Mehmet Ali KEMAL

Cennetlik adam


Mehmet Ali KEMAL
25 Mart 2016 Cuma 15:57
Enes İbni Malik r.a. anlatıyor: Peygamberimiz s.a.v.döneminde geçen bir
olayı şöyle anlatıyor:- Bir gün camide Peygamberimiz’in etrafında halka olmuş
oturuyorduk. Bize Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyor onlarla ilgili açıklamalar
yapıyordu. Birden konuşmasını kesti. “Şimdi şu yoldan Cennet’e girmeye layık
bir adam gelecek.” diyerek mescidin o yola bakan kapısına işaret etti. Biz de
dönüp o tarafa baktık. Kapıdan herkesin yakından tanıdığı, Medine’li bir adam
girdi. İşin garibi, yakından tanıdığımız bu adamın Peygamberimiz’in bu büyük
müjdesine layık bir özelliği olabileceğini zannetmezdik. Çünkü basit bir hayatı
vardı ve çok önemli bir iş yaptığını görmemiştik.
Adam mescide girerken, halinden yeni abdest aldığı
anlaşılıyordu. Bir kenara çekildi, biraz namaz kıldı. Hareketlerinde
dikkat çekici herhangi bir durum yoktu. Namazını
bitirince geldiği kapıdan çıkıp gitti. Biz hepimiz
dikkatle ona bakmıştık. Ne uzun uzun namaz kılmıştı ne
de namaz içinde dikkatimizi çekecek bir hali vardı.
Adam mescitten çıktıktan sonra, biz yine Peygamber
Efendimiz’e yöneldik. Söylediği hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorduk.
Ama Allah Rasulü, adam gittikten sonra bu
konu ile ilgili başka hiçbir şey söylemedi. O konu öylece
kapandı gitti.
Ancak Peygamberimiz’in bu adam ile ilgili söylediği şeyler bütün gün kafama
takıldı. Ne yapmıştı da böylesine bir ödülü, yani Cennet’i hak etmişti. O
günün gecesinde de bu merakımı yenemedim.
Ertesi gün biz yine Hazreti Peygamber’in etrafında halka olmuştuk ve onu
dinliyorduk. Birden, dün olduğu gibi, Sevgili Peygamberimiz s.a.v.mübarek
sözlerini kesti ve:
“Şimdi şu kapıdan Cennetlik bir adam girecek.” dedi. Aynen dün işaret
ettiği kapıyı parmağıyla gösteriyordu. O kapıdan yine dünkü hepimizin tanıdığı
Medine’li adam girdi. Ne eksik ne de fazla, bir önceki gün ne yaptıysa
aynı şeyleri yaptı. Bizim o adam ile ilgili merakımız bir kat daha artmıştı.
Gözlerimizi ondan ayıramıyorduk. Namazını kıldı ve dünkü gibi çıktı gitti.
Biz de kaldığımız yerden sohbeti dinlemeye devam ettik.
Üçüncü gün de aynı şeyler tekrarlandı.
Artık bu olaylar bende dayanılmaz bir merak uyandırmıştı. Ne yapıp edip,
bu merakımı mutlaka yenmeliydim. Adamı takip edip ne yaptığını nasıl davrandığını
öğrenebilirdim. Ona Cennet’i kazandıran neydi? Ben de Cennet’e girmeyi
ne kadar isterdim! Hele bunun müjdesini dünyada iken almak ne büyük bir
mutluluktu! Belki o ne yapıyorsa ben de aynısını yapar, buna ulaşabilirdim.
Ama nasıl?
Biraz düşündüm. Bir çare bulmalıydım. Adam başka bir gün yine namazını
bitirmiş çıkmaya hazırlanıyordu. O çıkınca hemen peşine takıldım. Evine
kadar öylece yürüdüm. Evinin kapısının önünde biraz bekledim. Sonra kapıya
vurdum. Kendisi çıktı ve ne istediğimi sordu. Ben de:
- Şu an gidecek bir yerim yok. Beni birkaç günlüğüne misafir edebilir misin?
Dedim.
Gülümsedi ve beni evine aldı.
Medineli bu adamın evinde üç gün kaldım. Gerçekten bana çok misafirperverce
davrandı. İmkânları ölçüsünde ikramda hiç kusur etmedi. İlk gün kendi
kendime şöyle düşünmüştüm: Bu yeni arkadaşımı sadece gündüzleri yaptığı
işlerle değerlendirmemeliyim. Geceleri sabaha kadar ibadet ediyor olabilir.
Kimbilir bütün geceyi ayakta geçiriyordur, Kur’an okuyor ve Cenab-ı Hakk’a
dua dua yalvarıyordur. Öyleyse gecesini de görmeliydim.
O gece biraz konuştuktan sonra istirahata çekildik. Arkadaşım yattıktan
biraz sonra derin bir uykuya daldı. Sabah namazından az önce beni de uyandırdı
ve namazı Peygamber Efendimiz’in arkasında kılmak için camiye gidebileceğimizi
söyledi. İşte gece de böyle geçmişti.
Ben yine beklediğimi bulamamıştım. Bir ara aklımdan evinde kalış sebebimi
söylemek geçti. Sonra bundan vazgeçtim. Ama doğrusu, hâlâ merakımı
yenememiştim.
Dördüncü gün sabah kahvaltısı yapıyorduk. Ben işin aslını anlamak için
artık daha fazla bekleyemeyecektim:
- Değerli dostum, diye söze başladım.
- Ben, aslında, senin nasıl bir insan olduğunu anlamak için evinde misafir
oldum. Çünkü birkaç gün önce mescide namaz kılmak için geldiğinde Allah
Rasülü daha önce kimseye söylemediği bir şeyi senin için söyledi. Böylesine bir
övgüyü nasıl kazandığın beni çok meraklandırdı. Allah Rasülü’nün senin hakkında
“Cennetlik bir adam” övgüsü, gerçekten ne büyük bir iltifat.
Adam benim sözlerimi dinleyince gözleri yaşla doldu. Sonra:- Dostum, işte
ben senin birkaç gündür gördüğün insanım. Bundan daha fazla bir özelliğim
yok. Başka bir şey söylemedi. Ben kendisine çok teşekkür ederek ayrılmaya hazırlandım.
Ama içimdeki merakı giderememiştim. “Bu adamda mutlaka
benim sezemediğim bir şey var.” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Kapıya doğru yürüdüm. Tam çıkacakken, arkamdan seslendi. Hemen döndüm.
Yanıma kadar geldi. Elini omzuma koydu.
- Sevgili dostum! Merakını yenemediğini biliyorum. Ben senin gördüğünden
fazla bir özellik taşımıyorum. Ancak şu var ki, bana kötülük bile edilse
kimse hakkında kötülük düşünmüyorum. Ayrıca bazı üstünlükler ve güzelliklere
sahip kimseleri de kıskanmıyorum. Çünkü bunları veren Allah’tır.
Bunlar beni her zaman daha mutlu ve huzurlu yapıyor. Ben işte şimdi sırtımdan
bir yük kalkmış gibi rahatlamıştım. İşte benim aradığım özellik
buydu:- Aziz dostum! İşte sen bu övgüye bu temiz kalbinle ulaşmışsın. Allah’ın
Sevgili Peygamberi ne kadar doğru söylemiş! Diyerek evden gönül rahatlığıyla
ayrıldım.
A.Bin Hanbel Müsned

* GErçek MEDYA Gazetesi 22 Mayıs 2015 tarih, 330.sayısında yayınlanmıştır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık