Kaya KILIÇ

Kırmızı gül demet, demet


Kaya KILIÇ
17 Ağustos 2011 Çarşamba 19:10
Yeni hikâyeler ve türküler doğuyor, yaşadığımız coğrafya gereği de bunları mırıldanıyor veya söylüyoruz. Şimdilerde böyle ne türküler yazılıyor nede türküleştiriliyor. Hepimiz haberleri seyredip de duygu dünyamızın hangi kapılarını açtığımızı ve coşturduğumuzu ancak iç dünyamızda biliriz. Ben kırmızı gül hikâyesinden çok etkilenirim.
Annesinin tek oğlu Mehmet Erzurum yöresinde yetiştirdikleri ürünleri bugünkü Ermenistan'ın başkenti o dönemler önemli ticaret merkezi olan Revan'a (Erivan) kervan ile götürüp satmaktadır Karayağız güçlü kuvvetli Mehmet annesine her akşam bahçelerinden derlediği gül demetini getirir 'Sevgi ve saygı' ifadesi olan gül demetini anne duvara asıp kurutur onlara baktıkça oğlunu görür gibi olur Ancak vebaya yakalanan Mehmet Revan'da ölür ve bir çalı dibine gömülür Bir Mehmet değildir ölen kervanın çoğu da bu amansız hastalıktan kurtulamaz Ağır ağır Erzurum'a giren kervanı analar babalar yavuklular meraklı gözlerle beklemektedir Mehmet'in anası durumu öğrenince deli olup dağlara düşer Elinde bir demet kırmızı gül dilinde "Kırmızı gül demet demet Sevda değil bir alamet Şol Revan'da balam kaldı Yavrum kaldı diyerek ağıtlar yakıp dağlarda gezer durur" şimdi aynı hikâyeyi başka bir diyarda yaşanıyor.
Kara kıta diye adlandırılan ve şu günlerde hakikaten kara kıtalığını belli eden hal almış. Kendi yerime koyuyorum oradaki baba ve anneleri; koyamıyorum, koyamıyorum, koyamıyoruuum. Ne derseniz deyin, nasıl anlarsanız anlayın ve hangi akılla bunları kaleme aldığımı sorun hiç önemi yok maalesef yapamıyorum. Vicdanların kanadığı ve bizlere ancak oraya gidenlerin anlattıklarıyla anladığımız bir kara kıta. Oradakileri gördükçe daha da fenalaştığım ve daha da eridiğim bir hal. Acaba hangi hikâye ve hangi türküler yazılıyordur.
Oradaki baba/anne hangimiz olabiliriz ve baştaki hikâyeyle nasıl eşleştirebiliriz. Hangi zorluk derecesiyle ölçülür bilmiyorum ama böyle bir tartı yoktur sanırım. Çocukları arasında tercih yapma; geride bıraktığının öleceğini bile bile, nasıl ayrılırız veya öyle bir şey yapmaya hangimizin yüreği dayanır. Zalim kara kıta diyesi geliyor insanın ve daha neler söyleyesi. Dualar, dualar ediyoruz. Kendi çocuklarımıza bir başka bakıyoruz. Burada kalıyor daha da yazamıyorum. Rabbimin merhametine sığınıyor, bizlerin onarı anlayıp gereğini yapmamızı nasip etmesini dua ediyor, sizleri Rabbime emanet ediyorum.
Kaç gün geçti bir lokmayı yemedim.
Oruç değil, kuraklığın sesidir.
Çakallar da, sırtlanlar da çok sessiz.
Buralarda yenilecek bir şey yok.
Susuzluktan kurudu dağlar, bağlar.
Yeşil bitmiş, kuru otlar kaybolmuş.
Yavruların dudakları çatlamış.
Bol su içmek günah olmuş sanırım.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık