İsa DOGAN

Devlet bağrını açmışken yumrukların sıkı olmasının nedeni yok!


İsa DOGAN
20 Kasım 2013 Çarşamba 20:15
Değerli Dostlar
Orada bir Çoban var, Siz ona ister barbar deyin, ister yabani deyin, ne derseniz deyin,  değişen sadece sıfatı olacaktır. O yine sürülerinin başında, ekmeğini dağ kokan çayırlarda yiyen biri olarak hayatına devam edecektir.
Mevcut olan yapıyı siyasi olarak farklı adlandırmanın ve  inkâr etmenin ne soruna ne de fiiliyata bir faydası olacaktır.
Nedir bu gözlerimizi bağlayıp hislerimizle ve hırslarımızla konuşma hastalığı?
Görmemek yetecek mi zannediyorsunuz?
Sizce önemli olan coğrafi ve siyasi sınırlar mı?
 Yoksa kültürel sınırlar mı?
Aynı ekmeği yiyip, aynı türküyü söyleyip, aynı yöne secde edip, aynı havayı solarken nedir bu birbirimize duyduğumuz nefret!
Gerçek aşikârken onu ötelemenin, gizlemenin ne faydası olacak?
Birileri bu ülkede kan davaları devam etsin diye gayret ediyor. Biz kavga ettikçe birilerinin ürettiğini tüketmeye deva edeceğiz. Oysa kavgalarla meselelerin çözüldüğü çağlar geride kaldı. Artık siyasi sınırların yapısıyla ulusların güçlülüğü belirlenmiyor.
Türkiye büyük devlet olmak için Kürt sorununu halletmek zorunda.
Sayın Başbakan’ın Diyarbakır’daki konuşması çok açık ve net bir mesajdı: Sizleri anlıyoruz,gelin birlikte bu ülkeyi inşa edelim, bu vatan hepimizin, bu bayrak hepimizin...
Bundan daha açık ve net bir duruş olamaz!
Sorundan nemalananlar elbette ki farklı dil ve üsluplarla kaçamak ve sivri uçlu söylemler takınacaklardır. Buna hiç şüphe yok.
Devlet bağrını açmışken, yumrukların sıkı olmasının nedeni yok!
Şartlar barış için, huzur için o kadar müsait ki, kimse bunu baltalamaya cesaret edemez!
Sabotajlara dikkat diyorum sadece.
Çünkü içte de dışta da süreci baltalamak için plan yapanlar olacaktır.
Türkiye hiç olmadığı kadar kapsayıcı ve kucaklayıcı!
Size bir soru:
90’lı yılların milliyetçi söylemleri altındaki Türkiye mi size  güven veriyordu, yoksa bugünkü  Türkiye mi?
Hatırlamaya çalışın o günleri!
Paranıza dahi güveniniz yoktu, her caddede birçok Döviz bürosu vardı. İnsanlar devletinin parasına güvenmeyip birçok işini  dövizle  görürlerdi.
Size ona buna oy verin demiyorum, sadece biraz bugünlerin kıymetini anlamaya çalışın diyorum.
------
Unutmayın Türkiye  bu coğrafyanın  tarih boyunca tek sömürülmemiş devletidir. Bu nedenle de yabancılara bakışımız diğer sömürülmüş Müslüman halklara göre farklıdır.
Türkiye’yi Suriye, Irak gibi değerlendirenlere şaşıyorum. Türk insanına bilinçli olarak  empoze edilen  kendini küçük görme psikolojisinin tezahürleridir bunlar. Bu toprakların belirleyici gücü olduğumuzu görmenin vakti gelmedi mi sizce?
Artık birilerin dedikleriyle değil kendi tarihsel, sosyal, ekonomik gerçeklerimizle hareket edeceğiz.
Bu mesele bizim meselemiz. Osmanlı yıkılırken halı altına serilmiş, görmezden gelinmiş, yok sayılmış bir meseledir bu.
Bu ülkeyi bölmeye kimsenin gücü yetmez. Bunun en büyük teminatı tarihimizdir. İçimizdeki sorunları “bölünme” endişesi üzerinde tartışmak, meseleleri çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Her meseleye “aman bölünüyoruz”  diye bakanların tarihsel akıldan  ve vizyondan yoksun oldukları aşikârdır. Bu ülkeyi  çamur kerpiçlerden yapılma güçsüz, dayanksız ve  bu kadar küçük görüp milliyetçiyim demek bana komik geliyor.
Cumhuriyet ilan edilirken sadece rejim değil tarih, kültür, dil de yok edilmek istenmişti.
Yeni bir başlangıç yapılmak istenirken tarihsel hatalar yapılmış, şekilde yeni muhteviyatta eski  bir Türkiye meydana gelmiş.
Devlet,  opera,balo,kıyafetler.. vs üzerinden modern ve batılı gözükmeye çalışırken, topraklarının bir kısmında taş devrinin yaşandığını da elbette biliyordu.
Mesele sadece devletin makyaj yapmasıydı
Bugün, devletin   makyajları akarken, aynada kendini görüyor, meselelerinin   farkına varıyor!
Ben bugünleri Türkiye için şans  olarak görüyorum. Bu şansı anlamsız kavgalarımıza heba etmeyelim.
Daha düne kadar kanayan yara olarak çözülemez, üstesinden gelinemez gözüken meseleler bugün tek tek çözülüyor.
Çözüm için yöntemler önemlidir.
Bugün devletin Yöntemi: önce  dağlardan değil ovalardan, vadilerden  sorunun hücrelerine inerek çözmektir.
Mesele meğersem birbirimizi anlayamamakmış!
--------------
Siyasetin cemaat üzerinde, cemaatin siyaset üzerinde etkin olmasını kabul etmiyorum.
Siyaset, herkes için eşit olmalıdır. Çünkü yoğurt yemenin dini, dili yoktur, sadece usulü vardır.
Siyaset, yöntem sanatıdır. Sağ elinizle sol kulağınıza giden en kısa yolu bulma sanatıdır.
Doğruları değil etkin yöntemleri tartışır siyaset!
Askeri, yargı, bürokratik vesayetlerden kurtulan Türkiye’nin cemaat siyaset ilişkisinden de kurtulması lazım.
Siyasetin dine bulaşması nasıl sakıncalı ise, dinin de siyasete bulaşması aynı derecede sakıncalıdır.
Dershaneler ihtiyaçtan doğdu ve bu kadar büyüdü.
Eğer derseniz ki, dershaneler insan yetiştiriyor, yanılırsınız!
Dershaneler sadece  sınavlara yönelik  test çözme  merkezleridirler. Dersi değil test çözmeyi öğretirler.
Zaten  kabiliyeti olmayan öğrencilerin  dershanelerden pek bir şey aldığı da aslında söylenemez. Dershanelerden faydalananlar genelde zaten  kendi okulunda da iyi durumda olan öğrencilerdir.
Okulunda tembel ve başarısız olup dershanelerde başarılı olan ve sınavları geçen öğrenci oranı nedir?
Bence çok düşük!
Nereden mi biliyorum?
Kendi yakın çevremden bu tespiti yapmam hiç de zor olmadı.
Ürkütücü olan, eğitim siteminden devletin  okullarını ikame eden bir yapının oluşmuş olmasıdır. Okullar öylesine gidilen, diploma alınan, sınav hakkı kazanılan ama sınavlara hazırlamayan kurumlar gibi görülüyor. Bir öğrencinin henüz daha okul hayatının  ilk yıllarında dershanelerle tanışması bence sistemin sağlığı için hiç de iyi bir durum değil.
Ya dershaneler okula dönüşmeli ya da okullar dershaneler gibi olmalı!
Burada ne istediğiniz çok önemli?
Dershaneler eğitmez, sadece sınavlara hazırlar!
Öncelik sınav ise okulların da benzer şekilde eğitim vermesi, dershanelere ihtiyaç bırakmaması lazım.
Ama öncelik insan ise, dershaneler buna yetmez!
Çünkü para ile insan yetiştiremezsiniz!
Sistemin er ya da geç sınavsız, okul başarısına dayalı hale gelmesi şart. Sağlıklı olan da bu bence. Çünkü dershaneler ile yürüyen eğitim sistemi,  parası olanın sahip olduğu bir eğitim sistemidir. Bu sağlıklı bir yapı değil elbette.
Nasıl ki bozuk bir ekonomide yerli paraya güven olmadığı için Döviz büroları ortaya çıktıysa, bozuk eğitim sistemi de Dershaneleri ortaya çıkardı. Ekonomi düzeldikçe döviz bürolarına olan ihtiyaç azaldı. Eğitim sistemi de düzelince dershanelere elbette ki ihtiyaç kalmayacaktır.
Sağlıcakla kalın.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık