Ekonomi ve İnsan


23 Şubat 2011 Çarşamba 14:53

Ekonomi kelimesi Yunanca’daki “Oikia” (Ev ) ve “nomos” (kural) kelimelerinden gelmektedir. Oikia nomos, ev yönetimi demektir. Türkçe’de, ekonomi kelimesi ile birlikte Arapça’dan geçen iktisat kelimesi de kullanılmaktadır.

Ekonomi; sınırsız olan insan isteklerini sınırlı kaynaklarla en iyi şekilde karşılanmasını inceleyen bilim dalıdır. Bu tariften de anlaşılacağı üzere ekonomide iki temel unsur bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi insan ihtiyacı, diğeri ise bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olan kaynaklardır.
İnsan ihtiyacına yönelik her hangi bir mal ve hizmetin üretilebilmesi için öncelikle şu soruların cevabının bulunması gerekir.
-Ne üretilecek,
-Ne kadar üretilecek
-Nasıl üretilecek
-Kimler için üretilecek.
Bu soruların cevabı bulunduktan sonra sıra yatırımın realize edilmesine gelmektedir.
İnsan ihtiyaçlarına yönelik kaynakların harekete geçirilmesinde yani mal ve hizmetlerin üretilmesinde emek, sermaye, müteşebbis (girişimci) ve doğal kaynaklar (toprak) gibi faktörlerin bir araya getirilmesi gerekir. Bunlara son zamanlarda teknoloji de eklenmiştir.
Bu faktörlerin bir araya getirilmesiyle bir işletmenin kurulması ve bir mal veya hizmetin üretilmesi yapılır. Mal ve hizmetin piyasa arz edilmesiyle yaratılan katma değerden üretim faaliyetinde bulunan işçiler ücret, sermaye faiz, müteşebbis kar ve toprak da rant (kira) olarak karşılığını almaktadır.
Toplumun çeşitli kesimlerinde yapılan sosyal adalet tartışmaları aslında yaratılan bu katma değer üzerinden kimin ne kadar pay alması ile ilgilidir. Örneğin yaratılan 100.000 TL’lik bir katma değer üzerinden ne kadar ücret ödenecek, yatırıma harcanan sermayeye ne kadar pay verilecek. Sermaye sabit (işletme) yatırımda değil de muhtelif menkul kıymet yatırımlarında (mevduat, hazine bonosu, döviz altın, repo, hisse senedi, fon vs.) bulunulsaydı ne alacaktı. Sermaye konusunda sabit yatırım ile diğer yatırım araçları arasında mukayese yapılarak en az bunların getirisi kadar bir getirinin olmasına özen gösterilecektir. Müteşebbis katlandığı bunca zahmetten sonra ne kadar kar elde etmiş olacak. Doğal kaynakların payı ne olacak, ne kadar kira verilecek veya ayrılacak vs.. gibi

Aslında bu konu ana hatlarıyla analiz edildiğinde, uluslar arası birçok problemin temelinde de üretim faktörlerine sahip ( doğal kaynak vs. ) olma ve sürekliliğini sağlayabilmek için bunların güvenlik altına alma anlayışının olduğu görülmektedir.

Coğrafi keşifler sonucu ticaretin gelişmesi ve sömürü imparatorlukların kurulması ile birlikte Avrupa’da sermaye birikimi oluşmuştur. Sermaye birikimi sanayileşmeyi ve üretimi tetiklemiş, buna bağlı olarak hammadde ve işçi ihtiyacı artmıştır. Üretilen mal ve hizmetlerin satılması (üretim çarkının dönmesi) amacıyla yeni pazar arayışları başlamış, ulusal ve uluslar arası ticaret örgütleri kurulmuştur.

Sanayileşmeye bağlı olarak müteşebbis ve sermaye konusunda yeterli olan gelişmiş ülkeler emek (insan gücü) ve doğal kaynak arzında yetersiz kalmışlardır. Bu açığı kapatmak ve yaratılan katma değerin tamamını kendi ülkelerine transfer etmek amacıyla 19. ve 20. yüzyılda sömürgecilik harekâtı had safhaya ulaşmıştır. Bunlardan en çok bilineni ise İngiltere yani Britanya İmparatorluğu’dur (üzerine güneş batmayan imparatorluk).

Günümüzde ise benzer uygulamalar tekâmül ederek yeni bir formatta uygulanmaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tasarrufları yetersiz olduğundan istihdam, üretim ve alt yapı sorunlarını halledebilmek için gelişmiş ülkelerden fon (kaynak) ve teknoloji transfer ederken, gelişmiş ülkeler de işgücü ve hammadde transferi yapmaktadır. 1950’li yıllarda ülkemizden de Almanya’ya çok sayıda insan işçi statüsüyle çalışmaya gitmiştir.
Sermaye dolaşımının ve ticaretin serbestleşmesine bağlı olarak özellikle çok uluslu şirketler farklı bir yapılanmaya gitmiştir. Yatırımlarını yapılmasında pazarlama açısından uygun ve işçilik maliyetlerinin düşük olduğu ülkeler tercih edilmektedir. Çin ve Hindistan gibi.
Yine başta çok uluslu şirketler olmak üzere büyük ölçekli firmalar faaliyet konusu ile ilgili gerekli ürünlerin imalatını daha küçük ölçekli başka firmalara (taşeron veya tedarikçi firmalar) yaptırmaktadır. Taşeron firmaların kar marjları yine bu işveren firmalar tarafından belirlenmektedir. Taşeron firma uygulaması büyük firmaların yönetim ve organizasyonu kolaylaştırmakta, risklerini minimize etmektedir. Piyasadaki her hangi bir talep daralmasında veya kriz durumunda riskin (stoklu çalışma, işçi çıkarmaları vs.) önemli bir kısmına alt firmalar katlanmak zorunda kalmaktadır.
Ekonomi faktörleri içerisinde iki ana unsuru, emek ve müteşebbisi insan oluşturmaktadır. İnsan faktörü; fiziki kaynakları değerlendirip kalkınmanın gerçekleştirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Nitelikli insan gücü çok daha fazla önem arz etmektedir. Özellikle tarım toplumlarında veya gelişmemiş ülkelerde nitelikli olmayan (emek ve beyin) insan gücü istihdam, üretim ve kalkınmayı da güçleştirmektedir.
İnsan unsuru özellikle 2. dünya savaşından sonra klasik anlamda kullanılan bir sermaye unsuru gibi değerlendirilmeye başlanmıştır. Bilgi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte nitelikli insan ihtiyacı daha da artmıştır. Bunun için eğitim faaliyetlerine artan oranda önem verilmiştir. Bir toplumda nitelikli insan gücünü artırmak için makro ve mikro düzeyde olmak üzere iki şekilde yatırım yapılmaktadır.
Mikro düzeyde yatırım; kişinin kendisine ve firmaların personeline yaptığı yatırımdır. Makro düzeyde yatırım ise devlet tarafından yapılan yatırımdır.
İnsan sermayesi yatırımlarının en belirgin özelliklerinden birisi; insana yatırım düzeyi arttıkça bireylerin daha fazla gelir elde etme imkanına sahip olmalarıdır. Alt düzey eğitim kategorisinden üst düzey eğitim kategorisine çıkıldıkça gelir düzeyi de artmaktadır.
Makro düzeyde ise insan sermayesi yatırımları sürekli artan getiriye sahiptir. Uzun vade de insana yapılan yatırımlar arttıkça milli gelir de artmaktadır. Almanya, Japonya gibi ülkeler geçmişte yaptıkları yatırımlar sayesinde bu günkü gelişmişlik düzeyine ulaşmışlardır.
Her ne olursa olsun kalkınmanın temelindeki en önemli unsur insandır. İnsan unsuru hem yükselişin hem de çöküşün baş aktörüdür. Her türlü imkânlar olabilir. Ancak, nitelikli insan unsuru yoksa gelecek ümit vaat etmeyebilir. Her hangi bir insana çok iyi bir keman verseniz bir müzik, bir melodi ortaya koyamaz. Buna karşın iyi bir ustaya kırık bir kemanı verseniz bile bir müzik bir melodi ortaya çıkarabilir.
Dünyanın en prestijli finans denetim kurumları arasında yer alan ve raporları dünyaca ünlü yatırımcılar tarafından dikkatle incelenen Price Waterhouse Coopers (PwC) 2050’de dünya ekonomisinin alacağı şekille ilgili bir rapor yayınladı. Guardian gazetesi tarafından içeriği açıklanan rapora göre ABD, 2050’de dünyanın en büyük ekonomisi olma unvanını Çin ve Hindistan’a kaptıracak. Türkiye ise 2009–2050 periyodunda dünyanın en hızlı büyüyen 6’ncı ülkesi olarak ve yüzde 5,1’lik büyüme ortalaması tutturacak. Türk ekonomisi satın alma paritesine göre hesaplandığında 5,3 trilyon dolar seviyesine ulaşacak. Türkiye, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi dev ekonomilerle kafa kafaya gelecek denmektedir.
Ülkemizin istikbalinin parlak olduğunu düşünüyorum. İnşallah öyle de olur.
Saygılarımla.

Reşit Canik
Şube Müdürü
T. Halkbankası A.Ş.
Soğanlık Şubesi/İstanbul
GSM :0505 756 93 38
@:Resit.canik@halkbank.com.tr




YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık