İsa DOGAN

KALIPSIZ ÇAĞ!


İsa DOGAN
21 Temmuz 2013 Pazar 18:54
Bilmediğiniz o kadar çok şey var ki, sırf iman ettiğiniz ideoloji kalıbına uysun diye farklı konularda hep aynı şeyleri düşündüğünüzün farkında mısınız?
Bunca kitap niye var, bunca bilim insanı ne yapıyor, bunca eğitim müessesesi niçin var diye hiç düşündünüz mü?
Her şeyi bildiğini iddia eden aslında hiçbir şey bilmiyordur!
İdeoloji bir kalıp yaratır, siz de o kalıptan dünyayı görürsünüz!
Ama ideolojilerin de gidebileceği yer sınırlıdır. Bu yüzden insanlık bölünüp parçalanıyor: Birinin cevap veremediğine diğerinin cevap verdiği düşünülüyor, o diğerinin cevap veremediğine de  bir başkası cevap veriyor...
Bu böyle uzadıkça uzayan bir ideoloji çeşitliliği yaratıyor.
 
Sanayi çağının getirdiği kültür ile aslında gittikçe küçülüp, marjinalleşiyoruz: Buna uzmanlaşma diyorlar.
Öyle ki, kişi hayatını bir tezgahın başında sadece vida sıkarak geçiyor.Böyle bir kişinin başka şeyler düşünmesi ve üretmesi mümkün olamıyor.Dünya bu tür benzer kişiliklerden oluşuyordu düne kadar.
Böyle kişiliklerden oluşan bir toplumu düşünseniz lütfen!
Mekanik ve kısıtlanmış bir topluluk!
İnsanlar gibi fikirler de küçük parçalara ayrıldı. Artık fen bilen sosyal bilmiyor!
Sosyal bilen de fen bilmiyor.
Bütün bir fikir elde edebilmek için daha çok çaba sarf etmek gerekiyor.
 
Bugün sanayi toplumu sonrası bilişim çağındayız. Bir önceki çağdan devraldıklarımıza yeni şeyler eklendi. Artık mekanik düşünen insana olan ihtiyaç azaldı.
Bu yeni çağ düşünen ve yaratıcı olan insana ihtiyaç duyuyor.
Bu yüzden eski çağın kalıba dökülen insanına ihtiyaç olmadığı gibi, kalıplara da ihtiyaç yok.
Çünkü yeni çağ kalıp kabul etmiyor.
-------------
Sayın Başbakan'ın Bankalar ve faiz lobisi için söylediklerini bugüne kadar kaç siyasetçi söyleyebildi?
 Bu açıkça bir savaş ilanıdır. Bir yanda Bankalar, finans kuruluşları ve onların yerleşik reel sektör temsilcileri diğer yanda sayın Başbakan.
 Türkiye’nin daha fazla büyüyebilmesi için on yıllardır devam eden bu sömürü  çarkının kırılması şarttır.
Değerli Dostlar,
Türkiye’nin finans ve bankacılık sektörünün her geçen yıl Türk halkından haksız yere sömürdüğü muazzam karların hesabının artık sorulması gerekiyor. Çünkü büyük karlar elde etmelerine rağmen reel sektöre ve halka aynı oranda destek vermiyorlar. Enflasyon oranlarının düşmesine, kur risklerinin minimize edilmesine, ülke ekonomisinin sağlam temeller üzerine oturtulmasına, dolayısıyla Türkiye’nin güvenilirlik endeksinin yükselmesine rağmen hala eski çarklarını devam ettirmek istiyorlar. Ucuz borçlanıp halka pahalıya satmak istiyorlar.
Halkın refahının daha da artırılması için ucuz kredi olanaklarının da sağlanması gerekiyor. Az riskin olduğu yerde ucuz kredi imkanları artar. Ama bizim bankalarımız hala yüksek risk üzerinden para satıyorlar.
Eğer devlet bankalarımız bugün olmasaydı, bu sömürü kat be kat artardı.
Özel sektörün kar güdüsünü kamu gücü dengeler.
Türkiye’nin derdi koşmak, geçmiş onlarca yılın kayıplarını biran önce kapatıp küresel rekabete ortak olmaktır. Askeri, Bürokratik, yargısal vesayet sona erdirildi. Ama finans ayağı hala ayakta ve çok güçlü. Bu gücü halkın menfaatlerine devşirmek için halkın sayın Başbakana destek vermesi gerekiyor.
 Çünkü her zaman böyle bir Başbakan göremezsiniz ki, ülkenin en güçlüleri olan faiz lobisine karşı savaş açmış olsun.
 Ey milliyetçiler!
 Milliyetçilik, rakı sofralarından nara atmak değildir.
 Sadece faiz oranlarının son 10 yıldaki düşüşüne dahi bakmak yeter. Sağdan soldan dilenmeye gerek yoktur. Faizler düştükçe faize giden para halka akmaya başladı. Bu paralar az buz paralar değil. Son 10 yılda faizden halka akan para sadece 650 milyar TL civarında.
 Milliyetçilik bu’dur işte!
 2001 yılında memur maaşlarını ödeyemeyen bir ülke iken bugün maaş ödemek için değil yatırım yapmak için çırpınan bir ülke haline geldik.
 2001 yılında IMF’in yalvar yakar verdiği paranın iki katını bugün sadece 3.Havaalanı için özel sektör veriyor!
Say say bitmez!
Değerli Dostlar,
Eski günleri unutmayın, unutturmayın!
Nereden nereye geldik. Kıymetini bilelim ve bu kazanımları iğne deliğini doldurmayacak meselelere heba etmeyelim.
----------------
Türkiye genleri itibariyle ulusalcı bir yapıya sahip değildir!
Bir çınar ağacı gibi köklerimizle Osmanlıya bağlıyız.
Hiç kök ile gövde ve dalları ayrı olur mu?
Bizim en güçlü olduğumuz yanımız aynı zamanda en zayıf olduğumuz yerdir!
Birlikteliğimiz bizi güçlü kıldığı gibi bizi parçalamak isteyenler için de en önemli koz.
Dünyada farklı inanç ve ırkları bir arada barındıran hiçbir ülke bizim kadar bu farklılıklarını zenginlik olarak kullanamamıştır.
Uluslararası güç savaşlarında her ülkenin zayıf yanları araştırılır ve konjonktüre göre bu zayıflıklar kullanılır.
Şu bir gerçek ki, siz Doğu Anadolu’yu Paris gibi yapsanız da Kürt sorununu yüzde yüz çözemezsiniz!
 Neden?
 Çünkü temel farklılıklar her zaman devam edecektir.
 Peki, temel farklılık ne?
 Onlar ve biz!
 Yani toplulukların adlarıyla, dilleriyle yaratılan farklılıklar.
 Bu farklılığı bir arada tutan din, tarih, kültür, iklim, coğrafya gibi karışımları iyi muhafaza etmeliyiz.
 Ortak yaşam alanımızda eşit ve hür yaşamanın yollarını bulmalıyız. Ortak çıkarlarda ve ortak gelecek endişesinde buluşmalıyız.
Kürt sorununu bugün ön plana çıkaran ve güçlü kılan şey nedir?
İnkâr ve yasaklardır!
Eğer birileri sizden farklı olarak bazı şeylere inanıyorsa, o inancı ve düşünceyi yasaklamak ona güç verir. Bir yay gibi inkar edildikçe, görmezden gelindikçe, yasaklar kondukça gerilir ve güçlenir.
Bugün  en büyük güç şeffaflık ve özgürlüktür. Soğuk savaş döneminde ise en bunun tam tersi idi. Siz sınırlar çizdikçe o sınırlar size  karşıt güç olarak geri dönüyor.
Çağ ne ulusalcılık ne de emperyalcilik çağı!
Bu çağ özgürlük çağıdır. Dünya’nın her bireyi birbiriyle ilişkide olan bir küresel topluluk meydana getiriyor.
Bırakın inançlar ve kültürler istendiği gibi yaşansın!
Farklılıklardan korkmayın!
Özgürlük alanınız genişledikçe farklılıklarımızın farkındalığı azalacaktır.
Çünkü farklılıkları güçlü kılan yasaklardır.
Alevi kardeşlerimiz Cem Evleri için yasal dayanak mı istiyor?
Verin gitsin. Ne zararı var!
Camiler gibi statü mü istiyor?
Verin gitsin. Mademki onlar böyle inanıyorlar ve görüyorlar buna saygı duymak lazım.
Bu özgürlükler Türkiye’yi zayıflatmaz!
Alevi kardeşlerimizin bu taleplerinin karşılanmasının diğer inanç kesimlerine hiçbir zararı yoktur.
Bilişim çağında insanların düşüncelerini, inançlarını setlerle çevreleyemezsiniz.
Çağı iyi okuyun ve suyu serbest bırakın.
Çünkü bu kaçınılmaz bir gerçek!
Türkiye, Çınarının köklerine bakıp özgürlük ve hoşgörü alanında dünyaya ders verebilir!
Eğer yarış özgürlük üzerine ise bu yarışı önde götürmememiz için hiçbir sebep yok!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık