İnception yahut Başbakanla aynı rüyayı paylaşmak


23 Şubat 2011 Çarşamba 15:45


Etrafınızdakileri de ayıklayın. Sizin namınıza konuşulmasına izin vermeyin. Onlar her konuştuğunda milletin tepkisi artıyor. Sözcülerinizi ve danışmanlarınızı munis adamlardan seçiniz…
Geçen yaz, Bakırköy meydanında gençler Aydınlık dergisi satıyordu. Biri geldi “yazıyor, yazıyor Fetocuların güneydoğu’daki bilmem nelerini yazıyor” diye bana dergiyi gösterdi. Hanım da yanımda. Ben büyük bir sevinç göstererek, delikanlıya, “Deme ya, oraya da mı el attılar. Ver bakalım göreyim bizimkiler neler yapmışlar. Bravo!” dedim. Delikanlı şaşırdı. Ne yapacağını da bilemedi. Öfkesiz ve dostça yaklaştığımı görünce parasını alıp uzaklaştı.
Dergiyi açtım. Malum meseleler... Cemaatin bölgeye girdiğini, fakir çocukları bedava okuttuğunu, çok sayıda yurtlar açtığını, bölgedeki fakir insanların çocuklarına bedava dershane hizmeti verdiklerini bunun bir oy avcılığı, dinin siyasete alet edilmesi meselesi olduğunu yazıyor.
Tam Yalçın Küçük ağzı…  Memleket babalarının ya! Ateist/sosyalist Kemalistler olarak memleketin dindarlaşması onlar için felaketin ta kendisi! Fethullah Hoca demek, din, iman ve vatandır onların gözünde. Bu kavramlar onlar için zehir! Vermiş veriştirmişler. Onların ‘eyvah!’ dedikleri her olay için ben ‘barekallah’ dedim.
Bu nasıl bir körlük böyle Ya Rabbi demekten kendini alamıyor insan.  Hint gibi Ebu Süfyan gibi ‘Biz körmüşüz, hakikati görmemişiz, bizim davamız çürük çıktı, toplum bizi tard ediyor işte’ demiyorlar, memleket elden gidiyor deyip Fethulah Hoca’ya ve Ak Partiye saldırıyorlar. Rabbimin cilveleri!
Be kardeşim, güç sizdeydi, devlet sizdiniz, astığınız astık kestiğiniz kestikti. Süleyman siz mühür iradenizdi, niye kaptırdınız saltanatınızı Ak Partiye ve mübarek bir adama? Fethullah Hocaefendinin orduları mı var, tankları tüfekleri mi var? İnsanları zorla mı peşine takıyor. Kendisine teshir ettiği kalplerden başka nesi var?
Siz, canınız çekti, tank yürüttünüz, canınız çekti, başımızın üstünden jetler uçurdunuz. Canınız çekti, başbakanları iktidardan indirip idam ettiniz Yetmedi, camilerimizde ibadet ederken bizi top yekûn yok etme planları yaptınız. Her şey sizde idi, niye şimdi acz içinde kıvranıyor ve entrikaya başvuruyorsunuz? Niye bu sefil hale düştünüz? İnsan merak eder ‘niye ben kaybediyorum onlar kazanıyor. Niye ben azalıyorum onlar çoğalıyor’ diye… “Yıllarca çürük ve sefih fikirlerle oyaladığımız millet bizim gerçek yüzümüzü gördü, artık yemiyorlar” diyemiyorsunuz, suçu kendi kafanızda yarattığınız öcüleriniz olan  ‘feto’ya, ‘AKP’ye atıyorsunuz.
Bir zaman (1997 ,Yeni Sayfa), ta İzmir dönemlerinden beri Hocaefendiyi tanıyan ve ‘feto’ tabirini ilk kullanan yazara,  “Siz ölecek ve toprak olacaksınız. Ölmüş tenlerinizle beslediğiniz o topraklar Fethullah Hoca’nın umut çiçeklerini yeşertecek” diye yazmıştım. İşte yaşanan budur. El hakku ya’la vela yu’la aleyhi.
Bu kimin planı?
Şimdide hapisteki Hizbullahçılardan medet umuyorlar. Güya bölgede güçlenen Gülen Hareketini durdurmak için Hizbullahçılardan yararlanacaklarmış! Güvenlik uzmanı Gareth Jenkins'e göre Hizbullahçılar kabuk değiştirecek, Bediüzzaman Said Nursi'yi sembol olarak kullanıp Kürt Milliyetçiliği yapacak ve Gülen Hareketini baltalamaya çalışacak...
Bu kimin planı? Elbette onların salıverilmesini sağlayanların planı! Zannediyorlar ki her dedikleri olacak. Düşünmüyorlar ki her dedikleri olsaydı, bu hale düşmezlerdi. Milletle baş edebileceklerini sanıyorlar. Vicdanı aydınlanmış toplumla kim baş edebilir? Gülen ve Erdoğan, biri manen biri siyaseten halkın ayakta tuğu iki isim. Halkın sesi Rabbin çığlığıdır bilmiyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabii nerden bileceksiniz. Allah’ı bilip ondan korksaydınız, milleti bu hale mi getirirdiniz?
İşte bakınız Bediüzzaman’a! Siz ona hayat hakkı bile tanımadınız. Şimdi bütün sistem onun manevi huzurunda eğilmeye yüz tuttu. Hz. İsa’yı –kendilerince- çarmıha gerenlerin başına gelenler sizin başınıza geliyor. Onu asan Romalı askerler, acaba bilselerdi ki üç yüz yıl sonra Roma onun (Hz. İsa’nın) manevi huzurunda secdeye kapanacak, ne yaparlardı!
Siz Allah dostlarını tanımıyorsunuz, bilemiyorsunuz onların kudretini. “Said de kimmiş ki, Atatürk tenezzül edip onunla konuşmuş olsun!” diyorsunuz ya, işte şimdi yakındıklarınız onun ve onun gibi mübareklerin eseridir! Sistem onların manevi huzurunda eğilmeye başladı bile… Hiç Allah dostları ile baş edilir mi? Firavun’un güçlü sistemi ne yapabildi ki Musa karşısında!
Ya kardeş, böyle işte! Durumunuz vahim maalesef! Hatırlayın PKK dahi sizin bir icadınızdı. Zavallı Kürtleri canından bezdirip batıya sevk edecektiniz. Ama o, ejderha olup canınıza tebelleş oldu. Şimdi ondan dahi medet umuyorsunuz ki sizi dindarların elinden kurtarsın!
Son planınız da aynen onun gibi bir gün dönüp sizin canınıza tebelleş olacak. Müslüman Kürtleri tuzağınıza düşüremeyeceksiniz. Bölgedeki Rahmani çabalar, sizin şeytani tuzaklarınızı bozacak inanın! Bir tür Ergenekon hareketi olan Hizbullah örgütüyle Allahın nurunu söndüreceğinizi sanıyorsunuz. Geçti artık geçti. Sizin amellerinizin tamamı görüldü ve batıl hükmünü yiyip tarihin çöp kutusuna atıldı. Artık söz ‘mazlumların’dır. Yani Allah dostlarınındır.
Başbakan’a  rüyada bir hitabe!
Geçen gün rüyamda Başbakan’ı gördüm. Yüzü aydınlıktı ve sağ elmacık kemiğinin üzerinde taze ama kanı durmuş bir yara vardı. Uzaktan atılmış bir taşın izi. Bir yer sofrasındayız. Sofrada biri daha var ama onu bilemiyorum ve konuşmalara da müdahil değil. Sadece dinliyor. Başbakan da konuşmuyor, sadece bakışlarından beni dikkatle dinlediğini hissediyorum. Ona diyorum ki (aklımda kalanlar):
Artık nasırınıza basacaklar. Sizinle doğal yollarla baş edemeyeceklerini gördüler. ‘Seni’  sinirlendirecekler, asabileştirecekler. Öfkelenip yanlış yapmanızı bekleyecekler. Celallenmeyin. Sakin olun. Herkese cevap yetiştirmeyin “Ve iza merru billağvi merru kirama” “hudû ila’ttayyibi minel kavli”
Efendim şu öğrenci hareketlerini basite almayınız. En küçüğünü bile! Şiddetle üzerin eğitmek yerine arkadan dolanıp onları tek tek toplayınız. Onları sevk eden eli bulunuz.
Salıverilenlere aldırmayın. Onların hepsi, Hizbullahçıları serbest bırakmanın kılıfı... Asıl onlara dikkat edin. Size ve millete en çok oradan zarar gelecek.
Etrafınızdakileri de ayıklayın. Sizin namınıza konuşulmasına izin vermeyin. Onlar her konuştuğunda milletin tepkisi artıyor. Sözcülerinizi ve danışmanlarınızı munis adamlardan seçiniz…
Tunus’a da yardım edin. O hareket İslam arazisine yayılacak. Kontrollü yayılmasına, kötü niyetlilerin eline geçmemesine dikkat edin. Hariri’ye yardım ederseniz, batı da gücünüzü tanır. (O tanımadığım zat, burada kafasını salladı). Uyandım….
…………….
Ertesi gün Galatasaray stadındaki olay yaşandı. Demek ki o taş yarası buydu, dedim. Sonra rüya içinde bahsi geçen iki ayetin birinin Furkan  suresi 72, diğerinin de Hac suresi 24. ayet olduğuna tespit ettim. Özellikle Hac suresindeki ayetle irkildim.
Sonra S Haber’de Yalçın Küçük’ün, gizli çekilmiş bir kaydını izledim. Son talebe hareketlerini konuşuyor, hafife alınmamasını istiyordu. ‘27 Mayıs da böyle geldi’ diyordu.
Hariri’nin Türkiye’de olduğunu sessiz bir ekrandan görmüştüm ama geliş nedenini bilmiyordum. Meğerse memleketinde zorda imiş!
Tunus’taki olaylardan haberdardım. İşin altında Amerikan parmağı olduğuna dair bir iki yazı okumuştum. Hatta benim ‘köylü’  diye bir ‘Rahmani hüdhüd’üm var o da haber vermişti. Amerikalılar, Fransızlar’a bir ders vermek için de yapmış olsalar inşallah o hareket halkın hakiki manada uyanmasına hizmet edecek. Fakat rüyadaki ikaz gösteriyor ki, o hareketin kötü niyetli birileri tarafından kullanılma ihtimali de var. Buna dikkat etmek gerekiyor.
Ama her şeye rağmen diyebilirim ki, tüm İslam yurtlarının böyle hareketlenmelere, batının kuklası yönetimlere, sırtını zulme dayamış despotlara, suni iktidarlara halkın, haddini bildirme hakkı var. Hem de vaktidir ki yapsınlar. Meşru hürriyet imanın hassasıdır çünkü.
Hür Adam filmi ve Bediüzzaman
Hür Adam filmi ile ilgili bir yazı yazayım istiyordum. Fakat herkesin Bediüzzaman’dan söz ettiği bir zamanda o konulara girmemeye özen gösteriyorum. Mamafih, Senai Demirci benim yazacaklarımın daha güzelini yazdı. Bu arada Metin Karabaşoğlu ‘Mevlana’nın başına gelenler’ başlığıyla yazdığı bir yazı ile derin bir ikazda bulundu aslında. Temas ettiği mesele de son derece mühim. Bediüzzaman’ın da aynı akıbete uğramayacağının garantisi yoktur.
Aynı kaygı ile herkesin Said’i konuştuğu şu zamanda ben onu biraz daha anlamaya çekildim, diyebilirim. M. Tanrısever bey, filmin romanını yazmamı istedi. Ben işe koyuldum. Bir de fark ettim ki, onu bilmiyormuşum, tanımıyormuşum. Fikirlerini bilmek onun hayatını bilmek için yetmiyor çünkü.  Ne ise yeniden okuyacağız.
Mehmet Ali BULUT
mabulut@gmail.com



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık