Kaya KILIÇ

Dervişin Fikri ve Zikri


Kaya KILIÇ
23 Şubat 2011 Çarşamba 14:09


Dervişin birinin yolunu bir eşkıya kesmiş, hikâye bu ya. Sökül paraları diye bir nara patlamış eşkıya, derviş, sağına soluna bakmış ve patlatmış espriyi; hani o paralar ah bir bulsa da dökülsem diye. Eşkıya bir hışımla atılmış öne, sen kiminle dalga geçiyorsun bre keltoş, aklını alırım senin. Derviş tekrar basmış espriyi, odamı bende mevcut diye. Mevcut olmayan aklın lamı dalga geçiyorsun bre. Derviş kendine yakışanı aklına gelir ve yapar. Karşıda Allah’ın yarattığı birisi, eşkıyada olsa bana onunla dalga geçmek yakışmaz, buyur ağam der ve olmayanı istemen utandırdı da beni o yüzden zırvaladım. Bağırmanız aklımı başıma getirdi, bizde yalan yok, parada yok ama isterseniz bir kuru ekmeğim var onu veririm size, zahmetinize karşılık boşa gitmesin çabanız. Anlamaz eşkıya dervişi, soyun şunu der adamlarına. Dervişi bir çırpıda soyarlar eşkıyanın adamları, oda ne! Dervişin karnına bir şey bağlı, vay çakal dedi eşkıyanın şefi; üç kuruşluk aklınla beni kandıracaksın he, var mı bende o göz, kaç senelik eşkıyayız. Derviş mahcup olmuştur, başını öne eğmiş, eşkıyanın sözünün bitmesini beklemiş. Eşkıya başı birde derviş kılıklısın vayy seni kirli çıkın vay, demek kuru ekmek, alın şunun karnındakini de ne değerli kuru ekmekmiş bir görelim. Derviş yapmayın ağalar, yapmayın beyler mahcup etmeyin beni ve kendinizi. Ama eşkıya laf anlar mı?
Bir hamleyle şefin dileğini yerine getirmiş eşkıyanın en eşkıya adamı. Bak şu keltoşa demiş eşkıyanın şefi, neye mahcup olacakmışım, seni soymaktan mı yoksa derviş görünümlü birisini soydum diye kınanmaktan mı? Derviş kafasını önüne eğmiş ve demiş ki bildiğiniz gibi değil bu, düşündüğün gibi değil, elbette eşkıyaya kimi soydun sorulmaz, çünkü eşkıya bu; sorgusuz sualsiz itaat edeceksin, o insan değildir eşkıyadır.Eşkıya başı patlatmış kahkahayı, ben tabi eşkıyayım ve bana yakışanı yapıyorum. Karnına sarılı olanı alayımda ben yiyeyim, zaten sen ancak kuru ekmek yersin, öyle üzülme bunu sen dedin demiş eşkıya başı. Dervişin başı önünde mahcubiyeti bir kez daha artar. Allah’ım bu rezaletten beni bir an önce kurtar, adamlar hem akılsız, hem şuursuz ve de görmeden karar veriyorlar, sen bu akılsızlardan beni ve insanlığı muhafaza eyle diye içlenmiş. Uzatmayın hadi diye bir nara daha patlatmış eşkıya başı, derhal getirin şu keltoşun hazinesini. Bir hamleyle yırtmışlar çuhayı, o da ne!!! Taş var demiş eşkıyanın en eşkıya adamı. Ne demek taş sihir, büyü bir şey mi yaptı bu keltoş, bir silkeleyin şunu, iki tokat patlatın bir kendine gelsin bre. Eşkıyanın en eşkıya damı birden durmuş ve ben böyle bir hikâye duymuştum ağam demiş. Neymiş o duyduğun hikâye, anlat ama herkesi tatmin etsin, yoksa sen yersin köteği.
Hikâye efendimiz (s.a.v) zamanında, yani hendek savaşı sırasında yaşanmış. Fahr-i Kâinât Efendimiz bu gibi durumlarla nübüvvet hayatı boyunca çokça karşılaşmıştı. Câbir -radıyallâhuanh- Hendek Savaşı gününde kazdıkları siperden bahsederken şunları söyler. Sonra ayağa kalktı, açlıktan karnına taş bağlamıştı. Üç gün müddetle hiçbir şey yemeksizin orada kalmıştık. (Buhârî, Megâzî, 29). Sen nasıl eşkıyasın bre be, her şeyi biliyorsun git o zaman sende şu keltoşla ve derviş ol. Derviş biraz daha utanıp, kardaş kusura kalma benim yüzümden azar işittin hakkını helal et. Eşkıya başı daha da çileden çıkmış; bak, bak şuna hem eziyet görüyor, hem de helallik istiyor, nasıl oluyor bre. Derviş ağam sen kesemdekine bak, o benim için en değerli olan şey yani kuru ekmek onu alda arkadaşları da beni tartakladığın gibi tartaklayıp haklarına girme istersen. Bu dünya fani, üç günlük dünya için kırma arkadaşlarını. Dünyadan insanın götürebileceği en büyük yük, insan(kul) hakkı, Allah bana kul hakkıyla gelmeyin de diğerleri benim katımda bana hakkıyla tövbe edeni bağışlarım buyuruyor. Eşkıya başı o zaman biraz daha sakin bir biçin de sormuş dervişe, peki neden mahcup etmeyin dedin öyleyse; şimdi karnıma açlıktan bağladığım o taş var ya onu ben Efendimiz(s.a.v) benzemek için acıktığımda yapıyorum. Bu durumu bilen birisi içinizden çıkar ve ben mahcup olurum diyeydi. Sizin mahcup olmanıza gelince, benim üzerimdeki bu şeyi değerli bir şey görüp sevinmeniz ve sonrasında gördüğünüz ve düştüğünüz bu durumdandır. Eşkıya başı dervişe sordu, sen o yüzden mi bize böyle davrandın, derviş mahcup, mahcup evet dedi ve ekledi; biz dervişler dünyada bir tek Allah’tan korkarız. Ne despot davranan ve eşkıyalık yapanlardan, ne de elindeki silahla (yetkiyle) insanlara zulmedenden. Biz onlara bile dua ederiz ıslah olmaları için, olmazlarsa da insanlığın emniyeti için. Zulümle abat olanın, sonu berbat olur atasözünü size de hatırlatırım ve dünyanın en iyi insanı olmak ve dua almak varken bu zulüm ve despotluk ne diyedir diye naçizane sorarım sizlere. Dünya iki çeşit insanı unutmaz efendiler, iyi ve kötü insanı ama bir farkla; birine dua, diğerine beddua ederek, şimdi hangisi olmak istersiniz. İyi ve dürüst birileri olacağınıza inanıyor ve hepinizi iyilerle haşrolamaya davet ediyorum.
Kalın huzur ve sağlıcakla.

Kilic_kaya29@mynet.com



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık