İsa DOGAN

GÖREBİLDİKLERİMLE YAZABİLDİKLERİM!


İsa DOGAN
7 Eylül 2012 Cuma 14:47
Hiç kendimize ayda baktık mı?
Ortaçağda Batı ümmetçilik üzerinden kaos yaşıyordu. İslam dünyası ise tam tersine bir bütün halinde sağlam ve de merkezi idi.
 Sonra Ulusçuluk akımı başladı, Batı önce ümmetçiliği terk etti, dinlerini modernize etti (Güya!) sonra ticaret ve sanayi ile dünyayı parselledi.
İslam dünyası ise o dönemler ulusçuluk düşüncesinin etkisinde  gittikçe parçalanma sürecine girdi.
Yani!
Bizi paramparça eden şey  batıyı ayağa kaldırdı  aslında!
Burada bahsettiğim ümmetçilik sanıldığı gibi dini bir dayanışma değil, toplumları bir arada tutan çatı devlet anlayışıdır.
Biz Hıristiyan dünyasına parçalanmış  gözüyle bakarken aslında onlar da bize parçalanmış gözüyle bakıyorlar.
Aslında haksız da sayılmazlar!
Onlar dini olmasa bile siyasi, kültürel ve ekonomik olarak bir araya gelebiliyorlar. Oysa biz hiç bir şekilde bir araya gelemiyoruz.
Neden?
Çünkü birbirimizden alacağımız var!
Bu mağduriyet psikolojisi bizi bir arada olmaktan alıkoyuyor.
 
---------------
Terörün karşı duruşumuz?
 
Daha önce de ifade ettiğim gibi yapılacak şey vakurla mücadeleyi sürdürmek. Başka yolu yok!
Yapılmak istenen milliyetçilik duygularının etnik ayrımcılığa dönüşmesini sağlamak ve bu sayede Arap baharının devamını Türkiye'de Kürt baharı diye dünyaya ilan etmek.
 
Ama hesaplamadıkları şey; bizim 2500 yıllık devlet kültürüne sahip tez canlı değil ağır başlı ne yaptığını bilen bir devlet olmamızdır.
Biz millet olarak, devlet olarak bu tür oyunları çok gördük.
 
Türkiye’yi PKK üzerinden cezalandırmak isteyen, yola getirmek isteyen, eski küçük pısırık yapısına sokmak isteyenler var. Ama bizim bu dik duruşumuz, ilkeli devlet politikamız uzun vadede bize fayda sağlayacaktır.
 
Dünya yeniden şekillenirken tarafsız olmak, kısa vadeli hesaplar içinde döneklik yapmak bizi geçmiş yılların hastalıklarına geri döndürebilir.
Doğrunuz ne ise tarafınız da öyle olsun.
Türkiye bugün ne yapıyorsa yarının dünyasında yerini gördüğü için yapıyor.
 
Bugünkü bu ilkesel duruş yani halk yanlı duruş yarın  bölgedeki diğer Arap ülkelerindeki muhtemel kaos ortamlarında  devam edecektir. Yarının dünyası halk destekli olmayan yönetimleri barındıramaz, barındırmayacak da. Bu nedenle bugünden halkların yanında olan yarının yeni oluşumlarında söz sahibi olabilir.
Türkiye geçmişte Cezayir örneğinde olduğu gibi güncel menfaatler uğruna ilkelerini, medeni anlayışını feda etmeyecektir.
 
Türkiye, bölgedeki Kürt halklarının en rahat ve huzurlu yaşadığı tek ülkedir. Kendilerine kimlik dahi vermeyen Suriye  rejimini  destekleyen PYD, PKK'yı görmek ve taşeronluklarını anlamamak için kör ve sağır olmak yetmez.
 
Bu yüzden Kürt halkının desteğini göremiyorlar. Çünkü Kürt halkı da bu milletle beraber bütünleşmiş, olgunlaşmış vakur bir halk ve onlar da oynanan oyunun farkındalar.
 
 
------------
 
Eğitim sistemimizdeki tezatlık ne?
 
İlköğretimden Liseye kadar verilen eğitim sınav odaklı bir eğitim değil!
Eğitim sisteminiz sınav odaklı değilken öğrencilerden nihayetinde son sınavdan başarılı olmalarını ve hayatlarını bu sınavlara endekslemelerini istiyoruz.
İşte buradaki amaç araç ilişkisindeki uyumsuzluğun yarattığı büyük bir rant var : "DERSANELER".
 
Evet devletin amaca yönelik uygunsuz  olan eğitim yapısına karşın  kısa zamanda öğrencilere  sunulan sadece sınava dayalı   az ve öz öğretim ile dershaneler sistemin eksiğini kapatıyor.
12 yılda alınamayan eğitim 1-2 yılda hızlandırılmış görece gereksiz bilgilerden arındırılmış, sadece sınava yönelik öğretim  anlayışıyla dershaneler tarafından veriliyor.
 
Dershaneler insan yetiştirmez!
Dershaneler gelecek vizyonlu gençlik de yetiştirmez!
Dershaneler sadece sınav güdülü insanlar yetiştirir!
 
Sınav güdülü bir gençlik de yaratıcı olamaz!
 
Ama sınavlar geçilmeden de engeller aşılmıyor. Engelleri yaratanlar köprülerin inşaatını rant sahiplerine yani dershanelere vermiş.
 
O halde bu bir ihtiyaç!
 
Eğer dershaneleri istemiyorsanız önce bu ihtiyacı gidermeniz lazım.
 
Ya sınavdan vazgeçeceğiz ya da eğitim sistemimizi geniş perspektifli eğitim ile değil sınav odaklı eğitime dönüştüreceğiz. Bu da hiç de istenilen bir eğitim sistemi değil.
 
Sınav odaklı değil yaşam odaklı eğitim sistemimiz olsun. Bu sayede daha ufku geniş daha cesur nesiller yetiştirileceğine inanıyorum.
 
----------
Kuyumculuğun geleceği?
 
Bankaların kuyumcular gibi elden cumhuriyet altını ve çeyrek altın satacağını sanmıyorum. Olacak olan şey, bankaların bu altınları yatırım hesabı olarak değerlendirmeleridir.
 
Yani eğer siz yatırım için (saklamak için) çeyrek altın veya cumhuriyet altını alacaksanız bu işlemi hesabınız üzerinden alıp satarak da yapabileceksiniz.
Yoksa kuyumcu gibi alıp satma külfetinin altına hiç bir banka girmez. Bu yeni personele ve fazladan işlem hacmi demek.
Gelecekte kuyumculuk mesleğinin bugünkü gibi kalmayacağı aşikar. Geçmişte döviz büroları gibi çalışıyorlardı. Günümüzde hem altın ve  gümüş  takı hem de altın  ve gümüş yatırım işlerini yapıyor.
Yatırım için altın satım işini sadece kuyumcuların yapma dönemi kapanıyor. Çünkü artık her metanın sanal piyasası mevcut ve buralarda piyasa fiyatları belirleniyor. Artık altın veya gümüş yatırımı yapmak isteyenler  yatırımını  yastığın altına değil banka hesabına koymak ve oradan gerektiğinde anında satmak ve başka bir yatırım aracı satın almak isteyebilir. Mal ve sermaye piyasaları artık yüksek hızda sanal ortamda belirlenirken  yatırım için tercih edilen altının kuyumcudan alınıp satılması daha ne kadar devam edebilir  ki?
Kuyumculuğun da kendini yeniden dizayn etmesi ve de artık yatırım amaçlı altın  işletmeleri gibi değil de altın işlemeciliği zanaatine dönük olması gerekiyor.
Bir çok meslek gibi Kuyumculuk da kendi kabuğuna dönecek. Yatırım için değil hediye almak için gidilen yerler olacak.
 
Sağlıcakla kalın.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık