumdan topluma değişir.
Bu toplumların geneli için de geçerlidir. Bir İspanyol’un Türklere bakış açısında yatan "kıymet" esası İspanyolların kendi toplumsal algılamalarıyla alakalıdır.
Kimi toplumlarda din, kimisinde siyasal değerlendirmeler öncelikli sıradadır. Ve bu sıralamalar toplumun değer algısını, toplumsal şuurunu oluşturur.
İnsanların farklı ülkelerde, farklı kıtalarda, farklı coğrafi yerleşkelerde birbirinden farklı kültürlere, manevi inançlar sahip olmasının her bir birey tarafından iyi algılanması lazım. Farklılıkları düşmancıl veya "gavur" diye nitelendirmek zihniyetimizin sadece gözlerimizin gördüğü kadar olması ile alakalıdır.
------
Denge nedir?
Bazı şeyler menfi görünürken toplumların kaderinde önemli rol oynayabilirler.
Dikkat edin, hiç doğal zenginliği olan gelişmiş ülkeler var mı?
Baba mirası gibi toplumu tembelliğe iten, tüketen, ilerleme dürtülerini kazanamamış toplumlardır bunlar.
Hazırı tüketirken gerçek hazinenin "kaliteli insan gücü" olduğunu malesef idrak edememişlerdir.
Örneğin, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda vs gibi ülkeler refah seviyesinde dünyanın en üst sırasındaki ülkelerdir. Sovyetlerbiliği petrol ve doğalgaz zenginliğinden dolayı süper güç olmamıştı. Bilakis kaliteli insan gücünden dolayı.
Her bir gelişmenin arkasında bir neden yatar.
Bir ambargo, menfi bir olay olarak görünürken, başka bir gelişmeyi tetikleyebilir. Ve bunu sonucunda ters etki yaratabilir.
Birinci dünya savaşından sonra Almanların Çelik üretememesi için gerekli olan hammaddelere ambargo konmuştu. Ama Almanlar farklı bir metotla suni  Çeliği ürettiler.
Bazen de tam tersi olarak görülür!
Bir ülkeye yardım amaçlı borç verirsiniz ve bu borç yardım yerine köstek olabilir.
Kendi ihtiyacını borçla finanse etmeye başlayan ülke, bir müddet sonra borcunu da borçla ödeme yoluna girer ve bu bir kısır döngü halinde artan faiz oranları ile beraber var olan kaynaklarının da tükenmesi ve ülkenin fakirleşmesine neden olur.
Ayrıca ülkenin rekabet konusunda neleri baz aldığı da önemlidir.
Türkiye, rakibini Yunanistan olarak görürse, gelişmesi de o nisbette olur. Yani küçük ölçekli rekabetten küçük ölçekli büyüme olur.

Güney Kore, japonya’yla rekabete girerek güçlü bir ekonomiye sahip olmuştur.

O halde!
Güçlü rekabet, güçlü ekonomi!
Zayıf rekabet, zayıf ekonomi!

İnsan kendisi için de aynı tavsiyeleri duymuyor mu!
"en üstü hedefle, en üstün bir altını yakalayabilesin"
Farklı değerlendirmeleri olmalıdır!

O olmazsa, şu olmazdı gibi "mazsa" gibi geriye dönük çıkarımları yaparken bu tarz bir çıkarımın sonsuz  çarpanı olduğunu unutmamak lazım.
"İnönü olmasaydı, şu olmazdı" dediğiniz andan itibaren bir bilinmez merdivende yürümeye başlarız ve örneğin "fatih olmasaydı" ile başlayıp hatta çok daha gerilerden başlayıp kısır bir döngüde kendimize yol bulmaya çalışırız.
Geçmişle gelecek arasındaki bağı kurarken hassas dengelerin olduğunu görmemiz lazım.
Örneğin! Tanzimat olmasaydı, Enver paşa Makedonya’da bir kurşun darbesi sonucu öldürülseydi, Goben ve Breslaw (Yavuz ve Midilli) Rusya’nın karedeniz kıyılarını vurmasaydı, birinci dünya savaşına girmeseydik ..... Ne olurdu?
Bu ülke, Anadolu’yu yakıp yıkan, Orhan gazi’nin kabrinin üstüne ayak basıp fotoğraf çektiren Venizelos’u dahi affedip, yaptıklarından 10 yıl sonra ülkemizde üst düzeyde ağırlamadı mı?
Ama biz geçmişimizle sürekli hesaplaşma içinde kalamayız!

Değerli Dostlar!

Kendi denge noktamızı iyi bilelim ve ön yargılarımızla değil "neden, nasıl" ilişkisini kurarak karşımızdakini de anlamaya gayret edelim.
Dün bazı kesin olarak "doğru" bildiklerimizin  bugün "yalan" olduklarına şahit olmadık mı?

Yani denge!
Önce kendini bilmektir ve sonra kendin olmaktır.

"Dün" den özür dilemek yerine "kusurlu canlılar" olduğumuzu unutmamamız daha mantıklı olur.

İsa DOĞAN


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık