İsa DOGAN

100 METRE Mİ, MARATON MU?


İsa DOGAN
25 Şubat 2011 Cuma 20:29

Değerli dostlar,


Sadece yazmak için yazı yazmamaya gayret ediyorum. Elimden geldiğince gündemden farklı bakış  açıları ile  yorumlar yapmaya, sorulmadık soruları sormaya çalışıyorum.
Bazılarımızın sevmediği kavramlar, fark edilmeden hayatımızın içinde  vazgeçilmez olarak yerediniyorlar. İster istemez daha fazla bilgiye sahip olmak durumunda kalıyoruz. 20 yıl önce ile bugün arasında cahil-bilen ayrımında çok daha farklı boyutlar söz konusudur.
Yakın geçmişte  bürokrasi-siyaset-piyasa sıralamasına göre bir ülkede gündem belirlenirken bugün tam tersi bir sıralama söz konusu.
Yakın geçmişte  telefon dahi çok lüks bir tüketim iken bugün cep telefonundan internetle haberleşme aracı olarak kolaylıkla kullanılabiliyor. Bugün bu imkanlara ucuz erişebilmemiz geldiğimiz nokta açısından önemli bir veridir.
Kültürel bağlamda yaşanılan değişim teknoloji ile paralel olarak hissedilebilir boyuttadır. Lise çağındaki gençliğin  giyim ve davranış tarzları amerikan filmlerini  çağrıştırır boyuttadır.
Teknoloji ile  parelel değişen insan hayatı  felsefi altyapısı olmayan  kişisel gelişimin doğurduğu üretkenlikten yoksun, tembel, uyuşuk, vurdumduymaz  karakterler  üretiyor. Eğiten aile değil, Televizyon ve İnternet...

Değerli Dostlar,
Üretken olmayan toplumların atılımları 100 metrelik mesafe koşucuları gibidir: Oysa asıl olan maratondur.100 metrelik koşucular maraton koşamazlar.
Bilmeyene anlatmak çok zordur!
Bu nedenle siyasetçilerin işi kolay değildir.
Herkesin kendi pencerelerinden bakmasını  isterler ama farkında olmadan karşısındakileri  kendileri gibi zannederler.
Bilimsel olarak hesaplanan bir olgu, sıradan vatandaş için bir anlam ifade etmeyebilir.
Örneğin:
Bir yol projesi yapılacaktır. Projenin bir kaç hedefi vardır. Ulaşımda kolaylık, kaza riskini azaltmak ve de yeni yoldan sağlanacak tasarruf ve gelir.
Bilmeyene Ulaşımda kolaylığı, kaza riskini anlatırsınız da tasarruf ve geliri anlatmanız çok zor olabilir. Oysaki bu yolun finansmanını soranlara cevap da bu noktada yatmaktadır.
Yol, yatırım  getirir, yatırım vergi geliri  getirir. Yol, daha az akaryakıt  tüketimi sağlar, bu da daha az ithal girdi ve daha az döviz bağımlılığı ve de daha az borçlanma gereği sağlar.

Değerli Dostlar,
Batı denen gelişmişlik olgusunun altında yatan en büyük neden  gelişimini doğru felsefi altyapı ile tamamlamasıdır.
Önce orta çağı yaşayacaksın, sonra rönesansı, sonra da merkantalizmi ve buna bağlı sanayi gereksinimini yaşayacaksın. En nihayetinde ürettiklerini satmak için  Pazar kavgasını ve buna bağlı olarak emperyalist düşünceyi hakim kılacaksın.
Ortaçağı veya Rönesansı yaşamamış bir Avrupa bugün bu noktada olamazdı.
Yani tüm safhaları yaşayarak mental alt yapıyı oluşturabilirsiniz.

Ben burada bizim de aynı süreci yaşamamız gerektiğini söylemiyorum. Bilakis bizim de farklı süreçleri yaşayarak aynı gelişmişlik seviyesine gelmemiz gerekirdi.
Japonya’nın gelişim süreci gibi..
Günümüzde yurt dışından ithal edilen yöneticilerden istenilen tek şey sahip olduğu mantaliteyi, yani batı kültürünü  aşılaması ve aynı başarıyı sağlayabilmesi. Ama!  Bu kolay yoldan mental transferi istenilen hedefe ulaştıramamaktadır.
Neden?
Çünkü  bu dönüşüm sadece yönetici ile olmaz. Tüm muhatap kesimlerin de aynı mantaliteye sahip olması gerekiyor. Böyle bir  dönüşümde kısa zamanda oluşamaz.
Barselona’nın teknik direktörünü getirirseniz ve ondan Barselona gibi futbol oynatmasını beklerseniz  kendinizi aldatırsınız.
Maki ikliminde  tropikal meyve  yetiştiremezsiniz!
Yani her olguyu batıdan alıp kendimize uygulamamız da doğru değil. Başkalarının doğruları size uymayabilir.
Kendi doğrularımızı kendi iklimimizde oluşturmamız daha doğru olur. Tabi evrensel doğruları da ihmal etmememiz gerekiyor.
Değerli Dostlar,
Tarih zamanın  oluşturduğu milyonlarca detayın teşekkülünden meydana gelir. Yerimiz belli, duruşumuz  belli. Değişirken kendi temellerimiz üzerine değişmeliyiz. Kanunlarımız da, siyasal, ekonomik, sosyal modellerimiz de mantalitemize uygun olmalı. Aksi halde sistemin dışına taşma olur ve de biz  taşanları  hain diye mahkum edebiliriz. Oysa  onlar  batı ayakkabısını giyemeyenlerdir sadece.
Tıpkı dün asıp da bugün kahraman yaptıklarımız gibi!

Geçenlerde bir gazetede güzel bir  bilgi okumuştum. Sizlerle paylaşmak istiyorum.
10 yıl önce 100 000 TL’nin aylık faizi   4.600,- TL
Şimdi 100 000,- Tl’nin aylık faizi          600,- TL civarı
10 yıl önce asgari ücret 140 TL
Şimdi ise 620 TL

Yani 10 yıl önce parası olan faiz geliri ile kat be kat zengin oluyorken ve de örneğe göre 33 kat fazla faiz geliri sağlıyorken, bugün  aynı örneğe göre  faiz gelirinin asgari ücrete oranı birebirdir.
Aynı kıyaslamayı dolara göre yaparsak daha da anlamlı sonuçlar alabiliriz.
2001 yılı ocak ayında Asgari ücret  Dolar olarak  210 Dolar iken. Bugün 2011 Ocak ayı itibari ile 405 Dolar civarındadır.
Şimdi sormak lazım, dün mü daha adil bir gelir bölüşümü vardı bugün mü?
Dün mü çalışanlar sinek gibi eziliyordu bugün mü?
Nerden nereye !!!
Fakirlik, azgelişmiş ve de gelişmekte olan ülkelerin kronik bir sorunudur. Soru, neden cumhuriyet tarihi boyunca azgelişmiş veya diğer bir aldatıcı adıyla gelişmekte olan ülke olarak bugünlere geldiğimizdir.
Sorun niteliksiz insan sorunudur. Niteliksiz insanların yoğun olduğu yerde yoksulluk, işsizlik kaçınılmazdır.
Yani işsizliği çözmek öyle bir kaç yılla, hatta 10 yıllarla  olacak şey değil.
Çünkü sorun taa dedelerimiz zamanından beri kartopu gibi toplanarak büyüyen bir sorun.
Bir seçim kazanmak için tüm olanaklarıyla tavizler dağıtanlar için yukarıdaki örnek  iyi bir bakış açısı sunabilir ama bunu göremezler. Çünkü hedef 100 metredir, maraton değil.
Haziran ayında halkımız 100 metreyi mi  maratonu mu seçecek hep beraber  göreceğiz!
Sağlıcakla kalın!

İsa Doğan



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık