ATANMIŞ-SEÇİLMİŞ KOALİSYONUNDA SONA DOĞRU


21 Aralık 2012 Cuma 18:00
Refah Partisinin yükselişi önlenemeyince dünyayı yönetmek isteyen güçler Türkiye’de kontrollü bir değişimi planladılar.
Bir taraftan Refah Partisinin oyları artıyor, diğer taraftan tüm partilerde halkın değerlerine sahip çıkan milletvekilleri çoğunluğa geçiyordu. Yetki, halkı gerçekten temsil kabiliyetini haiz yöneticilere geçiyordu. Seçilmişlerin dönüşümü engellenemez bir noktaya gelmişti.
Bu aşamada son çare, atanmışların üstünden seçilmişlerin kontrolünü kaldırmak ve seçilmişlerin stratejik önemi haiz yetkilerini atanmışlara aktarmaktı. Basında da bu dönüşüm savunuluyordu. Dönüşümün adı,“teknokratlar hükümeti”ydi. Yani, devleti atanmışlar yönetecekti.
Bu plan seçimle iş başına gelen hükümeti devirerek değil, hükümetin yetkilerini elinden alarak uygulanacaktı.
Bu çerçevede onlarca DÜZENLEME VE DENETLEME veya ÜST ve YÜKSEK ile başlayan unvanlara sahip KURUL oluşturuldu. Hükümetin yetkileri bu kurullara aktarıldı. Kurullara özerklik verildi. Bu kurulların denetimi imkansız hale getirildi. Atama yetkisi de hükümetin alanından çıkarıldı. Merkez Bankası bile uzun yıllardır süregelen durumunun aksine, özerkliğe kavuşturuldu. Ağırlıklı olarak bu kurullara atamaların kontrolü Cumhurbaşkanındaydı. Üst Kurullardan tek demokratik olanı RTÜK idi. Çünkü RTÜK üyelerinin tümünü TBMM seçiyordu.
Ak Parti iktidara gelince, elinde ciddi etkinliği olmayan, yetkileri tırpanlanmış, eldeki yetkileri de baskı altına almaya çalışan etkin bir cuntanın olduğu bir ortam devraldı. Plan önemli ölçüde yürürlüğe konmuştu.
Hükümet iktidarı ele alabilmek için meşhur kurulları kontrol altına almaya çalıştı. BDDK’yı denetleme yetkisi bile yoktu. Hükümet bir kanun çıkararak BDDK’nın gelirinden bir kısmını vergi olarak ödemesine karar verdi. Böylece dolaylı olarak BDDK’nın gelirini kontrol imkanı ortaya çıktı. Ancak çalışmalar çok yetersizdi. Sistem iyi tahkim edilmişti.
Sistemi çözmenin tek yolu Cumhurbaşkanının değişmesiydi. Bunu karşı taraf da biliyordu. Sistemin en önemli emniyet supabı Cumhurbaşkanıydı. Bu sebeple genel seçimler olur olmaz, 4 yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışılmaya başlandı. Tek hedef, Cumhurbaşkanlığı seçimini seçilen meclise yaptırmamaktı. Bunun için Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bir erken seçim şarttı.
367 krizini hatırlarsınız. Son raddede meclise Cumhurbaşkanını seçtirmemeyi başardılar.
Ancak millet oyunu bozdu ve hem yeni Cumhurbaşkanını seçecek meclisi çok iyi dizayn etti, hem de peşine Cumhurbaşkanını seçmeyi millete bıraktı.
Aradan geçen yıllarda birçok değişiklik oldu. Anayasa paketiyle HSYK’nın yapısı değişti. Bürokrasinin direnci önemli ölçüde kırıldı. Ancak iş henüz bitmedi.
Önce DDK’ya bu üst kurullarla ilgili bir rapor hazırlatıldı. Üst kurulların sakıncaları ortaya çıktı. Bir ay kadar önce TAPDK’nin (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu) yetkileri elinden alınıp bakanlıklara dağıtıldı. Bu bir başlangıç. Seçilmişlerle atanmışların mecburi koalisyonunda sona geliyoruz.
Şimdi seçilmiş hükümetin yetkilerini kullanmasına engel olan diğer kurum ve kurulların da kaldırılması gerekiyor. Tam demokrasi için en önemli engellerden biri daha kaldırılmaya başlandı.
Yapacak biraz daha iş var. İşler bitene kadar hükümete süre vereceğiz. Tabii ki işleri yapmaya devam ettikleri sürece.
Selam, hidayete tabi olanlara…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık