Kaya KILIÇ

Hayırlı bir haber


Kaya KILIÇ
9 Eylül 2013 Pazartesi 20:30
İnsan hayatında nice anlar vardır, çok hızlı geçer veya hiç geçmez. Hepimizin gözünden, aklımızdan, birçok anı film gibi geçmiştir sanırım. Akıl melekelerimiz bizleri yönlendirip, işlerimizin ve hayallerimizin ardına düşürdüğünde; şu işim olsun, dünyanın en mutlu insanı olacağım veya şu hayalim gerçekleşsin başka bir şey istemem dedirtir, öyle değil mi? İnsan yaşadığı müddetçe ne hayali nede hedefleri bitmez aslında. Çocukluktan başlayan hayallerimiz, büyüdükçe değişse de; illa bir şeyleri hayal ediyor ve o hayallerle tabiri caizse ‘hayatı şarj’ ediyoruzdur. Aklımız büyüdükçe hayallerimizde buna mukabil büyüyor ve sözde mutluluğu arıyoruzdur. Aslında bizler mutluluk değil de mutsuzluğumu hayal ediyoruz diye soruyorum kendi, kendime. Efendimiz bizlere “mutlu olmak isterseniz, sizden aşağıdakilere bakın” dediği halde bizler hep yüceleri, hep yüksekleri ve hep en iyisi bizim olursa mutlu olabileceğimizi düşünüyoruz. O zaman biz mutsuzluğumu hayal ediyoruz acaba. Bir yerimiz ağrıdığında, bir işimiz olmadığında, nasıl canımız sıkılır öyle değil mi? Dünyanın dar olduğu, nefes bile almakta zorluk çektiğimiz dakikalar olur, sanki zaman durmuştur, sanki saat arıza yapmış ta, saniyeler hiç geçmiyormuş gibi olur, afakanlar basar. Bir dokunsalar, bir söz söyleseler ağlayacak olursun. O an bütün merhametin üzerindedir ve dünyanın en mazlumu, en mahzunu sensindir sanırsın. Herkesin senin başını okşamasını beklersin ve neden benimle kimse ilgilenmiyor dersin. Halin kendini bile kendine acındır olur, kendi kendine merhamet edesin gelir. O anda bütün yaptığın kötülükler, haksızlıklar ve yapamadığın güzel şeyleri bir, bir hatırlar; bazılarına ah keşke yapmasaydım, bazılarına da keşke yapsaydım dersin. Hangi yaştaysan, hangi çağındaysan, ne çabuk geçti gitti gibi sözleri mırıldatır sana. Hayatın bu hafifliği senin omuzlarını göçürtür de; vay be ne olmuşum, ne hale gelmişim dersin kendi, kendine.
Ne tuhaf bir dünyada yaşıyoruz, ne tuhaf hallerle karşılaşıyoruz. Dün neleri düşüyorduk, savunuyorduk şimdi ise neleri savunuyoruz. Kendimizi geliştirdiğimizi düşünerek; dün yanlış yapmışız diyoruz. Gençliğimiz, cahilliğimiz diyoruz. Samimiyetimiz kayboldu, arzu ve isteklerimizin esiri olduk diyemiyoruz. Menfaat ve çevremiz değişti ağzımıza hiç gelmiyor, o kelimelerle kendimizi yan, yana bile getiremiyoruz. Tuhaf duygular kaplıyor tek başımıza kaldığımızda, iç dünyamızda yaptıklarımızın hesabını veremiyoruz ve ne çabuk değiştik diyoruz, aynada kendimize. Ne zaman uyanacağız diyoruz, kim hatırlatacak gerçekleri, siz değiştiniz, savunduklarınız değişmedi diye. İbretlik halimize, ağlanacak halimize gülüyoruz maalesef ve hiç de rahatsız olmuyoruz. Yaptığımız, işlediğimiz kötülüklere de kılıf buluyor, birde üstüne haklı çıkmayı bir kenara bırakıp; sanki hakkımızmış gibide şiddetle savunuyoruz birde. Zamanın hızla geçtiğini uzaktan ve çok uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızla bir araya gelince anlıyoruz veya bir arkadaşımızı kaybedince anlıyoruz. Eyyvahlar geç olduğu zaman, vay be demeden ne zaman aklımız başımıza gelecek, zamanını sıkça soruyor; bir o kadar da çabuk unutuyoruz maalesef. Azrail karşımıza geldiğinde fırsatımız olmayacağını bilelim derim, o saat gelmeden kendimize gelelim isterim, dilerim. Hep ‘’hayırlı haberlere’’ sevindiğimiz gibi, sonumuzun da hayırlı olmasını ister; kalın huzur ve sağlıcakla derim.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık