Kaya KILIÇ

Durulmak İçin İlla Bulanmak mı Lazım?


Kaya KILIÇ
15 Nisan 2011 Cuma 15:52
Dereler akar durulur diye bir atasözü var, hepimizin bildiği. Hayatın her alanı için böyle olduğu söylenir. İnsan, hayatı merhalelerle dolu, bunlardan esinlenerek söylenen nice atasözü ve deyimler var. Şu son zamanlar da anlatılması bile zor hadise ve olayla la karşı karşıyayız. Her şeyi biri birine karıştırıyor, neyle neyi kıyaslama yapacağımızı karıştırmaya başlıyoruz. Yine bir atasözü ile devam edelim “sapla saman birbirine karışmış” tabiri caizse. Önüne gelen bir yorum ve bir öneri sunuyor. Aslında çözüm önerisi sunulması iyi ama herkesin ilgi alanında bir öneri ve çözüm üretmesi daha mantıklı olur kanısındayım.
Dünya üzerinde kazan gibi kaynayan devletler, milletler ve ırklar var. Bunların çoğu davasında haklı, birçoğu ise bindirilmiş kıtalar ya da gaza getirilmek sureti ile coşmuş ve önündeki bütün bentleri yıkan, sel/tufan gibi bir hal almış. Nerede ve ne zaman duracağına ne kendileri, nede bu işi başlatanların karar veremeyeceği bir cendere halini almış. Kimin nerde ve nasıl duracağını da bilememesinden dolayı, yine bir Anadolu sözü ile “bindik bir alamete gidiyiz kıyamete yan gelir, yan gelmez” edası ile devam edip sürüp giden, nereye toslayacağı ve nerede duracağı belli bile olmayan bir durum maalesef. Aklından zoru olanların ise; bunlar yaptıklarının cezasını çekiyorlar, geçmişte şöyle, şöyle yapmışlardı zaten gibi konuşmalar ve söylemler sarf etmeleri. Atalarını yaptıklarından sorumlu tutacaksak; önce kendimize bakalım derim. Empati yapalım, başkalarında aradığımız hataları kendimizde de arayalım. Unutmayalım on iki eylülleri ve diğer gaza geldiğimiz halleri. Çok kolay gelinmedi bugünlere, hala bitmiş değil ihtilal olasılıkları.
‘’Kurt kuzuların arasına daldı mı? Hangisini beğenirse onu yemezmiş, hepsini boğar, nasılsa leşleri burada bırakacaklar ve bana kalacak dermiş.’’ Son söyleyeceğimizi ilk söyleyip, mevzuyu kökünden hallettiğimizi zannediyoruz. Konuşarak, tartışarak, münazara ederek ve istişare ederek yapmış olsak ne kendimizi nede başkalarını mahcup etmezdik. Kavgaların birçoğu dinlemeden, anlamadan ve körü körüne sırf inat uğruna çıkıyor. TV’de haber seyretmek istemiyorum, her tarafta cinayet ve acayip, acayip hikâyeler. Nereye gidiyoruz diye sormak gelmiyor aklımıza. İnsanın ağzında istemsiz bir dua çıkıyor, Allah’ım nefsimizi ve neslimizi bu hallerden muhafaza eyle diye. Sokaklarımız da artık tehlike saçıyor, kimin hırlı, kimin hırsız olduğu belli değil, tabiri caizse “it izi kurt izine karışmış” Allah aklımızı da muhafaza eylesin.
Hangi gazetenin veya haber servisinin doğru söylediği belli değil, kimden tarafa meyliniz varsa en doğru olanı bu deyip; gerisine aman bana ne deyip geçiyoruz. Sonra işin aslı öğrenilince; hep onlar hata yapacak değil canım, arada bizimkilerde yapsın, demek suretiyle geçiştiriyoruz. Hâlbuki bizim geleneğimizde “yiğidi öldür ama hakkını ver” diye bir atasözü var ve sıkça da kullanırız her merhalede. Yalnız bir yerde kullanmaz olduk nedense? Bizimle alakalı oldu mu? Aklımızdan o an çıkıveriyor. Sonra, sonra anlıyoruz ama o zamanda zaman çoktan geçmiş oluyor, ne zamanı geri getirebiliyoruz nede hatamız düzelebiliyor. İbret aldığımızı zannettiğimiz olaylar, baş tarafta dediğimiz gibi gelişip ucu bize dayandı mı; ya kahrediyoruz veya beddua ediyoruz. Nice düzelecek olaylar zinciri, hatalar zinciri olup çıkıyor karşımıza, sonra canavarı kendi ellerimizle beslediğimizin farkına bizi yerken varıyoruz.
“İnsan sevdiğinin eksiğini göremezmiş.” Atasözünden hareketle, kendimize ve çevremize bir baksak, bizlerde ve sevdiklerimizde de neler görürüz. Hatasız dost yoktur, hatasını kabul edip onu düzelten ve bir daha aynı hataya düşmeyen dost olmak lazım. Hem kendimizi hem sevdiklerimizi ve dostlarımızı böyle kurtarırız. Hep bekleriz değil mi? dostumuzun bize yüzünden tebessümü eksik bile etmesin. Aslında doğru olan bu değil, yeri geldi mi en kızgın halini belli edip, ben senin cehenneme gitmeni ve sonra acı çekmemen için sana böyle davranıyorum. Karşılığın da ise ben sana teşekkür ediyorum gerçek dost ve arkadaş sensin, kardeşim ve yarenimsin! Deyip boynuna sarılıp, bir daha beni bu halde Allah’ın izniyle görmeyeceksin, sana ve kendime söz veriyorum. Ne güzel hal değil mi? hepinizin evet diyerek kafanızı sallayarak onayladığınızı hissediyor ve hepinize/hepimize böyle dostlar ve yürek nasip olur dilek ve temennisiyle; gerçek dosta emanet olun.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık