İSTİĞFARLARIN EFENDİSİ


25 Şubat 2011 Cuma 20:33

Yüce Rab şu âlemde kusur işlenmesini istemeseydi, şeytan ve nefisi yaratmazdı. Tövbe ediniz emrini veren O’dur, tövbeleri kabul edende O’dur. Bakara 195’de: “Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” ayetini İbn-i Kesir tefsirinde şöyle yorumlar: Kendini tehlikeye atan kimse büyük bir günah işledikten sonra ‘helak oldum! Artık bana hiçbir amel fayda vermez ben affolmam’ deyip tövbe ve istiğfarı terk eden kimsedir.
Tahrim 8. ayette ise Yüce Rabbin emri öyle açık ve nettir ki: ‘Ey iman edenler Nasuh bir tövbe ile Allah’a tövbe ediniz. Bunu yaparsanız Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarında ırmaklar akan cennetlerine koyar.’ İçten tövbenin bir mükafatı da Furkan 70.ayette şöyle bildirilir: ‘Allah tövbe ve iman edip Salih amel işleyenlerin kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok affedici ve çok acıyandır.’ Tövbe eden kimse tövbesinden önce günahı ne kadar DOST biliyorsa, tövbesinden sonrada günahı DÜŞMAN bilmelidir.
Ziyaüddin Nahşebi Silkussuluk şöyle anlatır: Bir adam ihtiyarlığında tövbe etti. Ona şöyle dediler; Sen tövbede hem acele ettin, hem de ağır davrandın. Ağır davranman, tövbeyi ihtiyarlayana kadar geciktirmen; acele etmen ise ölümden önce tövbe etmendir. Tövbe etmeyip de günahı bulaşmış olduğu halde mağfiret tütsüsüyle tütsülenmek, rahmet kokusuyla kokulanmak isteyen kişi, tam anlamıyla boğazına kadar mezbelede pisliğe batmış kişiliğe benzer. Bu kişi üstü başı pisliğe bulaşmış halde attar dükkanına gidip; ‘Ey attar! Üstüme başıma sürebileceğim bir kokun var mı?’ diye sorar. Attar da şöyle cevap verir: ‘Var ancak kokuyu kullanacak üst baş sende ne gezer?’ der. Adam ‘O kokuyu hak etmek için ne yapayım?’ diye sorunca attar: ‘İlk önce git bir sabun satın al, hamama git üstünü başını bu pislikten iyice temizle, sonra gel. Böylelikle bendeki kokuya layık olursun’ der. Mağfiret kokusunu arayan kimse gibi, hak yolcusu da ilk olarak uyanıklık kesesine ve pişmanlık sabununu eline alıp, korku ve haşyet hamamına girip, tövbe ve hayâ suyuyla üstünü başını iyice temizlemeli, vefa imamesini başına koyup ihlâs cübbesini omzuna atmalıdır. Böyle yapan kimsenin kalbine Cenabı Allah hidayet miskini kokusuyla ve inayet kâfurunun esintisiyle tatlılaştırsın. Onu dostluk tahtına oturtsun ve yakınlık yastığına yaslandırsın.”
Tövbenin üstünlüğüne binaen yine Resulallah buyurdu ki; “İbrahim A.S. göğe çıkarıldığı zaman bir erkeğin, bir kadına zina ettiğini gördü. Onlara beddua etti ikisi de helak oldu. Başka birini günah işlerken gördü ona da beddua etti. Vahiy geldi; ‘Ey İbrahim benim kullarımı bırak, incitme. Onlar üç şeyden birini yaparlar; ya tövbe ederler, kabul ederim; ya istiğfar ederler, yarlığarım; ya da onlardan Salih bir çocuk dünyaya gelir, bana ibadet eder ona bağışlarım. Duymadın mı ki benim bir adım SABÛR’dur.”
Yine buyurdu ki; “Batı tarafında açılmış bir kapı vardır, onun genişliği yetmiş yıllık mesafedir. O kapı tövbe için açılmıştır. Allah gökleri ve yeri yarattığından beri o kapı kapanmamıştır. Ve güneş batıdan doğuncaya kadarda kapanmayacaktır.” Yine Resulallah buyurdu ki; “Pazartesi ve Perşembe günleri kulların amelleri Allah’a arz olunur. Tövbe edenin tövbesi kabul olur, mağfiret isteyen mağfiret olur, kalbi kin ile dolu olan kimsede eski haline bırakılır.” Yine buyurdu ki; Allah Teala’nın kulunun tövbesine, helak edici çölde uykuya dalan, uyanınca yiyeceği ve içeceğini taşıyan hayvanını bulamayan, her tarafı arayıp hiçbir izini bulamayınca, açlık korkusundan kendi canından ümidini kesen, yatağıma varayım, orada başımı yere koyup helak olayım diye helak olmak niyetiyle başını yere koyup uykuya dalan, uykudan uyanınca hayvanını, yiyecek ve içeceğiyle beraber salim ve tam olarak baş ucunda gören ve şükür etmek isteyince ‘sen beni besleyen Rabbimsin ve ben senin kulunum’ diyeceği yerde gayet sevincinden şaşırıp; ‘ben seni besleyen Rabbinim ve sen benim kulumsun’ diyen köylünün buna sevinmesinden daha çok sevinir.”
Tövbeye her daim ihtiyacımız olduğunu fark edersek çöldeki şaşkın insanın sevincini her tövbeden sonra bizlerde yaşarız. Tövbenin mağfiret ve iman ile başlayan bir nur olduğunu, bu nurun kalbimize zuhur edince işlediğimiz günahında öldürücü bir zehir olduğunu görürüz. Bu zehiri bir daha tatmamak için istiğfarların Efendisini birlikte okuyalım ve ezberleyelim:
ALLAHUMME ENTE RABBİY LA İLAHE İLLA ENTE HALAKTENİ VE ENE ABDUKE VE ENE ALA AHDİKE VE VAĞDİKE MESTEDAĞTÜ EUZU BİKE MİN ŞERRİ MA SANAĞTÜ EBÛU LEKE BİNİĞMETİKE ALEYYE FAĞFİRLİY ZUNUĞBİ FEİİNEHU LA YAĞFİRUZZUNUĞBE İLLA ENTE BİRAHMETİKE YA ERHAMERRAHİMİN.



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık