İsa DOGAN

BAŞBAKAN NEDEN S&P’YE ÇIKIŞTI


İsa DOGAN
10 Mayıs 2012 Perşembe 21:25
Başbakanın S&P'ye çıkışına medyanın yeterince yer vermemesini anlamakta güçlük çekiyorum. Oysa bu tür kuruluşların ülkemize verdikleri zararları tahmin dahi edemezsiniz. Bu tür kuruluşlar esas anlamıyla "avcı" kuruluşlardır. Ucuz parayla yüksek gelir hedefleyenlerin röportörleridir bir anlamda. Yani soygunun meşruiyetini sağlamak için tasarlanmış, organize edilmiş uluslararası kuruluşlardır bunlar. Arkalarında dev finansal şirketler olduğundan kimse yüksek sesle karşı çıkamıyor, direnemiyor.  Bu kuruluşların en fazla kar ettiği, ettirdiği piyasalar Türkiye gibi gelişmekte olan, sağlam yapılanmaya doğru adımlar atan ama uluslararası kredibilitesi hala yetersiz görünen, kuzey güney ayrımına uğrayan, tarihsel ve siyasal ön yargıların hedefi olan,  bu sebeple de yüksek faizden borçlanan ülkelerdir.  Peki, neye göre bu ülkeler sınıflara ayrılıyor? Üretime göre mi? Milli gelire göre mi? Kamu harcamalarının oranına göre mi? Cari açık veya enflasyona göre mi?   Hepsinden biraz var ama esas neden siyasi ve de ekonomik çıkar ilişkisidir.  Düşünsenize! Sizi hor görmeyi bir kültür haline getirmiş olanlardan size not vermesini istiyorsunuz!  Yunanistan’nın, İrlanda’nın, İzlanda’nın reel sektörünü Türkiye ile kıyaslamanız dahi mümkün değilken nasıl oluyor da bizden daha az faiz (bugün için Yunanistan hariç) oranıyla borçlanmasına izin verebiliyorlar?  Sadece AB üyesi olmakla nasıl oluyor da güçlü ekonomilere dönüşebiliyorlar? Mesele sadece siyasi de ondan! Bir dönüşüm söz konusu değil. Sadece ucuz borçlanma ve hibe kredileri ile sağlanan ama reel sektörü hala zayıf, çalışmayı sevmeyen, tüketici bir halk kitlesini eritme anlayışı. Nihayetinde bir ulusun aşağılanışı!  Türkiye potansiyeli olan ama engellenen bir ülke. Büyüdükçe, geliştikçe daha farklı engeller de çıkacak. Çünkü siz büyüdükçe birileri küçülmek durumda olacak.  Bugün Türkiye’nin Dış Ticareti geçmişe oranla çok çeşitlendi. Daha bundan 5-6 yıl öncesine kadar %60'a yakın oranda AB ülkelerine ihracat bağımlılığımız var iken bugün bu oran %40 'a düştü. Demek ki oluyormuş! Her ülke gibi bizim de bağımlılıklarımız var. Ama önemli olan bunu çeşitlendirebilmektir. Bağımlılıklarımızı çeşitlendirmek zorundayız!  S&P ve benzeri şirketlerin itibarının pek kaldığını da söylemek zor. Çünkü yakın geçmişte yaptıkları hatalar veya da göz yumdukları gerçekler affedilemez boyutta. Düne kadar Yunanistan'ın notu en yüksek seviyelerde değil miydi? Peki, ne oldu? Gözleri mi bağlıydı bu kuruluşların yoksa "gemi batmadan kimsenin geminin su aldığından haberi olmaz" düşüncesiyle lakayt, ciddiyetsiz mi çalıştılar?  Türkiye bugün yürüdüğü yoldan yürümeye devam etmelidir. Birileri engeller çıkarmaya çalışsa da gidilen yol doğru yol.  Son zamanlarda iki yenilik daha yapıldı. Yine üstün körü bir şekilde tartışıldı.  Altının munzam karşılık olarak kabul edilmesi ve Bireysel emeklilik siteminde yapılan düzenlemeler: Burada özellikle altının munzam karşılık olarak kabul edilmesinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu düzenleme ile ekonomiye girmeyen yastık altı tabir edilen altınların ekonomiye sokulması sağlanacak. Bu söylenen rakamlarla 300 milyar dolarlık bir rakamsal büyüklüğün ekonominin çarkları arasına sokulması demek ki bu aynı zamanda ülke tasarruf oranlarını yukarı çıkaracak, işletmelere ucuz faizli kredi olanağı sağlayacak, merkez bankasını altın cinsinden gelecekteki kur savaşlarında güçlü kılacak. Türkiye en son yaşanan dünya finansal krizinde de yaptığı gibi kendi reçeteleriyle düştüğü çukurdan çıkabiliyor, ayağa kalkabiliyor. Bize emeklemeyi yürüme diye yutturanlara da buradan yazıklar olsun demek geliyor! Yıllarca özgüvenimizi yerlerde süründürenler, tek çıkış yolunun “Batı” olduğunu bu uğurda her yolun caiz olduğunu söylediler. Oysa “Batı” nereden baktığınızla alakalı bir kavram. Bize “beni takip et” diyenler yanımızdan, yamacımızdan geçerken, menfaat sağlarken nasılda duyu organlarımızı köreltmişler. Netice itibariyle S&P gibi derecelendirme kuruluşlarının ciddiyetsizliklerinin halka maliyeti göz ardı edilemez. Yanlış Notlar yüzünden daha yüksek faiz ödüyoruz: Yani halk için harcanacak paralar haksız yere hak etmediğimiz faiz oranları yüzünden faize gidiyor. Türkiye artık faizden kolay para kazanılan, borca mahkum edilen, kapılarda 70 cent’e muhtaç edilen bir ülke olmak istemiyor. Artık takip eden değil edilen olma zamanı. Zira benliğimizde, tarihimizde olan da bu. Büyüdükçe, geliştikçe bilinçlenecek, bilgileneceğiz. Bilgilendikçe de ufkumuz genişleyecek, ufkumuz genişledikçe sesimizin ulaştığı yere değil ufkumuz ulaştığı yerlere kadar gidebileceğiz. Türkiye sanayi devrimini ve de bilgi çağını geç fark etti, fark ettirildi. O yüzden yarışa geç başladık. Ama biz maraton koşucusuyuz 100 m değil; kısa zamanda yorulmayacak kaybettiğimiz zamanı ve de yolları sabırla, özgüvenle telafi edeceğiz. İşte birilerinin korktuğu da bizim maratoncu kimliğimizin ön plana çıkmasıdır.
----------------------------
Bugünlerde başka bir siyasi konu da “Başkanlık sistemi” Daha önce bu konuyla alakalı bir yazı kaleme almıştım. Kısaca tekrar etmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığının seçimle seçileceği yerde siz kabul etmeseniz de zaten fiili bir yarı başkanlık sistemi oluşacak. Adı parlamenter sistem olarak da devam etse, sistemin siyasi etkileri ve de oluşturacağı siyasi nüfuz alanı başkanlık sitemi gibi olacak. Sağlıcakla Kalın.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık